Muhammet Yavaş
Zor gelen sevgi ağır gelir...
Zor gelen sevgi ağır mı gelir gerçekten? İnsan, birini neden zor sever? Sevgi dediğimiz şey zorlaştırılması gereken, hesap kitap üzerine kurulması gereken bir duygu muydu? Oysa sevgi, en masum hâliyle insanın kalbine dokunan, karşılık beklemeden büyüyen ve menfaatin gölgesine sığınmadan yaşatılması gereken bir duyguydu.
Ne ara bu kadar zorlaştı sevmek? Ne ara bir insanı sevebilmek için önce onun makamına, mevkisine, cebindeki paraya, arkasındaki güce bakar olduk?
Sevgi gerçekten karşılıksız değil miydi? Allah için sevmek, bir insanı sahip olduklarıyla değil, olduğu hâliyle kabul etmek değil miydi? Bugün ise insan ilişkilerinin büyük bir kısmı görünmeyen hesapların, küçük menfaatlerin ve büyük beklentilerin üzerine kuruluyor. İnsanlar sohbet ediyor ama birbirini dinlemiyor, arkadaşlık kuruyor ama birbirine güvenmiyor, hayatlarını birleştiriyor ama aynı hayatın içinde birbirlerine karşı hesap tutuyor.
Güçlüden yana olmak kolay, peki ya güçsüzün yanında durabilmek?
İnsanların çoğu güçlüden yana olmayı tercih ediyor. Çünkü güç, beraberinde imkânları, itibarı ve çıkarları getiriyor. Güçlü birinin yanında bulunmak, bazen onun sahip olduklarından pay almak anlamına geliyor. Oysa asıl mesele, kimsenin yanında olmadığı bir insanın yanında durabilmek değil midir?
Bir zamanlar güçsüz insanların hâline üzülürdüm. Haksızlığa uğrayan, sesi duyulmayan, kalabalıklar içinde yalnız bırakılan insanların neden bu kadar sahipsiz olduğunu düşünürdüm. Fakat zamanla başka bir şeyi fark ettim: Artık güçlüden yana olanlara üzülüyorum.
Çünkü insan, gücü kendisine bir nimet olarak verildiğinde onunla ne yapacağını bilmiyorsa, aslında en büyük imtihanını kazandığını zannettiği yerde kaybediyor demektir. Güç, insana kapılar açabilir, insanları etrafında toplayabilir, sözünü daha fazla kişiye duyurabilir. Fakat aynı güç, insanın samimiyetini, vicdanını ve gerçek dostlarını da elinden alabilir.
Gücün olduğu yerde sevgi de mi değişir?
Bir insanın etrafında onlarca kişi olabilir. Telefonu susmayabilir, kapısı hiç boş kalmayabilir, her girdiği ortamda saygıyla karşılanabilir. Peki bunların kaçı gerçekten kendisini sevdiği için yanındadır? Kaçı makamı, parası, imkânları ve gücü ortadan kalktığında da aynı yerde duracaktır?
İşte insanın kendisine sorması gereken asıl soru budur.
Çünkü güç varken sevildiğini sanmak kolaydır. Asıl sevginin ne olduğunu insan, elindekileri kaybettiğinde anlar. Makam gider, para biter, imkânlar tükenir, kalabalıklar dağılır. Geriye ise insanın gerçek yüzünü görebildiği birkaç kişi, belki de koca bir yalnızlık kalır.
Bugün güçlüden yana olanların yarın güçsüz kaldıklarında kimin yanında bulacaklarını düşünmeden hareket etmelerine üzülüyorum. Zira dünya, kimseye sonsuza kadar aynı makamı, aynı imkânı ve aynı gücü vaat etmiyor. Dün başkalarının kapısında bekleyenler bugün kendi kapılarında insan bekleyebilir. Dün sözü dinlenenler yarın sesini duyuracak birini arayabilir.
İnsan, tam da bu yüzden gücüne değil, vicdanına güvenmeli.
Sevgi, insanın sahip olduklarına değil, kendisine duyulmalı.
Belki de en büyük yanılgımız, sevilmekle ihtiyaç duyulmayı birbirine karıştırmamızdır. Bir insanın bize ihtiyaç duyması, bizi sevdiği anlamına gelmez. Yanımızda bulunması, bizimle aynı yolda yürüdüğü anlamına da gelmez. Bazen insanlar bizi değil, bizim onlara sunduğumuz imkânları sever.
Oysa gerçek sevgi, insanın hiçbir şey sunamadığı zamanlarda da varlığını koruyabilendir. Bir makamın, bir unvanın, bir servetin arkasına saklanmadan insanın kalbine dokunabilendir.
Unutmamak gerekir ki bu dünya, güç sahiplerinin sonsuza kadar güçlü kalacağı bir yer değil. Bugün yukarıda olan yarın aşağıda, bugün alkışlanan yarın sessizliğin içinde olabilir. İnsanların birbirine yaptığı iyilik de kötülük de bir gün karşısına çıkabilir.
Ben artık güçsüzün yanında duramayan güçlüye değil, güce sahip olduğu için kendisini seveceklerini zanneden insana üzülüyorum.
Çünkü insanın en büyük kaybı parasını, makamını ya da itibarını kaybetmesi değildir. En büyük kaybı, bütün bunlara sahipken kendisini gerçekten seven insanların kim olduğunu anlayamamasıdır.
Ve belki de sevginin en ağır tarafı budur: İnsan bazen sevilmediği için değil, sevildiğini sandığı insanların aslında neyi sevdiğini çok geç anladığı için yorulur.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.