Yusuf Alpaslan Özdemir

Yusuf Alpaslan Özdemir

Konya’da geçen bir 28 Şubat Romanı

28 Şubat, toplumun her kademesinde etkileri şiddetli bir şekilde uzunca bir süre hissedilen yakın tarihimizin kara günlerinden biridir. Dönemin bazı muktedirlerince düzenlenen ince plânlar ve oyunlarla dini duygular istismar edilerek toplum üzerinde büyük bir baskı oluşturulmuş, çeşitli zulüm ve işkenceler sahneye konmuştu.

28 Şubat’ta yaşananlar ve tarihimizde bıraktığı izler edebiyatımızın çeşitli türlerinde de karşılık bulmuş; bu konuda pek çok hikâye, roman, şiir yazılmış; antolojiler hazırlanmıştır. Bu antolojilerden birini de, Konya’da yaşayan Abdullah Harmancı ve Mehmet Kahraman’ın hazırladığını belirtmiş olayım bu arada.

Bugün 28 Şubat külliyatına dahil edebileceğimiz bir kitaptan, İsmail Özen imzalı bir romandan bahsedeceğim: “Karlı Bir Gece Vakti’.

Balıkesir doğumlu İsmail Özen, üniversiteyi Konya Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümünde bitirdi. İki hikâye kitabının ardından bugünlerde yayınladığı ilk romanı ‘Karlı Bir Gece Vakti’nin büyük bölümü Konya’mızda olmak üzere İzmir, Ankara ve İstanbul’da geçiyor. Kazımağa’dan Camlıköşk’e, Çizgi Kitabevinden Petek Pastanesine yer ve mekânlar, şehrimizde yaşayan veya bir dönem yolu Konya’dan geçmiş birçok edebiyatçı kitapta arz-ı endam ediyor.

Roman, adını İsmet Özel’in “Karlı Bir Gece Vakti Bir Dostu Uyandırmak” şiirinden almış;

“Neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı

Karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak”

Ketebe etiketiyle çıkan ‘Karlı Bir Gece Vakti’ bir dönem romanı. 28 Şubat’ın çetrefilli ortamını, çatışmalarını genç bir üniversite öğrencisinin gözünden bugüne taşıyor. Üniversitedeki İslâmcı bir grubun hiyerarşi, zihniyet kodları ve mücadeleleri ile derin bir aşk hikâyesinin de yer aldığı 370 sayfalık romanında Konya merkezli 28 Şubat mevzuu 200. sayfadan başlıyor.

ESAT ERBİLİ VE ZAHİT KOTKU

Esat Zahit Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi ikinci sınıf öğrencisidir. Ailesi İzmir’dedir. Babası Yüksek İslâm Enstitüsü mezunu, bir dönem öğretmenlik de yapmış müflis tüccar, amca ‘bir insan Konyalı olur da nasıl Refah’a oy vermez’ diyen fanatik Refah Partili. Esat Zahit ismi de Nakşibendi Şeyhi Esat Erbili ve Zahit Kotku’dan mülhemdir.

Şeceresinden de anlaşılacağı üzere Esat İzmirliliklerine rağmen dindar ve tutucu bir aileye mensuptur, kendini de köktendinci olarak niteler, gerekçesini şöyle açıklar; “Müslüman olmak Allah’a tam bir teslimiyet gerektirir çünkü. İslâm’ın bir anlamı da teslimiyettir. Kime teslim olursanız mabudunuz odur, onun kulusunuzdur. Müslüman olmak bütünüyle Allah’a teslim olmaktır.”

Üniversitede de bu minvalde abilerin, bacıların olduğu İslâmcı bir teşkilâta katılır. Bunlar bazı cumalar kampüste, şehrin(Konya) meydanlarında ya da cami önlerinde Amerikan ve İsrail bayrakları yakan; “kenetlenerek ve vahşi bir kış denizi gibi köpürerek sloganlar atan, devrimi bekleyen” bir teşkilâttır. Meselâ teşkilâtın başındaki abi Musab’ın, Esat Zahit’in okuduğu Hukuk Fakültesine bakışı Zahit’in “tağuti sistemin saçma sapan kanunlarını öğrenmek için kendini, gençliğini heba ettiği”ni düşünmesine neden olur. Musab’la tanıştıkları ilk gün Esat, Hukuk okuyacağını söylediğinde Musab ona; “insan aklının koyduğu yasalara tabi olmak kula kulluktur” demiş ve bunun üzerine uzun bir söylev de vermiştir.

ÇOK GÜNAHKÂR BİR SES

Romanda geçen şu diyalog, teşkilâtın bakış açısını ve zihniyeti anlama bakımından örnek teşkil edebilir.

Esat Zahit’in dinlediği bir kasetle ilgili abilerden biriyle aralarında şöyle bir konuşma geçer;

“Kim bu gâvur?”

“Tom Waits diye biriymiş. Ben de ilk kez dinliyorum.”

“Çok günahkâr bir sesi var.” Dedi kulaklığı çıkardı. Önce gözlerini belertti, sonra gülümsedi. “Kirli, görkemli ve çekici. Tıpkı günahlar gibi. Ben böyle şeyleri dinlediğimde dünyaya doğru kışkırıyorum.”

“Ama bu Allah’ın yarattığı bir güzellik değil mi?” dedim. “Tıpkı gökyüzünün, dağların ve kır çiçeklerinin güzelliği gibi.”

Küçük bir kahkaha attı. “Müşrik pratiğe dini kisve giydirmek. Müslümanların en büyük problemi de bu zaten. Ama tasavvufçular çok sever böyle zırvaları.”

DİL VE KELİME SEÇİMİ

‘Karlı Bir Gece Vakti’nde buna benzer pek çok siyasi ve güncel, felsefi tartışma, dini müzakereler, tespitler yer alır. Buraya alamayacağım uzunluktaki ‘İslâmcılık’la ilgili tespitler oldukça ilginç. Kitabın 287. ve 288. sayfalarındaki bu kısmın okunmasını hassaten öneririm. İsmail Özen bilgi vermeye meraklı olduğunu kendisiyle yapılan çeşitli söyleşilerden de biliyoruz. Bu arada bir parantez açmam gerek. Özen, diğer pek çok İslâmcı gibi dilin kullanımı hususunda hassas davranmayan biri değildir. Kelime seçimi ve dil kurallarına riayette dikkatlidir. Pek çok yerde art arda ‘tebessüm etmek’ tabiri geçer, bir kez dahi ‘gülümsemek’ demez. Bu seçimin altında Peygamberimizin hadisi yatmaktadır. ’Kontrollü tebessüm’, ‘kışkırmak’ gibi ilk bakışta garip gelen ama düşününce farklı, dile zenginlik katabilecek seçimler de söz konusu onun dilinde.

Bilgilendirici uzun metinlerin dilinden bahsediyordum, bu duruma romandan bir örnek; “Sol paradigmanın kolektif öznesinin materyalist monist yaklaşımı bu prosesi çıkmaza sokmuştur.” Akademi dilini aklımıza getiririz burada ve üzülürüz. D. Mehmet Doğan hocamızın kulakları çınlamıştır(!)

AŞK HİKÂYESİ

Tekrar konuya dönelim… Esat Zahit bir gün Meram Eğitim Fakültesi önünde bir kız görür, görür görmez de kıza tutulur, kız da bakışlarıyla karşılık verir bu ilgiye, nihayet çıkmaya başlarlar. Esat Zahit’in ‘Hatice’ demeyi tercih ettiği ve roman boyunca Hatice diye anılan bu kızın gerçek ismi Ayda’dır, aslen Çanakkale doğumludur, ailesiyle uzunca bir süre İstanbul’da yaşarlar. Babası Marksittir, görüşleri nedeniyle polisten kaçmak zorunda kalır, evi terk eder. Ayda’yı annesi büyütür. Babasının onları terk etmesine gösterdiği tepki ve arkadaş çevresinden dolayı Ayda alkol ve uyuşturucuya alışır İstanbul’da. Annesi bu yüzden onu Konya Selçuk Üniversitesine(İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü) gönderir, anne de Konya’da bir firmada çalışmaya başlar.

Esat Zahit’in kıza tutkusu ve birlikte geçirdikleri zamanın artması neticesinde, toplantılara daha az katılır, okuma ve mücadelesi azalır. Bu haseplerle ikaz eder teşkilâtın abileri. Burada teşkilâtçılığın kuralları, kodları girer devreye. Esat’ın teşkilâttan uzaklaştırılmasına dair diyaloglar bu durumu somutlayıcı hüviyettedir; “Gardaş, bir meseleyi tebliğ etmemiz gerekiyor.” dedi Burhan. “Arkadaşlarla istişare ettik. Kendinde olanı değiştirinceye kadar sohbetlere gelmemenin uygun olacağını düşündük. Neyi kastettiğimi anlıyorsun değil mi?” Kastedilen Ayda ile ilişkisidir. Teşkilât, kızla ilgili bir araştırma bile yapılmıştır, kız ve ailesi sekülerdir.

28 ŞUBAT GÜNLERİNDE KONYA

Bir müddet sonra yakın tarihimizin kara lekesi 28 Şubat günleri başlar. Yaşanan zulümler, başörtüsü yürüyüşleri, polisle çatışmalar romanın aksiyon dozunu artırır. Konya’da 28 Şubat’ta neler yaşandığının, başörtüsü yürüyüşleri adeta o günleri bugüne taşır. Konya’da cereyan eden bir başörtüsü yürüyüşünü Esat’tan dinleyelim; “İlahiyat Fakültesinin bahçesi arka taraftaki Güzel Sanatlar Fakültesine kadar doluydu. Meram Yeni Yol trafiğe kapanmıştı. Daha önce katıldığım eylemlere benzemiyordu, yetmiş yaşında dedeler ellerinde Türk bayraklarıyla gelmişler, sakallarını titrete titrete slogan atıyorlardı. Yanımdaki genç belki lise öğrencisiydi. Caminin önündeki alanda üç dakikalık kısa basın bildirisi okunduktan sonra kalabalık, Meram Yeni Yol Caddesinden karşı tarafa akmaya başladı. Caddenin kenarları robocop kıyafetli polislerle doluydu. Sağ kollarımız havada, durmaksızın slogan atıyorduk: ‘Başörtüsüne uzanan eller kırılsın.”

Teşkilâtın başı Musab gördüğü işkencelerle zatürre olur, kısa süre sonra da ölür. Dönemin zulmünü göstermesi bakımından Musab’ın gördüğü işkence sahnesi oldukça manidar; “Günlerce uykusuz bırakmışlar, bazı geceler gözlerini bağlayıp dağlara çıkarmışlar, çırılçıplak soyup üstlerine kova kova su dökmüşler. İhsan abi ve Musab çok kötü zatürre olmuş, çıktıktan sonra da epey hastanede yatmışlar.”

Kötü haberler bunlarla kalmaz. Ayda’nın annesi de Esat Zahit’i arayarak kızıyla bir daha görüşmemesini ister. Ayda annesi tarafından İstanbul’a gönderilir. Esat Zahit günlerce kıza ulaşamaz, kara sevdaya tutulmuştur, hatta psikiyatri servisinde on beş gün tedavi görür.

Bir süre sonra çeşitli macera ve arayıştan sonra Ayda ile Esat Zahit kavuşurlar, hem de büyük bir değişim eşliğinde; Marksist ve kaçak kocanın karısı ve kızı, Esat Zahit ile bir başörtüsü yürüyüşüne katılırlar, ellerinde bayraklarla. Ayda(Hatice) da Esat da üniversiteye kaldıkları yerden devam edeceklerdir. Esat’ın Hatice’sine yaptığı evlenme teklifi; “Evlenip çoğalalım mı?” şeklinde yine ince mesaj yüklüdür.

&&&

‘Karlı Bir Gece Vakti’nde baştan sona Konya sokakları, yeme içme ve kültür mekânları, edebiyatçıları vardır: Çizgi ve Beyaz Kitabevleri, Koyunoğlu pasajı, Petek Pastanesi, Camlıköşk, İsmail Özen, Akif Kuruçayır, İsmail Çallı vd. Ara metinlerde ise Ali Şeriati, Seyyid Kutub, Karl Marx, Tanpınar, Borges, Cortazar vd. okuru beklemektedir. İslâmcılık, dini sorumluluklar, edebiyat dergileri, güncel siyasi olaylar ve figürler, yakın dönemde iz bırakan konular da işlenir romanda.

ROMANDAKİ GERÇEK YAŞAMLAR

Romanda anlatılanlarla İsmail Özen’in yaşamı arasında paralellikler olduğunu belirtmeden geçmeyeyim. Esat Zahit’in Ankara’da yaşayan öğretmen ablası başörtüsü nedeniyle öğretmenlikten atılmıştır. Özen’in öğretmen eşi de aynı nedenle meslekten atılmış, ağabeyi hapse girmiştir.

28 Şubat’ın etkilerini bizatihi yaşayan İsmail Özen, bu karanlık dönemin yıkıcı tesirlerini unutturmamak ve bir daha yaşanmaması adına ‘Karlı Bir Gece Vakti’ ile tarihe not düşüyor. O günleri yaşamayan gençlere ve biz Konyalılara düşense bu romanı düşüne taşına, dersler çıkararak okumak.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.