Prof. Dr. Fikret Akınerdem
Dünya Kadın Çiftçiler Günü ve ülkem kadını
15 Ekim her sene Dünya Kadın Çiftçiler Günü olarak kutlanıyor. Bu kutlama senede bir de olsa kadın çiftçilere moral verme açısından önemlidir. Bu meyanda Tarım Bakanımız İbrahim Yumaklı günü tebrik ederek, "hayatımızın her alanında olduğu gibi, tarımın, kalkınmanın ve üretimin kalbinde de kadın çiftçilerimizin sarsılmaz emeği, alın teri ve eşsiz gayreti var. Tarlada sabahın ilk ışığıyla mesaiye başlayan, elleriyle toprağımıza bereketi mühürleyen, sabırla ve sevgiyle üreten, evladına ekmek, ülkesine istikbal hazırlayan tüm fedakâr kadın üreticilerimizin Kadın Çiftçiler Günü kutlu olsun” dedi.
Bakan Yumaklı, ‘toprağa sadece tohumu değil, sevgisini, şefkatini ve geleceğe olan inancını eken kahraman üreticilerle gurur duyduklarını’ ifade ederek çiftçilere olan hassasiyetini ortaya koydu. Bu ifadeler tüm üreticilerimize moral verici, olabilir diye biz de bir çiftçi olarak Bakanımızı tebrik edelim.
Bakanımızın bu duygusal mesajından sonra Dünya Kadın Çiftçiler Günü dolayısıyla aklıma rahmetli Anam geldi. Bir çiftçi ailesinin kızı ve eşi olarak Anamın birçok Anadolu Kadını gibi üzerine güneş doğmazdı. Sabah erkenden kalkar, önce namazını kılar, ardından abdestli ineğini sağar, çocukları uyanmadan kahvaltılarını hazırlar; çocuklarına gelir “kalkın yavrularım, kuzularım, canlarım” diyerek uyandırırdı. Ben küçük oğlu olduğum için en son beni uyandırır, sonra kucağına alırdı. Bana göre Anam ülkemin en çalışkan ve fedakâr Kadın Çiftçisiydi.
İşin duygusallığı ve hassasiyeti bir tarafa günümüz kadın çiftçilerinin durumu ile 50-60 sene evvelki kadın çiftçilerine benzemiyor. İki kuşan arasındaki benzemezlikleri ortaya koymak için ciltler dolusu makaleler yazılır. Eski analar yorulma bilmez, şikâyet etmez, zaman ve mekân ayırt etmez, işi bitirme odaklı çalışırdı. Günümüzde bu kadınlardan çok az kaldı. Genç kadın çiftçiler daha teknolojik çalışıyor, çiftçi başına daha çok üretim yapıyor daha çok gelir elde ediyorlar, ancak yine de memnun değiller.
Günümüzde köyde kalıp çiftçilik yapan kadınlar alkışlanmalıdır. Köyde kalıp çiftçilik yapmayan genç kadınlar da var. Son 30 senede gençlerin çoğu büyük şehirlere göçtü, böylece köyde nüfusla birlikte kadın nüfusu da azaldı. Köy kökenli olup ta şehirlerde yaşayan kadın, köyüne ya büyüklerini ziyarete, ya da hasat mevsiminde gelerek, eşinin, çocukları veya komşularının üretimini seyre geliyor.
Genç kadın ve erkek köyden, ya eğitim için, ya şehirde iş bulmak daha lüks yaşamak için ya da şehirli ile evlenmek için gidiyor. Yukarıda ki sebeplere bağlı olarak doğum da, çiftçilik de yapmayan kadına nasıl seyirci kalınır. Ya da nasıl bir zemin hazırlamalı ki, bu kadın en azından çiftçiliğe kazandırılmalı. Bu tezatlıkların çözümü için kadının çiftçiliğin içinde kalma ve anne olmanın yolları aranmalıdır. Daha önce de bu konuyu değişik makalelerimle ele aldım ancak çözüm için resmi bir karşılık bulamadım.
Günümüz kadını hem çiftçilik yapacak, hem de anne olacak; bu oldukça ağır bulunuyor. Geçmişin kadınında böyle bir hal yoktu, kadın doğurur, çiftçilik yapar, hiç de şikâyet etmezdi. Günümüz kadınını eskilere benzetemesek de, onları heveslendirecek bazı yeni uygulamalar gündeme almalıyız.
Yapılması gerekenler kısaca şöyle sıralanabilir.
Herşeyden önce kırsalda kadın-erkek çiftçiler 18 yaşından itibaren sosyal güvenceye sahip olmalı. Nasıl ki sanayide, hizmet sektöründe ister kendi, ister bir şirket adına üreten bir insan sosyal güvenceye sahip oluyorsa çiftçi de aynı haklara sahip olarak sosyal güvenceye dâhil edilmeli.
Sanayi ve hizmet sektöründe 8 saat çalışan bir vatandaşa üretiyor deniyorsa, tatillerde bile özellikle süresi belli olmayarak 7 den 70 e 365 gün çalışan çiftçi ailesinin emeği dikkatlerden uzak olmamalı. Böyle bir ailenin senelik toplam mesaisi aylara bölünse belki küçük bir işletme mesaisine denk düşer.
Burada çiftçi geliri kendine aittir denebilir, ancak çiftçilik pozitif ayrımcılığa tabii olmalı, aile arasında en azından kadın öncelikli pozitif ayrımcılık yapılmalı. Bir ülkede gıda üretimine giden bir yol yoksa o ülkede sağlık, güvenlik, enerji, özgürlük te yoktur. Burada uygulamanın “ölçek ekonomisine sahip işletmelerde” yapılmasının gereğidir. Küçük işletmelerde, araziler fiziki olarak birleştirilerek, toplu üretime fırsat verilmeli, burada da üretim potansiyeline belirli sayıda kadın ayrımcılık yapılmalı.
Kent kadını, hem konforlu yaşıyor, hem doğurmuyor; 3 çocuklu kadın çiftçinin suçu ne ki? Hiç değilse kadın çiftçinin bu fedakârlığı Devlet nezdinde avantaja çevrilsin ki, gıda güvencemiz olsun.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.