Chef Hakan Güzel
Çöpe giden sadece yemek değil, geleceğimizdir!
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte bir çiftçi toprağa adım atıyor. Ellerindeki nasır, yılların emeğini anlatıyor. Aylarca süren sabırla toprağı işliyor, tohumu ekiyor, yağmuru bekliyor, güneşin altında alın teri döküyor. O buğday büyüyor, biçiliyor, değirmene gidiyor, una dönüşüyor. Fırında ustanın ellerinde ekmek oluyor. Ardından market rafına, oradan da evlerimize ulaşıyor.
Ne yazık ki bütün bu uzun yolculuk, bazen yalnızca birkaç saniyede çöp kutusunda son buluyor.
Bir lokma ekmek... Belki çoğumuz için sıradan bir yiyecek. Ancak o lokmanın arkasında sayısız insanın emeği, binlerce litre su, harcanan enerji, yakıt, zaman ve umut var. Çöpe attığımız her lokmayla aslında yalnızca yiyeceği değil, o emeği de yok ediyoruz.
Bugün dünya büyük bir çelişki yaşıyor. Bir tarafta açlıkla mücadele eden milyonlarca insan, diğer tarafta ise tüketilemeden çöpe giden tonlarca gıda... Sofralarımızdan çöpe giden yemekler, aslında vicdanımıza sorulmuş sessiz bir sorudur: "Gerçekten buna hakkımız var mı?"

Gıda israfı yalnızca ekonomik bir mesele değildir. Bu konu; ahlakın, çevrenin, sürdürülebilirliğin ve insanlığın ortak meselesidir. Çünkü israf edilen her ürün, doğadan gereksiz yere alınmış bir kaynaktır. Kullanılan su boşa gitmiştir, tüketilen elektrik boşa harcanmıştır, oluşan karbon salınımı dünyamıza fazladan yük olmuştur.
İşin belki de en acı tarafı, israfın çoğu zaman farkında bile olmamamızdır.

Sırf görüntüsü kusursuz değil diye satın alınmayan meyveler... Son kullanma tarihi yaklaşınca çöpe gönderilen ürünler... İhtiyacımızdan fazla yaptığımız yemekler... Açık büfelerde tabaklara gereğinden fazla alınan ama yenmeden bırakılan porsiyonlar... Bayatladı diye çöpe atılan ekmekler...
Oysa bütün bunlar küçük gibi görünse de birleştiğinde devasa bir kayba dönüşüyor.

Bir gastronomi insanı olarak yıllardır mutfakların içindeyim. Binlerce ürünün işlendiğini, yüzlerce menünün hazırlandığını gördüm. Şunu çok net söyleyebilirim ki iyi bir aşçı yalnızca lezzet üretmez. Gerçek ustalık, malzemeye saygı göstermektir. Bir soğanın kabuğundan hazırlanan aromatik bir su, bayat ekmekten yapılan nefis bir kıtır ya da sebze saplarından elde edilen güçlü bir stok... Bunların her biri mutfakta israfı önlemenin ve emeğe duyulan saygının göstergesidir.
Eskiden büyüklerimiz "Nimetin kıymetini bil." derdi. Bu söz sadece bir öğüt değildi; nesilden nesile aktarılan bir yaşam kültürüydü. Bugün modern hayatın hızında bu kültürü biraz kaybettik. Alışverişe liste yapmadan çıkıyor, kampanya var diye ihtiyacımızdan fazlasını alıyor, sonra da tüketemediğimiz için çöpe atıyoruz.

Oysa çözüm düşündüğümüzden çok daha yakın.
İhtiyacımız kadar alışveriş yapmak...
Buzdolabımızı düzenli kontrol etmek...
Önce eski ürünleri tüketmek...
Artan yemekleri yeni tariflere dönüştürmek...
Çocuklarımıza tabağına yiyebileceği kadar yemek almayı öğretmek...

Bunlar küçük adımlar gibi görünse de milyonlarca insan aynı bilinci gösterdiğinde dünyayı değiştirecek kadar büyük sonuçlar doğurabilir.
Son dönemde gıda israfını önlemeye yönelik yürüttüğümüz eğitimlerde ve farkındalık çalışmalarında özellikle çocukların konuya büyük bir ilgi gösterdiğine şahit oldum. Onlara bir ekmeğin nasıl üretildiğini, bir domatesin sofraya gelene kadar hangi aşamalardan geçtiğini anlattığımızda gözlerindeki şaşkınlık ve duyarlılık bize umut verdi. Çünkü bilinç küçük yaşta kazanıldığında ömür boyu devam eder.

Bugün çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras, yalnızca mal varlığı değildir. Onlara bırakacağımız en kıymetli miras; doğaya saygı duyan, üretime değer veren ve israftan kaçınan bir yaşam anlayışıdır.
Unutmamalıyız ki gıda israfı yalnızca mutfakların problemi değildir. Restoranların, otellerin, marketlerin, üreticilerin, yerel yönetimlerin, okulların ve her bir vatandaşın ortak sorumluluğudur. Bu mücadelede herkesin yapabileceği bir şey mutlaka vardır.
Belki bugün kurtardığınız bir dilim ekmek size küçük görünebilir. Ama o ekmek, bir çocuğun karnını doyurabilecek kadar değerlidir. Belki değerlendirdiğiniz bir tabak yemek, geleceğe duyduğunuz saygının en güzel göstergesidir.

Bereket, sahip olduğumuz nimetlerin çokluğu değil; elimizdekinin kıymetini bilmektir.
Bugün soframızdan çöpe giden her lokma, yarının dünyasından eksilen bir umuttur.
Gelin, çocuklarımıza çöpleri değil; bereketi miras bırakalım.
Çünkü gerçek medeniyet, üretebilmek kadar üretilene sahip çıkabilmektir.

Ve unutmayalım...
Çöpe giden sadece yemek değildir. Çöpe giden; emektir, sudur, topraktır, alın teridir, vicdandır ve geleceğimizdir.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.