Erol Sunat

Erol Sunat

Akran-ı yetim

Akran-ı yetim

Adamın yaşı sekseni aşmış doksana yaklaşmıştı. Ziyarete geldiği iş hanında muhasebecilik yapan oğulları vardı. İş hanının alt katında üst baş satan, gömlek satan esnaflardan biri de ahbaplarından biriydi.

Biriydi derken en az 20-25 yaş yaşlı adamdan küçüktü.

Bastonuna dayana dayana dükkândan içeriye girdi.

Esnaf, hoş gelmişsin ağabey dedi bir çay söyledi. Bir tabure uzattı. Gel, gel dedi az soluklan. Seni benim çocuklardan biri asansöre kadar götürür. Hatta senin oğlanların yanına kadarda çıkartırlar.

Yaşlı adam oturdu tabureye, gelen çaydan birkaç yudum aldıktan sonra, arkadaş dedi.

Kimin yanına gideceğimi, kimin yanına oturacağımı şaşırdım.

Hanımı kaybedeli on seneyi geçti.

Ana-babayı ne zaman kaybettiğimi sen biliyorsun.

Mahallede hayatta olan tek bir akranım dahi kalmadı.

Çocukluğumuzun birlikte geçtiği, ilkokulda beraber okuduğum arkadaşlarımın hepsinin cenazesine gittim.

Ana yok, baba yok zaten yetimdim.

Şimdide akran-ı yetimim…

Akranlarımdan da yetim kaldım.

Konuşacak, dertleşecek kimsem kalmadı.

Ne yapayım, başka kimin yanına gideyim. Rabbim emanetini alsın diye bekliyorum.

*****

Atalar her yaşın kendine göre bir güzelliği var demişler. Doğru demişler.

Doksanlıklar, doksana yaklaşanlar, yetmişliklere, nasılsın çocuk diyorlar. Seksenlikler iki yaş grubu arasında daha neşeli, daha nüktedan bir grup gibi…

65 yaş ve üstü deniyor ya…

Hele 65’e yeni ulaşmışlara takılmadan edemiyorlar. Doksanlık birinin yanında 65 yaşında olan biri ne mi oluyor?

On sekizlik delikanlı gibi bir şey…

Bu yaş grubunun en cevvalleri yetmişlikler.

Kaç yaşındasın abi diye soranlara, yetmiş diyeyim küsurat bana kalsın diyorlar.

Bu yaş grubu Pandemi döneminde 65 yaş ve üstüydü. Yetmişli yaşlara henüz gelmemişlerdi.

Virüs ve varyantları bu gruba ve onun üstündeki yaşlara hiç acımadı.

Entübe edilenlerden, hastaneye kaldırılanlardan geri dönen çok az oldu.

Yaprak dökümü oldukça sarsıcıydı. Oldukça hüzünlü yıllardı o yıllar.

Bugünün yetmiş yaş üstü ayakta kalanları, büyük ölçüde akranlarını kaybettiler.

O yıllarda akran-ı yetim olmuştu birçoğu…

Daha üst yaşlardan ise çok az insan bugünlere erişti.

Akran-ı yetim olma duygusunu en çok bu yaş grupları yaşadı. Nereye baksalar, neyi hatırlasalar, o akranlarının hangi yakınlarını görseler gözyaşlarına hâkim olamadılar. Dört bir yanlarını hatıralar sarmıştı.

Her biri yaşayan tarihti. Bilirkişiydi. Geçmişte yaşananlara şahitti. Kimi akıl etti sordu dinledi. Kayda aldı, yazıya döktü. Kimi dinlediğini anlattı. Onları dinleyenlerde onlardan anlattılar.

O insanların ne kadar sağlam dostluklara ve arkadaşlıklara sahip olduklarını vefaları ve arkadaşlarını anarken kurdukları cümleler öyle bir ortaya koydu ki, dinleyenler hem hayran kaldılar hem de derinlere daldılar gittiler.

*****

65 yaş ve üstünde, kronik rahatsızlıkların tekmili birden mevcut… Hemen hepsinde kalp var, şeker var, tansiyonun hiper olanı var, kalp krizi geçirmişler var, kalplerinde ritim bozukluğu olanlar var, var oğlu var anlayacağınız.

Evden çıkma sebeplerinin en belirgini ya hastaneye ya aile hekimine ya da sağlık ocağına…

Ya kendi rahatsız ya hanımı…

Konuştukları mesele önce sağlık, sonra enflasyon, en sonra dağdan tepeden, marketlerden mevzular.

Memleketin hali, siyaset, geçim derdi ayaküstü konuşulanlardan…

Hele akranlardan biri yakalandı mı, aralarında geçmişten gelen iyi de bir muhabbet varsa, koyu bir sohbet başlıyor hemen…

Zaten diyorlar, bu yaştan sonra akran, ekran aspirin gibi, her derde deva…Her derde şifa…

*****

Ağabeylerin, akranların ve kardeşlerin alınganlıkları çok fazla…Duygusal taraflarının yanına yaklaşılacak gibi değil….

Kırılganlıklarını nasıl anlatsak bilemiyorum.

İçlerinde eteklerindeki taşları dökmeyenler, dökemeyenler, bir türlü gönüllerinde barışı sağlayamayanlar var.

Öyle bir yerdeler ki, küsenin barışmaya zamanı kalmadığı, olmadığı bir dönem.

Akranların, dostların, arkadaşların, kardeş denilenlerin birer, ikişer elveda deyip durduğu bir dönem.

“Fani dünya hoştur amma akıbeti mevt olmasa” denmiş.

Kırılmış kalplerin onarılacağı bir nokta bu nokta…

Hayat bir gün o da bugün diyorlar ya…

Barışmak bugün…Dargınlığa, kırgınlığa son vermek bugün…Geçmişin olumsuzluklarını geride bırakmak, eski defterleri kapatmak bugün…Her ne olduysa, her ne yaşandıysa son noktayı koymak bugün…

Hz. Mevlâna, “Kusursuz dost arayan dostsuz kalır” dememiş mi?

Bu dünyada birine dostum, kardeşim, arkadaşım demişseniz, akan sular durur.

Dost istedi mi dostunu, kardeşini, arkadaşını aradan kırk yıl geçse de arar bulur.

*****

Bizde asker arkadaşlığı, yatılı okul arkadaşlığı, sınıf arkadaşlığı, mahalle arkadaşlığı gibi unutulmaz arkadaşlıklar ön plandadır.

Son yıllarda aynı okul mezunlarının bir araya gelmeleri, toplanmaları, birbirleriyle buluşmaları göz yaşartan duygusal sahnelerle dolu.

Otuz yıl sonra, kırk yıl sonra bir araya gelmek öyle tarifi zor bir duygu ki, bunu yaşayanlardan biri olarak tam anlamıyla yazıya dökmek bile neredeyse imkânsız.

Hayata tutunmak gibi bir şey…

Yaşama sevinci gibi bir şey…

Akranlarınız, sizden büyükler, sizden küçükler herkes bir arada…

İnsan ahir ömründe hoş bir seda bırakmaktan başka ne ister ki…

*****

Önemli olan kalp kırmamak, kimseyi incitmemek bu saatten sonra…

“Bir kez gönül yıktın ise / Bu kıldığın namaz değil” diyen Yunus, bizim Yunus…

“Evvel giden ahbâba selâm olsun” diyen Yahya Kemal bizim Yahya Kemalimiz.

Akranlar bizim akranımız, akran-ı yetimler bizim yetimlerimiz.

Biz istersek, herkese yeter, ulaşır, memleketi dolaşır hoşgörümüz, sevgimiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Erol Sunat Arşivi

Mecra

12 Haziran 2024 Çarşamba 00:02
SON YAZILAR