Eğitim ve Yaşam Koçu – Yazar Elif Eken
Herkes haklı, peki kim anlıyor?
Bir evde herkes haklıysa, o evde kim kırılıyor?
Anne, çocuğunun iyiliğini istediği için haklı. Baba, ailesi için yorulduğu için haklı. Çocuk, anlaşılmak istediği için haklı. Eşler, kendi pencerelerinden baktıklarında kendilerini haklı görüyor.
Peki, bütün bu haklılıkların arasında kimin kalbi inciniyor?
Belki de asıl mesele tam burada başlıyor. Herkes kendini anlatmaya çalışırken kimse karşısındakini duymuyor. Herkes anlaşılmayı bekliyor ama anlamak için kimse ilk adımı atmak istemiyor.
Oysa bir evde herkesin haklı olması, herkesin mutlu olduğu anlamına gelmiyor.
Yıllardır çocuklarla, ailelerle ve insanın iç dünyasıyla ilgilenirken şunu daha iyi anlıyorum: Bazen bir davranışın arkasında görülmeyi bekleyen bir duygu, bir öfkenin ardında duyulmayan bir cümle, bir sessizliğin içinde anlatılmayı bekleyen koca bir hikâye vardır.
Fakat biz çoğu zaman hikâyeyi dinlemek yerine davranışa hüküm veriyoruz.
Çocuk söz dinlemediğinde hemen yaramaz diyoruz. Ergen odasına kapandığında saygısızlıkla suçluyoruz. Eşimiz sustuğunda umursamadığını düşünüyoruz. Bir insanın neden böyle davrandığını sormadan, nasıl davranması gerektiğini anlatmaya başlıyoruz.
Sonra da neden birbirimizden uzaklaştığımızı anlamaya çalışıyoruz.
Bir düşünün…
Çocuğumuz bir hata yaptığında ilk cümlemiz ne oluyor? “Neden böyle yaptın?” mı, yoksa “Seni buna götüren neydi?” mi?
İki soru arasındaki fark küçük gibi görünebilir. Oysa biri çocuğu kendini savunmaya iterken diğeri kendini anlatabileceği bir kapı açabilir.
Çünkü çocuklarımız yalnızca kurallarımızı değil, onlara nasıl davrandığımızı da öğreniyor. Hata yaptıklarında kendilerini nasıl göreceklerini, anlaşmazlık yaşadıklarında nasıl konuşacaklarını, incindiklerinde duygularını nasıl ifade edeceklerini büyük ölçüde bizim davranışlarımızdan öğreniyorlar.
Sürekli susturulan bir çocuğun sessizliğini olgunluk sanabiliriz. Oysa bazen susmak, anlatmaktan vazgeçmektir.
Sürekli eleştirilen bir çocuğun itirazını saygısızlık olarak görebiliriz. Oysa bazen itirazın ardında kendini ifade etme çabası vardır.
Elbette çocuk yetiştirmek yalnızca anlamaktan ibaret değildir. Sınırlar da gerekir, sorumluluk da, doğruyu yanlıştan ayırmayı öğretmek de… Ancak sınır koymakla incitmek, rehberlik etmekle susturmak aynı şey değildir.
Aynı durum yetişkin ilişkileri için de geçerli.
Bazen bir eşin ihtiyacı çözüm önerisi değil, yalnızca dinlenmektir. Bazen bir annenin ihtiyacı eleştirilmek değil, yorulduğunun fark edilmesidir. Bazen bir babanın suskunluğunun ardında dile getiremediği kaygılar vardır.
Bunları bilmeden birbirimizi yargılamak kolaydır.
Zor olan, haklılığımızdan emin olduğumuz anda bile kendimize şu soruyu sorabilmektir: “Acaba onun göremediğim bir tarafı var mı?”
Bugün yalnızca evlerimizde değil, toplum olarak da bu soruya ihtiyacımız var.
Birbirimizi dinlemeden karar veriyoruz. Bir cümleden koca bir karakter çıkarıyoruz. İnsanları tek bir hatayla tanımlıyor, kendimizden farklı düşünenleri anlamaya çalışmak yerine onlarla aramıza mesafe koyuyoruz.
Doğruyu savunmak istiyoruz ama bunu yaparken nezaketi kaybedebiliyoruz. Ahlaktan söz ediyoruz ama bazen en yakınlarımızın kalbini nasıl incittiğimizi fark etmiyoruz.
Oysa güzel söz söylemek kadar, sözümüzün karşı tarafta ne bıraktığını düşünmek de önemlidir.
Her doğru, her zaman aynı şekilde söylenmez. Her hakikat, bir kalbi kırmayı gerektirmez.
Anlamak, her davranışı onaylamak değildir. Haksızlığa sessiz kalmak da değildir. İnsan, gerektiğinde sınır koyabilir, itiraz edebilir, yanlış gördüğünü dile getirebilir. Fakat bunları yaparken karşısındakinin insanlığını unutmamak zorundadır.
Belki de olgunluk, tartışmayı kazanmak değil; haklı olduğumuzda bile karşımızdakinin kalbini koruyabilmektir.
Bu hafta kendimize küçük ama önemli bir iyilik yapalım.
Bir çocuğu hemen yargılamadan dinleyelim. Eşimizin cümlesini tamamlamasına izin verelim. Bizi kıran birine öfkemiz dinmeden hüküm vermeyelim. Bir insanın davranışını anlamaya çalışırken kendi doğrularımızın dışına da bakabilelim.
Ve en önemlisi, anlaşılmayı beklediğimiz kadar anlamaya da emek verelim.
Çünkü aile olmak, aynı evin içinde yaşamak değildir yalnızca. Birbirinin iç dünyasına yer açabilmektir.
Çocuk yetiştirmek, yalnızca doğruyu öğretmek değildir. Çocuğun yanlış yaptığında bile konuşabileceği bir güven ortamı kurabilmektir.
İnsan olmak ise her zaman haklı çıkmak değil, bazen durup kendi haklılığımızı da sorgulayabilmektir.
Şimdi yeniden soralım:
Herkes haklıysa, peki kim anlıyor?
Belki de dünyayı değiştirecek büyük cümlelere ihtiyacımız yok. Belki bir çocuğu gerçekten dinlemekle, bir eşin yorgunluğunu fark etmekle, bir insanı hemen yargılamaktan vazgeçmekle başlamalıyız.
Çünkü bazen bir insanın hayatında büyük bir değişim meydana getirmek için ona uzun uzun konuşmak gerekmez.
Bazen yalnızca, “Seni dinliyorum, anlat.” demek yeterlidir.
Ve belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, haklılığımızı ispatlamak değil; birbirimizin kalbinde hâlâ bir yerimizin olduğunu hissettirmektir.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.