Muhammed İbrahim Hızır El Amedi

Muhammed İbrahim Hızır El Amedi

​Sarayları sallayan iman cesareti

Hz. Ömer (radıyallahu anh), Hz. Ubâde bin Sâmit'i yanına dört kişi vererek Şam'a yollamıştı. Hz. Ubâde, komutasındakilerle birlikte Şam'da Kayser'in sarayına gelmişti. Hz. Ubâde’nin dudakları çok kalındı; alt dudağı çenesine, üst dudağı ise burnuna değecek kadar kalın bir yapıya sahipti. Kısa boylu, koyu esmerdi ve yüzünde siyah benekler vardı.
​Sarayın dış surlarından içeri develeriyle girmelerine izin verilmeyince, "Durumu krala bildirin. Biz Hz. Ömer'in elçileriyiz. Develerimizle gireceğiz," dedi ve develeriyle birlikte içeri girdiler. Kendilerine, "İçeri girerken iyice eğilerek gireceksiniz ve kralın yüzüne bakmayacaksınız," denildiğinde Hz. Ubâde şu cevabı verdi:

"Biz Müslümanız. Bu dedikleriniz bizim dinimizde yasaktır, hiçbirini yapmayacağız. Bunu krala bildirin; istemiyorsa görüşmez, geri döneriz. Ama sonrasında başına geleceklerden kendisi sorumlu olur."
​Hz. Ömer gibi bir zatın ferasetini üzerinde taşıyan Hz. Ubâde, herkes üzerinde derin bir etki bırakıyordu. Eşi az bulunur bir cesaret ve fesahat sahibiydi.

​Sarayın kapısına kadar develeriyle geldiler. Develerinden inip içeri girerken kapıda Hz. Ubâde yüksek sesle:
"بسم الله الرحمن الرحيم اسلموا تسلموا"
(Bismillahirrahmânirrahîm. Müslüman olun ki selamete eresiniz) dedi.

Arkasındaki dört arkadaşı da hep birlikte, "Allahu ekber!" diye bağırdılar. İçerideki herkes ayağa kalkmıştı; sesin yankısı geçmişti ama sarayda adeta bir deprem başlamıştı. Kayser şaşkınlıkla tercümanına, "Ne oluyor, bu nedir?" diye sorunca, tercüman söylenenleri aktardı. Bu durum herkes üzerinde beklenmedik, sarsıcı bir etki bıraktı.
​Kayser, önüne gelen Hz. Ubâde’ye baktı. Onun üzerindeki cesareti ve simasındaki korku salan duruşu görünce, "Sadece bu adam konuşmasın! Bu insana benzemiyor, Müslümanların liderinin bize bir cin yolladığı belli," dedi.
​Arkasındaki arkadaşları ise, "Bunu bize Müminlerin Emiri tayin etti. Dönene kadar, hayatta olduğu sürece bizim başımızdır ve biz ona tabiyiz. Emirü'l-Müminin sünnete tabidir, bize emir budur, amir de budur," diyerek hep birlikte yine "Allahu ekber!" dediler. Saray bir kez daha sallandı. Kayser tahtının kenarlarına tutunmuş, şok üstüne şok yaşarken nihayet kendine gelip ayağa kalktı.
​"Yahu," dedi, "Siz büyüğünüzün yanına varınca ne diyorsunuz? Kendi liderinizin yanına girerken de böyle mi yapıyorsunuz?"
Müslümanlar, "Biz büyüğümüzün yanına girerken 'Es-selâmu aleykum ve rahmetullâhi ve berekâtuh' deriz," dediler.
Kayser, "Büyüğünüz size ne cevap verir?" diye sordu.
"O da 'Ve aleykumu's-selâm ve rahmetullâhi ve berekâtuh' der," cevabını verdiler.
Kayser, "Peki, neden bana böyle selam vermediniz?" deyince şu muazzam cevabı aldılar:
"Eğer böyle söyleyerek girseydik, bunun manası 'Bizden size bir sıkıntı gelmez, size esenlik ve rahmet dileriz' olurdu. Ama biz size rahmet ve esenlikle gelmedik; size şartlar koşmaya geldik."

​Kayser, "Neymiş o şartlarınız?" diye sordu. Hz. Ubâde şartları sıraladı:
1) ​Müslüman olmanızdır: Eğer İslam'ı seçerseniz din kardeşimiz olursunuz ve başka hiçbir şartımız kalmaz. Her Müslüman’ın yapması gereken ilahi kanunları öğrenir ve uygularsınız.
2) Eğer İslam'a geçmezseniz, bizim himayemiz altında cizye ödemeyi kabul edersiniz.
3)​ Bu iki maddeyi de kabul etmezseniz, kanımızın son damlasına kadar sizinle savaşırız.

​Arkadaşları yine hep bir ağızdan "Allahu ekber!" deyince saray yeniden sallandı. Kayser’in yanındaki vezirler ve diğer devlet adamları hâlâ ilk şoku atlatamamışken, herkes yere eğilip olan bitene bir anlam vermeye çalışıyordu.
​Az sonra Kayser, "Yahu yeter, bu sözleri söylemeyin! Ne yapacağımızı şaşırdık. Peki, siz bu sözü kendi memleketinizde söyleyince evleriniz böyle sallanıyor mu?" diye sordu.
"Hayır, biz de ilk kez burada şahit oluyoruz," dediler.

​Kayser bu defa gücünü öne sürerek gözdağı vermek istedi:
"Bakın, bende öyle filler var ki evlerinizi değil, dağlarınızı dahi dümdüz edecek güçtedir. Ayrıca bende cilveli, eşi benzeri olmayan kadınlar ve kızlar var; onları gençlerinizin üzerine salarsam hepsini yoldan çıkarırlar. Öyle bir altın ve gümüşe sahibim ki halkınızı birbirine düşürürüm. Sizin hurmadan başka neyiniz var? Bende pirinç, tahıl ve görmediğiniz kadar yiyecek var. Öyle gemilere sahibim ki fillerimi de ordumu da kısa sürede üzerinize yığarım. Şimdi söyle bakalım; bu gücün karşısında sizin neyiniz var? Neye güvenip de böyle gelip konuşuyorsunuz?"
​Bu sözler üzerine Hz. Ubâde büyük bir kahkaha attı ve şöyle dedi:
"Bak! Allah Azze ve Celle bize, 'ولا تلقوا بأيديكم إلى التهلكة' (Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın) buyurur. Yani dünyalık kazançlar için kendinizi helak etmeyin; dünyaya değil, ukbaya (ahirete) bakın der. Gazi olmayı değil, şehadeti arzulamamızı ister. Allah bizim için cenneti yarattı. Biz gönlümüzü ahirete bağladık; dolayısıyla sizin yaşam tarzınız bizim karşımızda hafif ve aciz kalır. Sen ise bana hâlâ zahirenizden (yiyecek ve erzakınızdan) bahsediyorsun..."

​"Biz hurmamıza, Kur'an'ın kalbi olan Yâsîn Suresi'ni okuruz. Yedi hurma ile dokuz gün savaşırız; hurmamız bitse bile karnımıza taş bağlarız da Allah bize o taşlardan gıda verir. Sizin zahireye (dünyalığa) olan düşkünlüğünüz gibi bir isteğimiz, ihtirasımız olmaz bizim.
​Senin gibi düşünen ve ordusuna güvenen Ebrehe’yi ve fillerini, Allah Azze ve Celle küçücük Ebâbil kuşları ile yok etti, helak etti. Biz Mevlâ'mızla beraber olduğumuz sürece, O sizin de fillerinizi helak edecektir.
​Kızlarınıza gelince... Allah bizlere sırlı isimlerinden (Esmâü'l-Hüsnâ) lütfetmiştir ve bize, 'Onlarla benden isteyin' buyurmuştur.

Biz 'يا قريب يا رقيب يا مجيب ' (Yâ Kârib, Yâ Rakîb, Yâ Mucîb) esmalarına sığınıp 'Allahu ekber!' dediğimizde, tüm şehvani arzular dizginlenir. Kızlarınızla ya da mallarınızla planladığınız o tuzakların hiçbirini üzerimizde uygulayamazsınız. Şimdi Müminlerin Emiri sizden bir cevap bekler; cevabınızı verin, biz de yolumuza revan olalım."

​Kayser uzunca bir süre düşündükten sonra yemin ederek şöyle dedi:
"Eğer siz bu dediklerinizde samimi ve doğruysanız, sadece benim mülküme değil, tüm dünyaya hükmedersiniz. Yalnız takdir edersiniz ki benim bir meclisim var; onlara danışmadan tek başıma karar alamam."
​Bu sözlerin üzerine Hz. Ubâde bin Sâmit, hiçbir eyvallahı olmadan arkasını dönüp saraydan çıktı.

Kişi dinine eğer sahip çıkarsa sonuç budur. Müslümanlığı seçen, kendisinde hasıl olan 460 hasletle hareket eder. Bunların sadece birisi cesarettir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum
Muhammed İbrahim Hızır El Amedi Arşivi