Muhammed İbrahim Hızır El Amedi
YILLAR ÖNCESİNDEN GELEN NÜBÜVVET MÜJDESİ
Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) nübüvvetini kitaplarla dedesine müjdeleyen bir kral: Yemen Kralı Seyf bin Zî-Yezen.
Habeşistan'a başkaldırmış, kısa sürede gücüne güç katmış ve Habeşli'lerle yaptığı savaşı kazanmıştı. Birçok ganimet kazanmış ve esir almıştı. Bu durum Arap dünyasında büyük bir yankı uyandırmış; her taraftan heyetler gelip tebrikler yağdırmıştı. O gün için dünyada bilinen üç süper güçten biri olan Habeş Krallığı'na büyük bir darbe vurmuştu. Haber kısa sürede yayılınca, Mekke'den de bir kafile Kral Seyf bin Zî-Yezen'i tebrik etmek için Yemen'e vardı. Başlarında Hz. Abdulmuttalib olmak üzere; Ümeyye bin Abdişems, Abdullah bin Ced'an, Hz. Hatice annemizin babası Huveylid ve Vehb bin Zühre gibi Kureyş'in eşrafı ile birlikte gelmişlerdi.
Mekke ahalisinin geçmişten gelen bir saygınlığı vardı. Seyf bin Zî-Yezen onları karşılamış ve ikramlarda bulunmuştu. Abdulmuttalib burada unutulmaz bir konuşma yaparak gönülleri fethetmişti:
"يا سيف أنت ربيع العرب و ورود الذي اليه معادنا (فلما نعتش نرجع نشرب منها) سلفك خير سلف \ وانت لنا خير خلف ولم يهلك من ان دخل لم يخمل\ نحن أيه الملك أهل حرم الله"
"Ey Seyf! Sen Arabın ilkbaharısın; susadığımız zaman uğrak yerimiz, kandığımız yersin. Ecdadın en hayırlı seleftir, sen de bizlere onlardan kalan en hayırlı halefsin. Senin yanına giren helak olmaz, yanına gelen önemsizleşmez. Ey Melik! Bizler Harem (Kabe) ahalisiyiz."
Kral Seyf sordu: "Siz geniş bir havzaya hitap eden Kureyş değil misiniz?" (قال السيف اانتم قريش الأباطح)
Onlar da "Evet" dediler (قالوا نعم).
Kral, "Merhaba, hoş geldiniz! (قال مرحبا و اهلا ومناخذا سهلا وملكا سهلا تعت عطاء جز).
Devamında Melik, "Sözlerinizi işitti ve faziletinizi bildi. Sizler şeref ehli, izzet sahibi kişilersiniz. Mülkümde ne kadar kalırsanız benim misafirimsiniz" diye ekledi. Sonra Abdulmuttalib'e dönerek, "Sen Kureyş'ten hangisisin?" diye sordu. O da "Ben Abdulmuttalib bin Hâşim'im" dedi. Kral, "Sen aradığım kişisin, sen varlıkların ilkbaharısın, sen kavimlerin efendisisin. Buyurun, rahatınıza bakın, çıkabilirsiniz" dedi.
Bir ay sonra Kral, tüm Kureyşli misafirleri huzuruna çağırttı. Dede Abdulmuttalib'i özel olarak yanına istedi. Uzandığı tahtında doğrularak beraber oturdular.
Kral, "Ey Abdulmuttalib! Yanımda bulunan ilimden sana aktarmak isterim. Bil ki bu ilim gizlidir, kimseyle paylaşılmaz. Başkasına açmak ise helal değildir. Ben seni bir sır madeni olarak gördüm. Allah'ın sana verdiği özel ve gizli bir mesele var. Bu konuyu izin verilmeden açamazsın" dedi ve ekledi:
"Ey Abdulmuttalib! Yanımda ele geçirdiğimiz tarihi eserler ve kitaplar var. Bu kitaplarda büyük bir haberin olduğu yazılı. Tüm Arapları ilgilendiren, başkaları için tehlike arz eden ama tüm dünya ile ilgili bir haberdir bu. Bu haber, senin ailen için özel ve hatta doğrudan seni içeren bir müjdedir."
Hz. Abdulmuttalib merakla onu dinlerken sözlerinden ciddi şekilde etkilenmişti: "Ey Melik! Vallahi bu haber beni şaşırttığı gibi mutlu da etti. Sizin şu heybetiniz olmasa hemen sorardım."
Kral şöyle dedi: "Bir peygamber geliyor, vakti çok yakındır; hem de senin soyundan. İsmi Ahmed ve Muhammed'dir. Ey Abdulmuttalib! Zamanı gelmiştir; ya doğmuş ya da doğacaktır. Onun babası vefat edecek, annesi de vefat edecek. Sonra dedesi ve amcası da sırasıyla vefat edecekler. Allah onu açıktan peygamber kılacak, bizden ona yardımcılar sunacak. Onunla olanları veli ve izzet sahibi kılacak; düşmanlarını ise zelil edecek. Doğduğunda Perslerin (Farisilerin) bin yıllık ateşi sönecek. Lât'ı ve diğer putları kıracak. Hükmü adil olacak. Maruf olanlar (insanlığafaydalı olanlar) onun emirleri olacak, münker olan (bozuk ve zararlı) her şeyi ise ortadan kaldıracak."
Abdulmuttalib, "Ayağının topuğundayım ey Melik! Faziletin çok, ömrün uzun olsun. Bu dediklerinizi tam olarak incelediniz mi?" diye sordu.
Kral, "Vallahi bu konuyu uzun uzadıya inceledim. Siz gelmeseydiniz ben bu konu için Mekke'ye gelecektim. Allah'a yeminler olsun ki sen o gelecek olan şerefli Peygamberimizin dedesisin" deyince Hz. Abdulmuttalib, Kralın tahtından indi ve secdeye gitti. Uzunca bir süre secdede kaldı.
Kral, "Ey Abdulmuttalib! Kaldır başını; göğsün yüce ve geniş, ömrün uzun olsun. Sana bahsettiklerimden herhangi bir şey hakkında bildiğin veya hissettiğin bir durum olduysa anlat bana" dedi.
Abdulmuttalib, "Evet" dedi, "Benim on evladım var. En sonuncusu olan Abdullah'a karşı ayrı bir sevgim vardı. Onu kavmimin keremlilerinden Vehb'in kızı Âmine ile evlendirdim. Annesi ona hamile iken babası vefat etti. Sonra annesi de o altı yaşında iken Ebvâ'da vefat etti. Şu anda benim himayemdedir."
Kral, "Hah!" dedi, "Vallahi odur, ona dikkat et! Onun düşmanları onun için uyumazlar. Ama Allah Azze ve Celle onlara bir yol vermeyecek; yani kimse onu yok etmeye bir mecal ve yol bulamayacak. Şunu bil ki eğer ölüm bana onun nübüvvetinden önce gelmezse, ayaklarımla ona gideceğim. Yesrib'i (Medine'yi) onun mülkü kılacağım. Çünkü kitaplarda Yesrib'i onun mekanı, yardım yeri ve defnedileceği yer olarak buldum. Eğer yaşayacağımı bilsem şimdiden ona yardım için gider, ismini her yere taşırdım."
Kral sonra, "Kalk Abdulmuttalib, burada fazla oyalanma. Al arkadaşlarını ve git o eşsiz torununun yanına" dedi. Onlara yüzer deve, onar köle, onar yük altın ve en güzelinden ikişer top kumaş hediye etti. Hz. Abdulmuttalib'e ise hepsinin aldığı kadar hediyeler verdi.
Kral Seyf, bu olaydan kısa bir zaman sonra Sudanlı biri tarafından vurulup vefat etti.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.