Erol Sunat

Erol Sunat

Damadın hikayesi

Damadın hikayesi

Uzun uzun zaman önce memleketin birinde kendi halinde kimsenin etlisine sütlüsüne karışmayan, yalan bilmeyen, doğru mu doğru insanların yaşadığı bir şehir varmış. Bu şehrin sur civarı mahallelerinden birinde yaşayan bir delikanlı, şehre sonradan gelen bir ailenin kızına sevdalanmış. Bedestende Bedesten Ağasının yanında çalışan delikanlı, bu sevdasını baba bildiği Bedesten Ağasına açmış. Ağam demiş, anam babam çok yaşlı, ablalarım evli, eniştelerimin kibir ve gururları yüksek, bu kızı senden başkası isteyemez, gel bana babalık yap.

Bedesten Ağası, o aileyi bilirim demiş, iyi düşündün mü, istersen hemen karar verme, bir daha düşün. Delikanlı çok düşündüm Ağam demiş, o kızın da bende gönlü var. Ağa tamam delikanlım demiş, haber gönder, yarın isteyelim o kızı. Koskoca Bedesten Ağası, kızın evine gelince kızın ailesi pervane olmuşlar... Ağa, bu delikanlı benim Bedestende elim ayağım, sağ kolum demiş, senin kızına sevdalanmış. Allah’ın emri, Peygamberin kavliyle kızını oğluma isterim. Kızın babası verdim ağam demiş, mutlu olsunlar, geçinip gitsinler. Düğün dernek olmuş, Bedesten Ağası evlerinden birini otursunlar diye delikanlı ve evlendiği kıza vermiş.

Gelin kız, bak demiş seni sevmedim değil, ancak seni sevmem anneni, babanı da seveceğim anlamına gelmez. Hele o ablalarını hiç sevmedim. Dünya kadar laf sokuşturdular. Hepsini yazdım bir kenara. Benim de ablalarım var. Onlara giderim. Ağabeylerimi ziyaret ederim. Delikanlı ailenin en küçüğü olduğundan yaşlı anne ve babasına bakmış evlenene kadar. Onun bu ilgisi ve sevgisi herkesin takdirin kazanmış. Allah herkese böyle bir evlat nasip etsin demişler. Lakin gelin ters. Kardeşlerinin ve ana-babasının etkisinde fazla kalıyor. Yürümez bu evlilik amma, hayırlısı olsun.

Damat ey sevdiğim demiş, ben anladım seni. Ne zaman yardım etmeye niyetlendin o zaman et. Yeter ki yüzün den gülüşün eksilmesin. Kız kendi içinde başlamış olan biteni tartmaya. Ne yapıyorum ben demiş, yanlışlar içindeyim demiş. Ancak kardeşlerinin ısrarını yenememiş. Kardeşleriyle görüştükten donra adeta bir başka insan olup çıkıyormuş. Kızın ailesi damadın yüzünün yumuşaklığından da faydalanıp ona ticaret dahil birçok işi yaptırmaktan çekinmiyorlarmış. Özellikle kızın anası ve babası kendi akrabalarının ağır laflarına bile aldırmıyorlarmış.

Damadın halini yakından takip eden Bedesten Ağası, delikanlım demiş, bu aileye bir hayır de, olmaz de, yapamama de. Birgün gelecek dayanamayacaksın. Yumuşak tabiatlı insan patlarsa kıyamet kopar. İşi o raddelere kadar götürme. Delikanlı hiçbir şey söylemeden çıkmış dışarı. Mahalledeki kadınlar birlik olmuşlar, çalmışlar gelin kızın kapısını. Gelin kız hayırdır demiş baskına geldiniz galiba gelin bakalım anlatın derdinizi. Kadınların en yaşlı olanı, sana demiş yazıklar olsun. Senin bu yaptığın terbiyesizlik. Kocanın anasını babasını saymazsın. Hasta olduklarında ziyaret etmezsin. Sıcak bir çorba pişirmezsin. Kimsin sen, ne özelliğin var?

Ya kendine gel ya kendini topla değilse biz yapacağımızı yaparız. Gelin kız işte bu biraz zor demiş kocamla benim geçimim çok iyi o benden, ben ondan razıyım. Duydunuz mu onun ağzından benim hakkımda bir şikâyet? Biz severek evlendik. Şimdi çıkın evimden. Kadınlar terbiyesiz demişler, görgüsüz demişler. Senin anan baban sana hiç mi terbiye vermedi dediler. Gelin kız bağırmış, kadınlar bağırmış. Bu bağırışla mahallede çınlamış. Bütün şehre yayılmış.

Delikanlı bir süre sonra düşünmeye başlamış. Karısına, yarın demiş benim çok işim var. Anam ve babamın yanına bir var, ne dertleri varsa bir dinle. Hiç mi hatırım yok. Gelin kız olur demiş. Sabah evden çıkmış yolunu değiştirip, çalmış küçük ablasının kapısını. Damat adım adım karısını izlemiş. Bedestene vardığında hemen Bedesten Ağasını bulmuş. Ağam demiş bana üç beş gün izin versen. Ağa çekmiş delikanlıyı bir kenara bir süre konuştuktan sonra Delikanlı atlamış atına, çıkmış şehirden dışarı. Aradan üç gün geçmiş, gelin kız ve ailesi panik olmuşlar. Damadın ailesi bilgi sahibi değilmiş. Bedesten Ağası ser verip sır vermeden benden demiş izin istedi verdim. Atladı atına gidiş o gidiş.

Kızın babası dünya kadar işimiz vardı demiş. Hepsi yığıldı kaldı. Kızın ablaları, ağabeyleri bizim de işlerimiz kaldı, nerede bu damat? Gelin kızın aklı karışmış aklına mahalledeki kadınlar gelmiş. Yaptıkları gelmiş. İki yıla yakın devam eden evliliklerini başından beri başlamış gözden geçirmeye.

Aradan on gün geçmiş aileler endişe içerisinde bekleşmeye başlamışlar. On gün sonra Kadı Efendi gelin kızı ve ailesini çağırmış huzuruna. Kızın babası Kadı Efendi Hazretleri demiş damadın yapacağı dünya kadar iş vardı. Merak ettik, durumu ne? Sağdır inşallah. Gelin kız sessizce ağlıyormuş.

Kadı Efendi, çağırın damadı demiş. O da gelsin huzuruma. Damat girmiş huzura, Kadı Efendi söyle evladım demiş nedir şikâyetin. Damat Efendim demiş ben on gün evliliğimi gözden geçirdim. Bu aile ne kadar angarya işleri varsa, kızlarına olan sevgimi kullanarak beni her işe koştular. Neler çektiğimi bir ben bilirim bir de Allah. En büyük şahidim Bedesten Ağası. Ağama her şeyi anlattım. Bedesten Ağası ne biliyorsa şahitli ispatlı anlatmış. Mahallenin kadınları ne gördüler, neye şahit oldularsa birebir anlatmışlar. Kızın ailesinin yüzü renkten renge girmiş. Delikanlı Kadı Efendi Hazretleri demiş ben kalbime taş basıp bu kızdan boşanmak istiyorum. Kendilerine köle yapacakları bir başka damat bulsunlar.

Kadı Efendi gelin kıza dönmüş, sen ne diyorsun demiş. Gelin kız ağlayarak haksınız Kadı Efendi Hazretleri demiş. Ben bunu çoktan hak ettim. Ablalarım ve ağabeylerimin laflarına kandım. Ne anam ne babam sende yanlış yapıyorsun diye beni uyarmadılar. Kocam ne yaptıysam itiraz etmedi. Boşayın beni efendim. Kızın babası ve ablaları her işimize koşuyordu demişler. Ne becerikli bir çocuktu. Değerini bilemedik. Kardeşimizi sürekli doldurduk. Damadın yaşlı anası babasına bir tas çorba pişirmedi. Evlerinin kapısını dahi açmadı. İyi yapmadık. Yuvası yıkıldı.

Kadı, delikanlı demiş yerden göğe haklısın. Lakin yuva yıkılmasına razı olanlardan değilim. Sana bir ay müddet. Bir ay sonra gel yanıma, hâlâ aynı düşüncedeysen sana itiraz etmeyeceğim. Şehirde bu olay duyulduğunda ortalık öyle bir çalkalanmış ki, gelin kızın ailesi aleyhine bir süre konuşulmuş, daha sonra ne oldu ne bitti hepsi unutulmuş. Bu arada kızın anasıyla babasının içinde olduğu kervanı haramiler basmış. Kervandan hiç kimse haber alamamış. On gün kadar sonra, damat uzak bir diyara Bedesten ağasının bir işi için gittiğinde yolu esir pazarına uğramış.

Bir de ne görsün kaynanası ve kayınpederi köle pazarında satılmak üzereler. Kendini belli etmeden onları satın almış. Ertesi gün yanındaki adamıyla onları aldırmış, bir kervana katılmışlar. Adam demiş ki, bundan böyle sizi satın alanın kölesi oldunuz. O nereye siz oraya. Kadın başlamış ağlamaya. Kocasına Efendi demiş biz çok ah aldık, kim bilir daha başımıza neler gelecek. Bir on gün kadar daha yol gitmişler. Gece vakti şehirlerine gelmişler. Damadın adamı yine gelmiş yanlarına sizi satın alan demiş size hürriyetinizi geri verdi artık ne esirsiniz ne de köle. Kadın, kim o adam demiş, çağır da elini öpelim. Adam serbestsiniz demiş evinize gidebilirsiniz.

Birkaç gün sonra Kadı Efendinin huzuruna çıkmışlar. Gelin kız, ben demiş çok düşündüm. Kocama geri dönmek dilerim. Kızın anası dünyada olmaz demiş. Başımızdan dünya kadar olay geçti. Çok düşündük. Köle olduk, kölelikten kurtulduk. Kocası belki de zulmedecek köle gibi davranacak kızıma. Kadı damadı çağırmış. Sen ne diyorsun demiş. Damat ben demiş bu kızı çok sevdim Kadı Efendi Hazretleri, bir türlü karar veremedim.

Kadı, gelin kız hamile demiş. Söylemeyecektim amma, seni sevdim. Bu kız alacağı dersi almışa benzer. Kızın babası biz razı değiliz Kadı Efendi demiş. Kadı, üç gün önce sende karında köleydin Efendi demiş. Kim kurtardı sizi, damat, kim getirdi bu şehre, damat, kim kavuşturdu sizi hürlüğe yine damat. Sen Allah’tan da korkmaz, utanmaz mısın efendi. Çıkın gidin huzurumdan. Bu çocukların mutluluğunu da gölge etmeyin.

Anlatırlar ki; Bir daha o gelin kızın ailesinden damada hiç kimse en basitinde olsa bir iş buyuramamış. Gelin kız damattan defalarca özür dilemiş. Damadın anası ve babasının bir dediğini iki etmemiş. Çocuklarıyla birlikte mutlu mesut yaşamış gitmişler.

Şehir şehire, Damat damada, gelin kız gelin kıza, Kadı Kadıya, Bedesten Ağası Bedesten Ağasına, analar analara, babalar babalara, ablalar ablalara, ağabeyler ağabeylere, mahalleli mahalleliye benzer…

Bir kıssadır anlatılan. Her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikâyede, anlatılanlarla bir benzerlik var ise, tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…

Sürçü lisan eylediysek affola…

Bir daha ki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Erol Sunat Arşivi

Mecra

12 Haziran 2024 Çarşamba 00:02
SON YAZILAR