Mükremin Kızılca

Mükremin Kızılca

Teke Yarımadası gezi notları

Eğridir'den itibaren sağlı sollu yüce dağların çırılçıplak olduğu görülür. Hatta çocuklara "buralarda yangın mı oldu da böyle ağaçsız" dediğimde, oldum orası burası böyle, dediler.

Devasa Dağlar, kaya kütlelerinden ve mermer yataklarından oluştuğu için ağaç belki de imkânsız diye düşündük.

Yolumuz sabaha karşı Burdur’a düşmüştü. Burada daha önce duyup merak ettiğim Hamitoğulları Dündar Bey Ulucami’ni görmek üzere navigasyonu açtığımızda bizi Burdur’un tam tepesinde ortasında Dündar Bey Ulucami’ne alıp götürdü.

Biz vardığımızda sabah ezanları okumaya başlamıştı camiye girdik, biraz sonra imam geldi kendisi ile de görüştüğümüz İmam Efendi bize cami hakkında bilgi verdi. Karamanoğulları'ndan sonra ünlü bir Beylik olan Hamitoğullarının merkezi Burdur’da Dündar Bey'in yaptırdığı cami hakkında bilgiler şu şekildedir:

4eeff07d-0eef-40d6-ad35-7d1156a04bb0.jpg

Hamitoğulları’ndan 725 Yıllık Şaheser

Burdur Ulucami

Dündar Bey Ulucami olarak da bilinen eser Burdur merkez Pazar Mahallesi'nde bir tepe üzerinde yer alır. Bu muhteşem eseri 15 temmuz 2026 günü ailecek ziyaret ettik. Bize bilgi veren değerli hocalarımıza teşekkür ediyoruz.

1.300 yılında Hamitoğulları Beylik merkezi olan Burdur'da yapılmıştır. Beyliğin en güçlü zamanında başta olan Felekeddin Dündar Bey tarafından yaptırılan Ulucami bugün de ayakta olan beylikler döneminin en ünlü eserlerinden biridir.

18. yüzyılda Çelik Mehmet paşa tarafından onarılan cami, 1914 depreminde büyük hasar alınca 1920'li yıllarda büyük oranda yenilenmiştir. Bugün de ibadete açık olan 725 yıllık eser farklı geometrik şekillerle olan süslemeleri ile meşhurdur. Bütün Karamanoğulları Ulucamilerinde olduğu gibi Burdur Ulucami’nde de yazıdan ziyade kalem işi bitkisel süslemeler göze çarpar.

58f1310b-54cd-4ff2-83c7-620a3c761877.jpg

725 yıl önceki aslında yer alan kapıdaki kitabeler bugün de ana giriş kapısına yerleştirilmiş halde mevcuttur. Dündar bey ulucamii çoğu Beylik camilerinde olduğu gibi doğu batı ve kuzeyden üç girişe sahiptir.

Bugün de camii ayakta tutan ana kirişlerin yakın bir yerde bulunan bir katedralin yıkıntılarından devşirme olduğu biliniyor. Bu durum Karamanoğulları Beyliği’nde de sıkça görülen eski medeniyetlerin yeni medeniyetlere payanda olması yolunda olumlu bir gelişmedir. Özellikle kilise ve katedrallerin yerlerde sürünen önemli parçalarının Allah'ın son dini olan İslam'ın mabetlerinde de kullanılması amacına uygun bir davranıştır.

Muğla ile Antalya'nın sınır bölgelerinde Saklıkent Kanyonu ve Gizlikent Şelalesi diye iki önemli doğal alana geldik. Buralar hakkındaki tuttuğumuz notlar şu şekildedir:

6638e81b-ccf2-4840-8122-01bc1da47bb2.jpg

Saklıkent Kanyonu

Muğla'nın Seydikemer ilçesinde bulunan muhteşem bir doğa harikasıdır.

Gerek daha sonra anlatacağım Gizlikent şelalesi gerek Saklıkent’teki kent kelimesini anlamış değilim. Çünkü burada her ne kadar saklı ve gizli olsalar da bir kent söz konusu değildir. Bu konuda değerli okuyucularımızdan değerli bilgilerini kıskanmamalarını bekleriz.

Saklıkent kanyonunun en ilginç yanlarından birisi hem yüksek hem uzun hem de dar olmasıdır. Öyle ki yüzlerce metrelik yarların yukarıda birbirine 10, 15 metre yakın olduğu ve bir geyiğin karşıdan karşıya rahatça atlayabileceği mümkündür. Bu durumda önünüze her an bir geyiğin düşme riski olduğunu düşünün.

80'li yıllarda Bir çobanın kaybettiği keçisini ararken keşfedildiği söyleniyor. 1990'lı yıllarda ise resmi olarak ziyarete açılmış olup 30 yıldır bir tabiat parkı olarak gezenleri hayrete düşürmeye devam ediyor.

Her milli Park ve müzede olduğu gibi 14 kişilik ekibimizden bizi yaşlı kategorisine ayırdılar yani ücretsiz sınıfındaydık.

33393902-c9b6-49e0-9661-47fac2c4dd46.jpg

Yaklaşık 100 metrelik kontrollü korkuluklu düz bir merdivenden devam edip Kanyon gezimize başladık. Başımızda baret ayağımızda terlikle suyun içinden yüzlerce metre yürümeye başladık. Geçen yıl yukarıdan döşen bir taşın bir çocuğun başına isabet ettiğinden dolayı baret takmanın mecbur edildiği söyleniyor. Bu arada girişte yazılan çeşitli uyarılarda yağmurlu, fırtınalı havalarda girilmemesi tavsiye ediliyor.

Asıl girişte büyük bir düdenden kütür kütür Karaçay'ın kaynadığını görüyorsunuz. Büyük bir gürültü ile çağlayan çayın sesinden başka bir sesin duyulması imkânsızdır yani burada su sesi bütün sesleri bastırmış haldedir.

200 - 400 metre yüksekliğinde dev kayaların arasından kaygan taşları kumları ve suları tepe tepe ilerliyoruz. Kanyonun özelliği iki kaya zincirinin birbirine çok yakın olmasıdır. Yani 10-15 metre gibi bir alandan baştan beri binlerce yıldır akıp gelen su yara yara çok ince bir vadi oluşturmuş iki tarafında da resmi kayıtlara göre yer yer 400 metreyi bulan dev kayalar yarlar meydana gelmiştir.

Suların arttığı ve debisinin yükseldiği yerlere zincirler ve halatlar konarak ziyaretçilerin karşıya geçmeleri sağlanmıştır. Suyun iki tarafında inler oluşmaya başlamış dev kaya blokları sanki yarılmış gibi mermer dubalarına dönüşmüş haldedir.

Girişten itibaren bu daracık kanyonun içerisi adeta insan kaynar görürsünüz. Bir anda yüzlerce insan kanyonun sonuna doğru yürürken yüzlercesi de geri gelmektedir. Resmi kayıtlarda 18 kilometre olduğu yazılan kanyonun sonuna kadar gidenler var mı yok mu bilemiyoruz. İçerideki her yaştan insan seli dışarıdaki park etmiş yüzlerce arabadan da anlaşılmaktadır zaten.

Bu dar yüksek ve uzun kanyonun tek bitkisi kayaların yüzeyine örbüşmüş incirlerdir. Tabi ki bu incirler yerden yükselmiyor, kaya yüzeyinde buldukları ufak bir toprak parçasından neşvu nema buluyorlar.

aacc1a36-62c1-44f3-a66d-2700f391ce0d.jpg

Gizlikent Şelalesi

Saklıkent gibi Gizlikent şelalesi de Seydikemer ilçesi civarındadır. Normal zeminden bir süre inişten sonra dere içine giriyorsunuz. 2-3 metrelik dere zeminin kenarları boydan boya yeşil boya ile kaplıdır sanki. Katman katman yeşil yosunların arasından yeşilin bütün tonları ile endam eden filizlenen ağaçlar çıkmıştır. Otsu ağaçların bile yıl boyu yeşilliğini kaybetmesi imkânsızdır çünkü devamlı suyun içindedir.

Saklıkent'te duyamadığımız kuş seslerinin nağmelerini burada duyduk. Saklıkent nasıl dar kayaların arasını binlerce yılda oyup geçen derelerin açmasıyla oluştuysa gizlikent şelalesi de bu şelalenin etrafındaki Güneş göstermeyecek kadar yoğun bitki örtüsünün oluşmasıyla önemlidir. Yani Saklıkent’te kayalar, yarlar sizi ağırlarken gizlikentte de sizi geniş bir bitki örtüsü, şırıl şırıl akan suların içerisinden yürürken size eşlik edecektir. Saklıkent'te olduğu gibi gizlikentte de insanlar akın akın yüzlercesi girmekte yüzlercesi de çıkmaktadır.

Ayağınızda terlikle devamlı nehrin ve suyun içerisinde yürümek zorundasınız, çünkü sağınız solunuz ağaçlarla kaplı gökyüzünü görme imkanınız bile yoktur. Yer yer iri, kaygan, yosun tutmuş kayaları zıybınarak geçersiniz. Üç dört basamaklı setleri yüksek debili suyu yararak aşarsınız.

Bu arada sizi küçükleriniz daima; aman düşme, aman kayma, dikkat et, yüksek basamak gibi uyarılarla yola devam eder yanı başınızda.

Her yaştan insanlar kadınlar çocuklar yerliler yabancılar sanki herkes buradadır sanırsınız. Herkesin elinde fotoğraf makineleri değil akıllı telefon vardır kimisi resim çeker kimisi kısa film çeker. Bu arada 50 sene öncesinin modası, resmi hemen çekip kağıda dönüştüren bir fotoğrafçı da sizi karşılayarak teklifte bulunur.

Yolun sonu 20 metre yüksekten akan nehrin oluşturduğu büyük şelalede biter. Burada herkes birbirini şaka yollu ıslatarak eğleniyorlar.

Buradan tepesi aşağı Antalya Kaş’a bağlı Kalkan ve Yeşilköy Mahallesi’ne gelmek üzere yola çıktık. Tepesi aşağı dedim çünkü Toros dağları Akdeniz'e 1000 metre rakımdan çok sert bir giriş yapmaktadır. Bu sert girişin etkileri denizin orta yerlerinde dizili irili ufaklı adalarla gösterir etkilerini.

Kaş Kalkan bölgesinde birçok filmin de çekildiği çöl manzaralı ve güneşin batmasını izlemek için her gün binlerce kişinin akın ettiği kum tepelerini ve Patara antik kentini gezdik.

Bu iki önemli turistik yer hakkında tuttuğum notlar şöyledir:

Kum Tepeleri

Antalya Kaş ilçesinin Gelemiş Mahallesi'nde bulunan bir doğa harikasıdır. Kaş'a 40 kilometre batıda Patara antik kenti civarındadır.

16 Haziran 2026 günü ailecek ziyaret ettik ve ilginç manzaralarla karşılaştık. Kalkan'dan ve Yeşilköy'den geçtikten sonra Gelemiş Mahallesi'nden kum tepelerine ulaşılıyor.

Yolu neredeyse tek araba geçecek kadar olup gelişli gidişlidir. Kum tepelerine ulaşıncaya kadar yaklaşık 2-3 km dar bir yoldan geçiliyor. Karşıdan gelen araçların geçmesi için genellikle sağa çekilmek, yanaşmak, hatta durmak lazım çoğu zaman.

İkindiden sonra akşam buradaki güneşin batışını seyretmek herkesin hasretle beklediği bir durumdur. Bunun için yüzlerce araç sağlı sollu park etmiş durumdadır. Yüzlerce araçtan inen binlerce kişi kum tepelerini adeta bir insan seli ile kaplamıştır. Buraya terlikle ve toza kuma bulanacağını göze alacağınız bir elbise ile geliyorsunuz tabii.

Kimi portatif sandalye grubunu getirip otururken kimisi sadece kendisini getirip kuma bağdaş kurar oturur. Yerli ve yabancı turistler aileler sevgililer her türden insan topluluğu neşe içindedir akşama yakın. Güneşin ufuklara oturmak üzere altın sarısı olduğu anda onunla fotoğraf çektirme yarışına girilir.

Güneş ufuklara yaklaştıkça heyecan artar, herkes elindeki cep telefonuyla harekete geçer. On binlerce resim ve kısa film çekilir her gün burada. Ve sosyal medyada herkes kendi arkadaşlarına paylaşır.

Kimisi bebeğini alır omuzuna, kimisi torununu, kimisi yavuklusunu alır yanına, kimisi anasını babasını, ama bir sevdiği ile ispatı vücud etmek en büyük amaçtır burada ve tarihe not düşmek.

Patara kum tepeleri çok ince ve oynak bir kum yığınlarına sahiptir, çölü andırır. Bu nedenle çölle ilgili birçok filmin de çekildiği yer olarak bilinir. Mesela Kemal Sunal'ın da yer aldığı Tellioğulları Seferoğulları filmindeki Yeşil vadi buradadır.

Her akşam koca güneşi ufuklardan Yunanistan'a uğurlarken tekrarlanır bu serüven. Ancak insanlar farklıdır, belki herkes ömründe bir kere gelebilir buraya ya da iki sefer.

Üzülme batarsa gene doğacak / Dünyamızı aydınlığa boğacak!

Patara Antik Kenti

Likya birliğinin başkenti.

Muğla - Antalya arası Pamfilia Teke yöresi Yarımadası. Bugün Antalya Kaş ilçesi Kalkan Yeşilköy mahalleleri civarında denize sıfır bir yerde bulunan antik kent.

18 Temmuz 2026 günü akşam saatlerinde ziyaret ettik burayı. Akdeniz Bölgesi gündüzleri yoğun bir sıcak havaya sahip olduğundan saat gece 11'e kadar müzeler açık tutuluyor. Biz biletleri aldığımızda saat gece 10'du. Bize "bir saatiniz var" demişlerdi ancak biz bir buçuk saat sonra kapıya geldiğimizde gişelerde kimsenin olmadığını gördük.

Bu dev arenayı bir buçuk saate sığdırmak hele hele gece saatlerinde çok zordur. Yanımda oğlum, gelinim ve torunum vardı. Üçü birden neredeyse benim kendilerine ayak uydurmam için seferber olmuşlardı. İnişlerde çıkışlarda yer alan basamakların türlerini bir bir bana belirterek her attığım adıma destek oluyorlardı. Yüksek basamak, 2 basamak, 3 basamak, kırık basamak, tahtası delik basamak gibi tamlamalar onlardan yürüyüşümüz boyunca hep duyduğun şeyler oldu. Ayrıca deniz fenerinde, antik tiyatroda ve meclis binasındaki inişli çıkışlı yerlerde yol durumunu da devamlı tarif ediyorlardı.

Likya yaklaşık milada kadar 12 yüzyıl ayakta duran bir Cumhuriyet modelidir. Likya Birliği 20 civarında kentten oluşan bir devletti. Bu kentlerden her biri merkezi yönetimi seçmek için oy hakkına sahiptiler.

Oy hakları büyüklüğe göre olurdu ve Patara hem 3 oyla birliğin en büyük kenti hem de başkentiydi. Bugünkü Patara antik kentinde 5, 6.000 kişilik dev bir antik tiyatro, 1500 kişilik bir parlamento binası ve yaklaşık 40-50 bin kişinin yaşadığı bir kent örenesi görülmektedir.

Milattan sonra 1. yüzyıl ortalarında Roma imparatorluğunca ortadan kaldırılarak bir eyalet haline getirilen Likya devleti başkent Patara'da limanlarını kontrol için hala ayakta olan ve Roma döneminde yapılan bir de deniz fenerine sahiptir.

Likya federasyon devletinin Cumhuriyet modeli delegeler tarafından seçilen komutanlar ve idarecilerden oluşuyordu. Bu model bugün dünyada en çok tercih edilen yönetim biçimi olan cumhuriyet için en yaygın bir ilham kaynağıdır. Federatif yönetim biçimleri için de yine tarihte en uzun yaşamış bir örnektir.

20 civarındaki Likya kentlerinin en büyüğü olan Patara başkenti olarak bilinir. Burada bulunan meclis binasında da 1500 kişilik bir oturağa sahip toplantı salonu vardır. Her oy hakkı bir temsilciye eşitlendiği zaman azami 50 üyelik bir meclis binasından söz edebiliriz. Bu durumda 1400-1500 kişilik meclis binasına yerel yöneticilerin, ileri gelenlerin ve izleyicilerin doldurduğu düşünülebilir.

Likyalıların özgürlüklerine son derece düşkün bir halk olduğu bilinmektedir. Kaşta bulunan merkezlerinin düşmanlar tarafından işgal edileceği sırada toplu intihar edip bütün varlıklarını yakarak teslim olmadıkları bilinmektedir.

Likya halkının ataerkil değil Anaerkil bir toplum olduğu kesinleşmiştir. Buna göre Likyalılar soylarını araştırırken anadan başlayarak ilerlerlerdi.

Likya halkı ahiret inancına sahipti ölülerini yükseklere gömerler kolayca buradan Allah'a ulaşacaklarını düşünürlerdi.

15 ile 21 Temmuz 2026 arasında bulunduğumuz bu bölgede çok önemli gözlemler yaptık. Mesela burada karşı Yunan Adaları kupkuru kayalıklardan oluşurken bizim en ufak bir girintimiz Türk Adası ya da Yarımadası kayalara kadar evlerle doluydu.

Örneğin Kaş civarında Kalkan’da demin de dediğim gibi çok dik önemli dağların etekleri tamamen yerleşime açılmış haldeydi. Toroslar bu sıcak denize o kadar sert bir iniş yapıyor ki yaz ayları ortalarında bile yüce zirvelerinde kar görünebiliyor. Kaş'a yakın Kaputaş plajı Torosların sert inişinde yer alan ilginç bir köşe plajıdır.

Şu andaki yerleşimi yeni bir yerleşimdir Kaşın. Osmanlı döneminde bugünkü Kasaba Mahallesi’nde kurulu olan kaşta eski eserler daha çoktur. Bugünkü Kaş ilçesinde ise 3 önemli şey dikkatimizi çekti.

Birincisi sahilde yer alan kayalığın üzerinden güneşin batışını seyretmek ki burası Meis adasına yani göz adasına bakışın da bir diğer adı olup Kaş ile Göz arasında durduk.

İkincisi aslanlı mezar anıtı ki gerçekten şu ana kadar gördüğüm antik kentlerden hiçbirisinde böyle bir aslanlı mezar anıtı yoktur. Zaten burası Likyalılara ait bir mezar anıtı olup tarihte Anadolu'da ilk cumhuriyet denemesinin yapıldığı bir yerin başkentidir.

Üçüncüsü ise hemen rıhtımın önünde yer alan Süleyman Çavuş Camii olup cami Cumhuriyet’in ilk yıllarında yapılan muhteşem bir ahşap mimariye sahiptir.

Bu camide gördüğümüz ilginç bir durumu burada siz değerli okurlarıma arz ediyorum:

Bu camide ilginç bir uygulama var!

Antalya'ya bağlı şirin bir sahil kasabasıdır Kaş. Cumhuriyet döneminde ilçe yapılmıştır Osmanlı döneminde de ilçedir ancak şimdiki Kasaba mahallesi merkezlidir.

Kaşın bir özelliği karşısında Meis / Göz adında bir adanın bulunması üstelik bu ada Yunanistan'a aitmiş.

Tam sahilde limanın rıhtımın dibinde Cumhuriyet döneminde inşa edilen güzel bir cami var Süleyman Çavuş Camii. Burada akşam namazı için 18 temmuz 2026 günü bulunduğumuzda ilginç şeylere gözümüz takıldı.

Cemaatin neredeyse dörtte birinin pantolonunun yerinde etek gibi bir şey vardı. Buna ihramın alt kısmı fakat farklı renklerde gri tonlarda olan bir şey de diyebiliriz.

Namazdan sonra hoca Efendi’ye kendimi tanıtarak durumu sordum. Genellikle turistik bir bölge olduğu için dizine kadar hatta yukarıda şortla camiye gelenler oluyordu. Biz bu samimi Müslümanlara durumu anlattık diz kapaklarının ve üzerinin namazda hatta bütün vakitlerde örtülü olması erkekler için gerektiğini anlattık.

Bunun için gördüğünüz etek şeklinde hemen dolanı verip kolayca topuklara kadar diz altını da örten dolama etek tarzı örtüleri yaptırıp camimize bir dolaba koyduk.

Artık namaza gelen Müslümanlar bunu biliyorlar ve hemen oradan bu dolama eteği alarak pantolon şortlarının üzerine dolayıp rahatça namazlarını kılıyorlar. Bilmeyip de şortuyla yeni gelenlere ise ufak bir işaretle oradan almaları ve takmaları gerektiği söylendikten sonra buna derhal uyuyorlar.

Büyük şehirlerdeki Selatin camilerine gezmeye gelen gayrimüslim veya Müslim açık insanlara başörtü dağıtıldığını görmüştük. Antalya Kaş ilçesinde de camiye gelen erkek Müslümanlara hemen takı verecekleri şortunun üzerine dolayacakları etek tarzı şeyin kullanıldığını görmek gerçekten gözlerimizi yaşarttı.

Bu konuda cami görevlilerini ve diyanet yetkililerini tebrik ederiz. Namaz deyince hayatını durduran bu Müslüman kardeşlerimizin hassasiyetleri ise her türlü takdirin üzerindedir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Mükremin Kızılca Arşivi

Digital saldırıların odağı İslam

07 Ocak 2026 Çarşamba 11:45

Ereğli Karamanoğlu Ulu Cami

04 Aralık 2025 Perşembe 10:25

Manastır Külliyesindeki mescit

28 Kasım 2025 Cuma 11:32

Papaz aleksan kızı elena

10 Kasım 2025 Pazartesi 15:45

Müslümanın Amentüsü

19 Eylül 2025 Cuma 23:58

Müslümanın Amentüsü

16 Eylül 2025 Salı 00:01

Ermenek Sıla Festivali 29

06 Eylül 2025 Cumartesi 00:01

Karaman Taşeli Tabiat Anıtları

28 Ağustos 2025 Perşembe 00:02