Kültürün Önünü Kesen Kesene!

İstanbul’da, Galataport'tan Taksim Meydanına uzanan "Beyoğlu Kültür Yolu" projesi, Türkiye’nin kültür ve sanat etkinliklerine ev sahipliği yapacak bir proje olarak, bu yıl içerisinde tamamlanması bekleniyor.

Ya bizde?

Biz kültür ve sanat etkinliklerine ne zaman ev sahipliği yapacağız? Var mı bizimde bir kültür yolumuz, kültüre açılan kapımız?

Bir zamanlar, Mevlana Kültür Vadimiz vardı.  Vadimiz vardı lakin, vadiye giden yolları bulamadık. O yollar varsa da, bize kapalı yollar olarak karşımıza çıktı.

Kültüre giden yolumuz yok, çizdiğimiz bir rota yok. Günübirlik rotalarla geldiğimiz yol, ne geleni, ne o yolda yürüyeni, nede yürümek isteyeni memnun etti!

Çünkü, bizde kültür bir iki adım atmaya kalktı mı, nefes nefese kalıyor garibim!

Rahat vermiyoruz, huzur vermiyoruz, arkasından koşup yakasına yapışıyor, kim dedi sana yürü diye, kimden izin aldın, geç yerine, senin sıran değil diyoruz!

Neyin sırası ise artık, Allah bilir!

Oysa bu şehirde kültürün nefes alması lazım! Hemde derin, derin..

Yolu olması lazım. yola çıkması, yola koyulması, lazım. Yol açılması, engellerin yol üzerinden çekilmesi lazım.

Kültürle ilgilenen insanımız, yöneticimiz var elbet, bu işe gönül verenlerimiz de var. Ancak yeterli değil.

Kültüre gelinceye kadar sırada şu var, bu var diyenler, o insanların her dönemde elini

kolunu bağlıyor.

Kültürün önünü kesen kesene! Kesmeyen ne kaldı ki? Parklar kesti, bahçeler kesti, kentsel dönüşümler kesti, prestijli caddeler kesti, alt ve üst geçitler kesti...

 

BİZİM KÜLTÜRE AYIRACAK ZAMANIMIZ HİÇ OLMADI Kİ!

Kültüre zaman ayrılmadı değil! Lakin, devede kulak derler ya...Hepsi, hepsi o kadar…

Oysa hepsini bir arada yürütemez miydik?

Dahası...Iskalamak hoşumuza gitti.

Atlatmaya, ötelemeye, uzak tarihler vermeye, “-ecek” ve “-acak” demeye olan tutkumuz, kültürle aramızı soğuttu.

Mesela, yüz gün yüz gece program yapmayı kültür diye anlattık!

İthal sunucular, sanatçılar, sanatkarlar getirdik, her birini kadrolu sanatçılara dönüştürdük, Kendi sanatçılarımızı unutturduk,

Kendi evlatlarımızın önünü defalarca kestik.

Projelerini rafa kaldırdık.

Kabiliyetli olanları, övdük, sen bu şehre mutlaka lazımsın dedik ama kapıdan içeri almayın diye de talimat verdik!

Kendi evlatlarımızı Türkiye tanıdı, biz onlara sahneye çıkma imkanı dahi vermedik.

Bu şehre, bu şehrin değerlerine, bu şehirde kültür ve turizm için çırpınan insanlara destek olmak, destek vermek bu kadar mı zordu?

 

KÜLTÜR VE TURİZM DEĞERLERİMİZ KEŞFEDİLMEYİ BEKLİYOR!

Direniş Karatay, Direniş Konya olamadı, arkası gelmedi...Hep birlikte Konyayız demeyi en cılız bir şekilde isteksiz bir şekilde söyleyeme çalışmamız, beklenen, arzulanan o dirilişin handikapları olarak karşımızda...

Bu şehrin dirilişi, toparlanışı ancak ve ancak özüne yani kültürüne dönmekle mümkün.

Tarihi dokusu, Anadolu’da hiçbir şehre nasip olmayacak kadar zengin bir şehre sahibiz. Bulunduğu coğrafya ona keza…

Kültür ve turizm değerleri halâ bakir, halâ keşfedilmeyi bekliyor.

Sizde kalkmış , Selçukluyu nerelerde arıyorsunuz?

Ne varsa bu şehirde var! Bütün soruların cevabı bu şehirde…

Bu şehrin kültür meselesini kördüğüm haline bizler getirmedik. Baktınız düğüm çözülmüyor, kesin o zaman! Kesin de, kültür ve turizm değerlerinin önüde, yolu da açılsın ferahlasın!

Şehir, dümdüz ova…Engebe yok, viraj yok, dolambaç yok, uçurum yok, esrarengiz vadiler yok. Herşey gözlerimizin önünde. Açın kalbinizi, açalım kalbimizi denmiştir.

Elimizdeki kültür değerlerinin, kültür mekanlarının, niçin atıl vaziyette tutulmaya devam edilmesinin bir cevabını bulan varsa beri gelsin!

Bu mekanların turşusunu kurmayı filan düşünmüyorsunuz değil mi?

 

GÖRÜCÜYE ÇIKMA MESELESİ!

Bedesten gibi bir değer kültürel olarak bir türlü görücüye çıkamadı! Oysa şehrimiz her 17 Aralık’ta yaptıklarını sergileme adına görücüye çıkmalara doyamadı! O görücü başka, bu görücü başka diyenler olabilir. 17 Aralık görücüsü, Mevlana’yı da, kültürü de ikinci plana atalı çok oldu.  Bu 17 Aralık görücülüğünü yıl içine yaymak, inanın bu şehrin dirilişine vesile olacak.

Geldik Ağustos ayına...Eylül-Ekim-Kasım derken bir bakmışsınız Aralık gelecek, yıl bitecek. Yılın yarısı zaten pandemiye gitti, yarısı da ikinci dalga diye, başka gerekçe ve mazeret dalgalarına kurban gitmese bari diye endişe edenler çok.

Zaten yapacak başka bir şeyde yok diyenler, mazeret ve gerekçe kalkanlarının ardına sığınanlar, ha...bir seferde, Allah rızası için yüzünüz kültüre dönsün!

 

KÜLTÜR DİYE BİR DERDİNİZ VARSA İSTANBUL GİBİ DAVRANIRSINIZ!

Kültür insanlarımız, sanatçılarımız, sanatkarlarımız yaprak dökümü misali bu dünyadan ayrılıyorlar. İşin en hüzünlü yönü, halâ bu insanları göremiyor olmanız!

Kültür birinci önceliğimiz değil diyen allameler, çok bilmişler, ahkam kesenler her dönem söz sahibi oldular. Kültürü gözden düşürüp, tabiri caizse bile isteye unutturdular!

Kültürün gündeme gelme çıkışlarını ise, her defasında bastırdılar, göstermelik seremonilerle geçiştirdiler. Kültür Sokağının ve Ecdad Parkının hali ahvali gibi….

Çıkmaz sokaklarda nafile turlar atmaktan, şehirde kültür durdu, tıkandı!

Umurlarında oldu mu? Keşke olsaydı!

Kültür diye bir derdiniz, bir meseleniz varsa, İstanbul gibi davranırsınız! Kültür ve Sanat etkinliklerini kendine dert edinenler, o etkinliklerin yolunu açıyor, imkanlarını seferber ediyor.

Bizim kültür ve sanatı kendine dert edinmiş olanlara ihtiyacımız olduğu gerçeği, her geçen gün kendini çok daha fazla hissettiriyor.

Pandemi dünyamızdan ve ülkemizden çekip gittiğinde, insan ruhuna hitap eden kültür ve sanata çok daha fazla ihtiyacımız olacak. Gelin bunun hazırlığını bugünden, kendi öz evlatlarınızı göz önünde bulundurarak yapmaya başlayın sevgili yöneticilerimiz!

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.