Eğitim ve Yaşam Koçu – Yazar Elif Eken

Eğitim ve Yaşam Koçu – Yazar Elif Eken

Bu kadar insan arasında neden bu kadar yalnızız?

Bu kadar insan arasında neden bu kadar yalnızız?

Hiç bu kadar kalabalık olup da kendimizi bu kadar yalnız hissettiğimiz bir dönem olmuş muydu?

Telefonlarımız susmuyor, mesajlarımız eksik olmuyor, sosyal medya hesaplarımız yüzlerce insanla dolu. Her gün onlarca hayatın içine giriyor, insanların sevinçlerine, üzüntülerine, sofralarına, yolculuklarına tanıklık ediyoruz. Fakat bütün bu kalabalığın içinde, insanın içini dökebileceği birini bulması giderek zorlaşıyor.

Çünkü artık birbirimizle konuşuyoruz ama birbirimizi dinlemiyoruz. Cevap vermek için dinliyor, anlamak için değil. Birinin derdini dinlerken bile kendi anlatacağımız hikâyeyi düşünüyoruz. Karşımızdaki insanın acısına ortak olmak yerine ona ne yapması gerektiğini anlatmaya başlıyoruz.

Oysa bazen insanın ihtiyacı bir çözüm değil, anlaşılmaktır.

Bir anne düşünün. Gün boyunca çocukları, evi, işi ve sorumlulukları arasında koşturuyor. Herkesin ihtiyacını karşılıyor ama kimse ona gerçekten nasıl olduğunu sormuyor. Bir baba düşünün. Ailesine daha iyi bir hayat sunabilmek için yoruluyor, mücadele ediyor; fakat yorgunluğunu dile getirdiğinde güçlü olması gerektiği hatırlatılıyor. Bir genç düşünün. Herkes onun geleceği hakkında konuşuyor ama kimse bugün ne hissettiğini merak etmiyor.

Hepimizin anlatacak bir hikâyesi var. Fakat kaçımız gerçekten dinleniyoruz?

Belki de insanları birbirinden uzaklaştıran şey yalnızca hayatın telaşı değil, birbirimizin yükünü taşımaya gönülsüz hâle gelmemizdir.

Artık herkesin bir fikri var ama anlayışa daha az rastlıyoruz. Herkes konuşmak istiyor ama dinlemek isteyenlerin sayısı azalıyor. Bir yanlış gördüğümüzde hemen hüküm veriyor, bir eksiklik fark ettiğimizde eleştiriyor, bir insanın zorlandığını gördüğümüzde onun mücadelesini anlamak yerine çoğu zaman yargılamayı seçiyoruz.

Üstelik bunu bazen en yakınlarımıza yapıyoruz.

Bir insanın en çok yaralandığı yer, yabancıların sözleri değil, kendisini anlayacağını düşündüğü insanların duyarsızlığı olabiliyor. Çünkü insan her zaman herkes tarafından anlaşılmayı beklemiyor. Bazen yalnızca en yakınlarının karşısında kendisini açıklamak zorunda kalmadan var olabilmek istiyor.

Peki, biz birbirimize ne kadar alan açıyoruz?

Birinin üzülmesine izin veriyor muyuz? Her zaman güçlü görünmek zorunda olmadığını hissettirebiliyor muyuz? Hata yaptığında onu hemen etiketlemek yerine yeniden başlayabilmesi için yanında durabiliyor muyuz?

Belki de ilişkilerimizi onarmak için büyük sözlere, pahalı hediyelere ya da kusursuz cümlelere ihtiyacımız yok. Bazen içtenlikle sorulan bir “Gerçekten nasılsın?”, karşılık beklemeden uzatılan bir el veya yargılamadan dinleyen bir çift göz, insanın dünyasında tahminimizden daha büyük bir yer tutuyor.

Çocuklarımızı düşünelim. Onlara başarılı olmayı, kendilerini savunmayı, güçlü durmayı öğretiyoruz. Peki, başkasının üzüntüsünü fark etmeyi, bir arkadaşının sessizliğini anlamayı, zor durumda olan birine el uzatmayı yeterince öğretiyor muyuz?

Çünkü merhamet yalnızca güzel sözlerle öğrenilmiyor. Çocuk, merhametin nasıl bir şey olduğunu en çok kendi hayatında gördüklerinden öğreniyor. Evde birbirimizi dinlemiyorsak, farklı düşüncelere tahammül edemiyorsak, bir başkasının acısını küçümsüyorsak çocuklarımıza anlattığımız değerler havada kalıyor.

Belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şu: İnsanların hayatında nasıl bir iz bırakıyoruz?

Yanımızdan ayrılan biri kendisini daha değerli mi hissediyor, yoksa biraz daha eksilmiş mi? Derdini bize anlatan biri rahatlıyor mu, yoksa bir daha konuşmamaya mı karar veriyor? Varlığımız insanlara güven mi veriyor, kaygı mı?

Kim bilir, belki de bir insanın hayatında yapabileceğimiz en büyük iyilik, onun kendisini yalnız hissetmediği bir yer olabilmektir.

Dünyayı bir günde değiştiremeyebiliriz. Herkesi anlayamayabilir, herkesin derdine yetişemeyebiliriz. Fakat kendi çevremizde bir şeyleri değiştirmek bizim elimizde.

Birini dinleyerek, birini incitmekten vazgeçerek, birinin mücadelesini küçümsemeyerek başlayabiliriz. Her zaman haklı çıkmaya çalışmak yerine bazen anlamayı seçebiliriz. Çünkü haklı olmakla gönül kazanmak her zaman aynı şey değildir.

Kalabalıklar içinde yalnızlaşan insanlara yeni kalabalıklar değil, samimi bağlar gerekiyor. Daha fazla konuşmaya değil, daha çok anlamaya ihtiyacımız var.

Belki de birbirimize yeniden yaklaşmanın ilk adımı, karşımızdakinin ne söyleyeceğini beklemekten vazgeçip ne hissettiğini merak etmektir.

Çünkü bazen bir insanın hayatını değiştirmek için dünyaya sığacak kadar büyük şeyler yapmanız gerekmez. Onun dünyasında kendisini yalnız hissetmeyeceği kadar yer açmanız yeterlidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Eğitim ve Yaşam Koçu – Yazar Elif Eken Arşivi

Diplomaları var, peki ya vefa?

18 Ekim 2026 Pazar 10:03

Herkes haklı, peki kim anlıyor?

11 Ekim 2026 Pazar 10:31

Kimse görmeden yorulduk

04 Ekim 2026 Pazar 11:28

Yol değişti, söz değil

27 Eylül 2026 Pazar 09:48