Eğitim ve Yaşam Koçu – Yazar Elif Eken
Çocuklarımızı okula değil, korkuya mı gönderiyoruz?
Bir anne bugün çocuğunu okula gönderdi. Birkaç saat sonra o çocuk hastaneye kaldırıldı. Bir başka anne ise evladının eve dönmesini beklerken, hayatının en acı haberini aldı.
Bundan daha ağır bir cümle kurulabilir mi?
Bugün İstanbul Başakşehir’de bir okulun bahçesinde çocukların elinde kalem değil, korku vardı.
Sekiz öğrenci yaralandı.
Bir çocuk hayatını kaybetti.
Ve biz yine aynı cümleleri kurduk:
“Çok üzücü…”
“Allah ailelerine sabır versin…”
“Gerekli soruşturma başlatıldı…”
Evet.
Soruşturma başlatılacak.
Tedbirler alınacak.
Okul iki gün tatil edilecek.
Psikososyal destek verilecek.
Ama ben bugün başka bir soru sormak istiyorum:
Biz çocuklarımızı kaybetmeden önce neden fark edemiyoruz?
Çünkü mesele yalnızca bugün okulun kapısından içeri giren bir bıçak değil.
Mesele, o bıçağın bir çocuğun eline nasıl geldiği kadar, o çocuğun içindeki öfkenin, kırgınlığın, yalnızlığın ve şiddetin nasıl büyüdüğünü neden zamanında göremediğimizdir.
Elbette hiçbir gerekçe bir çocuğa zarar vermeyi açıklamaz.
Ama çocukları korumak istiyorsak yalnızca saldırı anına değil, saldırıya kadar gelen sürece de bakmak zorundayız.
Çünkü şiddet çoğu zaman bir anda başlamaz.
Öncesinde bir sessizlik vardır.
Bir dışlanma vardır.
Bir öfke vardır.
Bir zorbalık vardır.
Bir yardım çağrısı vardır.
Bazen de kimsenin duymadığı bir cümle:
“Beni kimse anlamıyor.”
Biz o cümleyi kaç kez duyduk?
Ve kaç kez gerçekten durup dinledik?
---
Bugün eğitim sistemini yalnızca sınav sonuçları üzerinden konuşmanın ne kadar eksik olduğunu bir kez daha görüyoruz.
Çocuğun kaç net yaptığı önemli.
Notu önemli.
Başarısı önemli.
Ama bir çocuğun arkadaşına nasıl davrandığı da önemli.
Öfkesini nasıl yönettiği de önemli.
Kaybettiğinde ne yaptığı da önemli.
Zorbalık karşısında ne yaptığı da önemli.
Kendisine zarar verme ya da başkasına zarar verme düşüncesi taşıyıp taşımadığı da önemli.
Çünkü karne, çocuğun bütün hikâyesini anlatmaz.
Bazen karnesi çok iyi olan bir çocuk da yardım bekliyor olabilir.
Bazen sınıfta sessizce oturan bir çocuk, içinde fırtınalar taşıyor olabilir.
Bazen herkesin “sorunsuz” dediği bir çocuk, aslında yalnızca kimseye anlatamadığı için sessiz olabilir.
İşte tam burada anne babalara, öğretmenlere ve okul yönetimlerine büyük bir sorumluluk düşüyor.
Çocuklarımızın yalnızca notlarını değil, hâllerini takip etmek zorundayız.
---
Bir de artık görmezden gelemeyeceğimiz başka bir gerçek var:
Çocuklarımız şiddeti çok erken yaşta öğreniyor.
Ekranlarda.
Sosyal medyada.
Bazı oyunlarda.
Videolarda.
Kısa içeriklerde.
Şiddetin eğlence gibi sunulduğu görüntülerde…
Ve biz bazen çocuğun elindeki telefonu kontrol etmeyi “özel hayatına müdahale” sanıyoruz.
Hayır.
Çocuğun dünyasına rehberlik etmek, onun hayatına gereksiz yere müdahale etmek değildir.
Ebeveynlik, çocuğun önüne sınırsız bir ekran koyup sonra “Neden böyle oldu?” diye sormak değildir.
Çocuğun ne izlediğini bilmek zorundayız.
Kiminle konuştuğunu bilmek zorundayız.
Neye maruz kaldığını bilmek zorundayız.
Ama bundan da önemlisi…
Çocuğumuzun iç dünyasında ne olup bittiğini bilmek zorundayız.
---
Bugün bir okulda zil sustu.
Ama bizim biraz durup düşünmemiz gerekiyor.
Okullarımızda güvenlik tedbirleri yeterli mi?
Çocukların birbirlerine uyguladığı zorbalık gerçekten yeterince ciddiye alınıyor mu?
Şiddet eğilimi gösteren çocuklar için erken müdahale mekanizmalarımız ne kadar güçlü?
Öğretmenlerimiz, çocukların psikolojik değişimlerini fark edebilecek desteğe sahip mi?
Veliler, çocuklarının davranışlarındaki değişimi nasıl okuyacaklarını biliyor mu?
Ve en önemlisi:
Bir çocuk yardım istediğinde onu gerçekten duyuyor muyuz?
Bunları sormak kimseyi suçlamak değildir.
Tam tersine…
Çocuklarımızı korumak istiyorsak bu soruları sormak zorundayız.
---
Bugün kaybettiğimiz çocuk yalnızca bir ailenin evladı değil.
O, hepimizin çocuğuydu.
Çünkü bir çocuğun okulda hayatını kaybetmesi, hepimizin güven duygusundan bir parça götürür.
Bugün bir anne çocuğunu okula gönderirken daha fazla korkuyorsa…
Bugün bir çocuk okul kapısından girerken etrafına daha tedirgin bakacaksa…
Bugün bir öğretmen sınıfa girerken “Acaba çocuklarım güvende mi?” diye düşünüyorsa…
O zaman bu mesele yalnızca bir okulun meselesi değildir.
Bu, toplum olarak hepimizin meselesidir.
Artık çocuklarımız için sadece daha güvenli kapılar değil,
daha güvenli ilişkiler kurmak zorundayız.
Daha çok dinlemek…
Daha erken fark etmek…
Daha kararlı sınırlar koymak…
Daha güçlü rehberlik etmek…
Ve gerektiğinde profesyonel destek almak zorundayız.
Çünkü bazı şeylerin telafisi vardır.
Ama bir çocuğun hayatının telafisi yoktur.
Bugün bir evde bir çocuğun odası sessiz.
Bir sırada bir sandalye boş.
Bir anne evladının sesini bir daha duyamayacak.
Biz ise yarın çocuklarımızı yine okula göndereceğiz.
Dilerim o okul kapılarından içeri giren her çocuk, akşam aynı kapıdan sağ salim çıkabilsin.
Çünkü çocuklarımızın bize ihtiyacı olan şey yalnızca eğitim değil.
Güven.
Ve artık şu soruyu ertelemeyelim:
Çocuklarımızı geleceğe mi hazırlıyoruz, yoksa onları korumakta geç mi kalıyoruz?
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.