Prof. Dr. Fikret Akınerdem
Hayatın içinden-1, Çarpan etkisi
Kaynaklarda, çarpan etkisi, ekonomiye giren veya çıkan bir miktar paranın ya da yatırımın, toplam milli gelirde yarattığı orantılı ve daha büyük değişim olarak bildiriliyor. Bana göre de çarpan etkisi sadece ekonomide değil sosyal hayatta, kültür ve bilim hayatında da geçerli bir ifade oluyor.
Çarpan etkisi, ekonomide bir yatırım, harcama veya sermaye girdisinin başlangıçtaki tutardan çok daha büyük bir toplam gelir veya ekonomik hareketliliğe sahip olma durumu olarak görülüyor.
Çarpan etkisini hayatımın içinden bir örnekle ele alalım. Şefik Can’da yürüyorum. Sonbahar yaklaştığı için yeşille donatılmış caddede, yaprağını henüz dökmeye başlayan ağaçlar arasında sarı, kahverengi, kırmızı renkleriyle, sonbaharı müjdeleyen yaprakların ilk düşüşünü görme şansını yakalıyorum. Bu arada caddede sıralı atkestanesi ağaçları kabuklarından çıkan kestanelerini döküyor. Yuvarlak olan kestaneler az bir dokunuşla bilye gibi yuvarlanıyor, uzaklara dönerek giriyor. Doğrusu bu beni hoşuma gidiyor, zaman zaman vurduğum kestaneleri ne kadar uzağa gittiğini de adımlıyorum.
Bu sefer de öyle yapıyor, orta şiddette vurduğum kestanenin biri solumdaki şehir ana yoluna giriyor, bir otomobilin tekerine çarparak hız kazanıyor, oradan başka bir otomobilin ön panelinde daha da hızlanıyor, bir dokunuşta en fazla 40-50 metre kayarken, çarpan etkisiyle uzaklarda duruyor. Bu denemede çarpan etkisinin şiddetiyle bisiklet yoluna giren kestane 300 metre kadar kayıp duruyor.
Günümüzün en popüler olayı Fon Krizi. Yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış. 2001 krizinden günümüze; üzerinde duracak pek çok olayı hatırlıyorum. Bu olay sonrası aklıma güncel olaylar geliyor.
2000 li yıllar krizini bu günün krizinden çok daha iyi olduğunu savunan foncu gazetecilerin besleme yazarları, o günde de 28 Şubatla Refahyol İktidarını FETO, bazı askerler ve 5 li çete ile düşürdükten, ülkeyi soyup soğana çevirenler bugün de farklı senaryolarla soyguna hazırlanıyorlar.
2001 krizinde gelinen durumu açıklamak üzere bir arkadaşımız kısaca şu beyiti yazmıştı
Bir şey vardır bu işlerin içinde, her şey gitti, bir don kaldı kıç.mda.
Gerçekten de böyle idi. Kriz sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasi de idi. Devrin Başbakanı ve Cumhurbaşkanı arasında anayasa kitapçığı atıldı oyununu bahane ederek devrin kumpasçıları, 1990 lı yıllardan beri hazırlandığı senaryolarla Ülkemi soymak için devreye giriyor. O yıllarda bir gecede 10 kat artan faizler, merkez bankasın ve bankalarda boşaltılan kasalar. Yine askeri vesayet, FETO ve beşli çetenin işbirliği ile meşru iktidarın düşürülmesi ile son buluyor. O zamanın Ülke soyguncuları bugün de Fon Krizini bahane ederek, çarpan etkisi tezviratlarla, iktidarı düşürme senaryoları yazıyorlar.
Günümüzde halen O yılların hasretini çekenler var yeniden o yılları hortlatılmaya çalışıyorlar. Kendi gözünde koca çınarı görmeyenler, başkalarının gözündeki çöpü mesele ediyor. Her türlü yolsuzluğa hayır deriz, fırsatçılar kendi takımlarının hırsızlıklarına bakmıyor, siyasi operasyon diyorlar. Yani çarpan etkisiyle pireler deve yapılıyor, kendi develeri ise pireleştiriliyor, hatta yok sayılıyor.
Atkestanesi ile hikâyem bitmiyor. Biraz ileride bir adam elinde poşet ile atkestanesi peletlerini topluyor. Bir ara ağaçlardan zemine düşen peletlerin bir şekilde insan veya araçlar tarafından ezildiği ve görüntü kirliliği yaptığı gerekçesiyle, peletleri toplayıp enerji olarak kullanacağını düşündüm.
60 lı yaşlarda ki Adama ‘bunları neden topluyorsunuz’ dediğimde, cevap ‘hanımın talebi üzerine’ oluyor ve beni bir gülme alıyor, adam da gülümsemeye başlıyor. Bu sıcak ve esprili adama ‘ne için’ dediğimde de ‘kestaneleri erik, elma, üzüm, kayısı gibi kurutulmuş meyvelerin içine koyacak, güve gibi zararlı böcekleri kovacak’ diye bağlıyor. Şu insanlığa bakar mısınız? Bir tarafta, bir kestaneyi dahi değerlendiren Anadolu insanı, öte yanda Fon Bahanesiyle soyguna hazırlanan bazı muhalif güruh.
Bir tarafta ziftle sıçan tutan bir vatandaşa karşı, bulanık suda balık avlamaya çalışan fırsatçılar. Kim mi kazanacak, elbette bu ülkenin gerçek sahipleri. Yıllardır yok sayılan, köle muamelesi gören, alnı ve sırtı teriyle üreten, vatanı canından üstün tutan ‘Anadolu İnsanı’ kazanacak.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.