1. YAZARLAR

  2. Mustafa Balkan (Tarih Yazıları)

  3. Tarihî Mâbedlerimiz (18) 2. Bölüm
Mustafa Balkan (Tarih Yazıları)

Mustafa Balkan (Tarih Yazıları)

Yazarın Tüm Yazıları >

Tarihî Mâbedlerimiz (18) 2. Bölüm

A+A-

Şerafeddin Türbesi’ne vefâ

 

Fahreddin Paşa’nın emriyle Konya Belediyesi tarafından 1929’da dinamit kullanılarak yıkılan Şerafeddîn Türbesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce geçmişe saygı mukabili, aslına uygun olarak tekrar yapılarak Konya tarihine tekrar iadesi sağlandı.

 

 

TÜRBE DİNAMİTLE YIKILIYOR

Tarihçi-Yazar Caner Arabacı, haber7.com’da çıkan bir mülakatında, tek parti döneminde Şerafeddîn Camisi’nin başına gelenlerle ilgili bize şu çarpıcı bilgileri veriyor:

"Şerafeddin’in türbesi 1929'larda yıkılıyor. Konyalılar bu türbenin yıkılışını şöyle anlatıyor: Türbenin yapılışını Horasan harcıyla kardıkları için kazma ve kürekle yıkamazlar. Daha sonra dinamit patlatılarak yıkılır. Hatta o esnada itirazlar da olur patlatma camiye zarar verir diye. Türbe yıkılırken kıble duvarından da kesme taştan açıklık oluşur. Yakından dikkat edilirse kesme taş ile türbe yıkıldıktan sonraki onarılan taşın rengi farklıdır. Yeni taşlar daha açık renktedir.”

Şerafettin Camii'nin kışla olarak kullanıldığı dönemde askerlik yapan ve o camide yatıp kalkan İhsan Güzel, vefat etmeden önce camii ile ilgili çarpıcı bilgiler vermişti. Güzel, “Şerafettin Camii Kışlası'nda ne namaz kılmanıza müsaade ederler ne de yemek verirlerdi. Ailelerimizin yolluk olarak hazırladığı valizimizdeki yiyecekleri yer, onunla hayatımızı idame ettirirdik. Bizi en çok hayrete düşüren şey Camii içinde içki içerlerdi” diyordu.”

 

MAKSAT İSLÂM MEDENİYETİNİ YOK ETMEK

Bu tahribatın gerisinde batı medeniyetinin yerel maşalarının olduğunu kaydeden Arabacı, “1925-50’li yıllar arası vakıf eserlerin vakıf senedinin dışında farklı gayelerle kullanıldığını görüyoruz. Yani camiler kışla, depo, kütüphane, ahır ve müze olarak kullanılıyor. Bu bir kültürel dönüşümün sonucudur. İslam medeniyetini tehlike ve geriliğin kaynağı olarak görüp bunu baskı altına alma, dışlamaya dönük bir çalışmadır. ‘İslam medeniyeti bizi geri bıraktı. Bu geriliğin kaynağı olduğu içinde İslam medeniyetinin yok edilmesi lazım’ denildi. Tahribat tek yönlü değil. Tahribatın gerisinde batı medeniyetinin İslam medeniyetini yok etmesi ve onların yerli maşalarının çalışması var. Bu bir zihniyet sorunudur. Cami ve mescitlerde yaşanan bu tahribat sadece Konya'da değil tüm ülkede var.” ifadelerini kullanıyor.

 

ŞERAFEDDİN’İN NAAŞINI ÇUKURA ATTILAR

Tarihçi Konyalı, Şerafeddin Türbesi’nin nasıl yıkıldığını bize şöyle anlatıyor:

“Bir gün Şerafeddin Caminin bitişiğindeki Şerafeddin Türbesinin yıkımına başlanmıştı. Fahreddin Paşa’nın emir ve kumandasıyla kazmalar ve kürekler faaliyete geçmişti. Bu Selçuklu devrinin mahrutî kümbetli türbesi sanki yekpareleşmiş ve kayalaşmıştı.

Ben eski eser cellâdının gölgesi olmuştum. Onu takip ediyordum.

Selçuklu devrinin birçok kümbetleri Türklerce muhterem tutulan çadır biçiminde (mahrutî) idi. Bu türbelerin iç içe iki kubbesi vardı. Alt katlarında cenazelik denilen kısım bulunuyordu. Bu bodrumun kapısı ayrı yerden başka semte açılırdı. Cenazeler buradaki ızgaralar üzerine konurdu. Bunun üstündeki kata başka kapıdan girilirdi. Buraya aşağıdakilerin sayısınca sanduka yapılırdı. Bu sandukaların çoğu kitabeli çinilerle süslüydü. Buraya alt kattan bir pencere açılırdı. Bu katlar aynı zamanda bir mescid gibiydi. Hepsinin mihrapları vardı. Bu mihraplarda alçı şekillerle süslenmekte idi. İşte bu türbe de öyleydi. Sonradan yenilenen Şerafeddin Camiinden buraya bir de kapı vardı. Bir ara kütüphane gibi kullanılmış olacak ki, dış yüzünde “Fiha kütübün hayyimeh” âyeti okunurdu.

Korkunç yıkım işi devam ediyordu. Mahrutî kübbe erimiş, ikinci ve mescid kısmı yok olmuştu. Yıkım devam ederken Selçuk türbe mimarisinin o vakte kadar bilinmeyen bir hususiyeti ortaya çıkmıştır. Cenazeliğe konan cesetlerin neşredecekleri kötü kokuları dışarıya atmak için mimar tâ bodrum kattan itibaren hamam tüfekleri tarzında hava delikleri yapmıştı. Bu delikler bütün duvar içinden kümbetin üstüne kadar devam ediyordu. Bunları gördüm ve paşaya da gösterdim. Dinamitle devam eden yıkma işi bodrum kata gelmişti. Şerafeddin’in tabutu göründü. İçinde na’şı vardı. Belediyeciler çöp arabasıyla bu büyük Selçuklu’nun naaşını alarak bir çukura götürüp attılar.

Ben yıkım işi başlarken paşadan rica etmiştim:

“- Paşam bu türbe Konya’nın en eski Selçuk eserlerindendir. Câminin ilk bânisidir. Câmi yıkılmayacağına göre bu türbe de yıkılmasın!”

Fakat ona kimse mani olamazdı. Bu türbe câmiinden koparılarak yıkıldı ve yok edildi.”

Şerafeddin Türbesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce, geçmişe saygı mukabili olarak ve Şeyh Şerafeddin’in aziz ruhuna hürmet sadedince aslına uygun olarak tekrar yapılarak şanlı Konya tarihine tekrar iadesi, çeşitli zorluklara rağmen sağlandı. Kazı çalışmalarına katılan bir işçiden dinlemiştim. Onu sizlerle paylaşmak istedim: İlk çıkan mezar taşında haç işareti bulunuyordu. Sonraki mezar bulunduğunda etrafa o kadar güzel kokular yayıldı ki, nasıl anlatsam!”

Yapan, yaptıran ve yapılmasına ön ayak olanlardan Konya halkı son derece minnettardır.

 

--------------

Kaynakça:

Caner Arabacı, Osmanlı Dönemi Konya Medreseleri, Konya, 1998, s 284-293.

Yaşar Erdemir ve H. İbrahim Kunt, Karatay Tarih-Kültür-Sanat-1, Konya 2012, Cami ve Mescitler, s. 307-321

http://www.haber7.com/tarih-ve-fikir/haber/966636-konya-camilerinde-6-ok-bilmecesi

İ. Hakkı Konyalı, haftalık Sebil gazetesi, Eylül 1976, sayı: 38, s. 14

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT