Ali Sait Öge
Memleket sevdalısı
Geçtiğimiz günlerde Ahırlı’ya iz bırakanlardan söz etmeye başlamıştım. Çünkü inanıyorum ki bir ilçenin tarihi, hatıraları yalnızca eski binalarında, kapanmış dükkânlarında, isimleri değişen sokaklarında saklı değildir. İsimleri değişen sokaklar derken ne zamandır söyleyim diyordum da unutuyordum. Sahi bizim ne güzel sokak isimlerimiz vardı değil mi? Her birinde bir mana olan, bir vefa olan… Hangi mantıkla o güzelim isimlerin yerine ruhu olmayan metal rakamları getirdiler. Bunun kokusu da zamanla çıkar da biz görür müyüz bilmem.
*****
Neyse biz özümüze dönelim…
Ahırlı’ya bir iz bırakalım, iz bırakanları izleyelim demiştik ya bugün de öyle bir hemşehrimizin hikâyesine uzanalım istiyorum. Bu hemşehri listesini uzatacağım bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Gönlü Ahırlı ile çarpan kim olursa hepsini ayırt etmeden kaleme alacağım. Bu zincirin bu günkü halkasını Ahmet Duran oluşturdu. Önümüzdeki hafta zincirin halkasının kim olacağına siz karar vereceksiniz. Sizden bir talep gelmez ise ben birinizin kapısını çalacağım.
*****
Ahmet Duran… Bir gurbet hikâyesi, bir memleket sevdalısı, bir hizmet neferi, bir gönül adamı… Nam-ı diğer Palalı ailesinin en büyük oğlu Hüseyin Duran’ın en büyük oğlu.
1960’ların ekonomik zorlukları, imkânsızlıkları belki de çaresizlikleri yüzlerce Ahırlı’lı gibi Duranlar ailesini de memleketlerinden uzaklaştırmış. Ve bu çırpınışların arasında 1963 yılında Ahmet Duran hayata merhaba demiş. O yılların Konya’sını bugünün Konya’sıyla kıyaslamak tabi ki mümkün değil. Şimdiki imkânlar, bugünkü hayat şartları yok. İnsanlar alın teriyle, sabırla, biraz da birbirlerine tutunarak ayakta kalmaya çalıştıkları bir dönem.
Hüseyin Duran da ailesinin geçimi için ticaret hayatına seyyar arabacılıkla başlamış. Ardından o yıllarda sayıları belki yüzleri bulan köylüsü ile hurdacıların ilk mekânları olan Larende Caddesi’nde, Ahırlılı hemşehrileriyle omuz omuza vererek hurdacılık yapmaya başlamış. Daha sonra Meram Eskiyol üzerine taşınan hurdacılar kervanına onlar da katılmış ve rızık mücadelesine orada devam etmişler.
*****
İşte Ahmet Duran’ın hayat hikâyesi de o yıllarda başlamış. Yıllar içinde Meram Hurdacılar Çarşısı’nda devam eden bu mücadele, yalnızca bir geçim hikâyesi değil, aynı zamanda gurbette birbirine sahip çıkan insanların hikâyesi olmuş. Bu hikâyeyi dinleyince düşünüyorum da bir zamanlar aynı çarşıda çalışan, aynı sofraya oturan, birbirinin hâlini hatırını soran, hemşehrisinin sevincini de derdini de paylaşan insanların kurduğu bağlar ne kadar kıymetliymiş. Bugün teknolojiyle dünyanın öbür ucundaki insana ulaşabiliyoruz ama bazen yanı başımızdaki hemşehrimizin ne yaşadığından habersiz kalabiliyoruz. Demek ki mesele mesafe değilmiş. Mesele gönül yakınlığıymış.
*****
Ahmet Duran, ortaokul ve lise yıllarında bir taraftan eğitimini sürdürürken diğer taraftan babasının yanında çalışmış. Okuldan arta kalan zamanlarını meslek öğrenerek ve ailesinin bütçesine katkıda bulunarak değerlendirmiş. Genç yaşta çalışmanın, sorumluluk almanın, alın terinin ne demek olduğunu öğrenen Duran, sonraki yıllarda ticaret hayatını geliştirerek traktör alım satımına yönelmiş. Ancak hayatın insana hazırladığı imtihanlar bazen bütün hesapları bir anda değiştiriyor.
Ahmet Duran, 1983 yılında askerlik görevini tamamladıktan sonra evlenmiş, iki oğlu dünyaya gelmiş. Henüz hayatın yükünü omuzlarında taşımaya alışırken, hayat ona 1991 yılında arkasında en büyük destekçisi olan yolundan gittiği babası olmadan ayakta durmasını öğretmiş. Bu yalnızlık ona sadece baba acısını değil, babasının bıraktığı emanetlerin sorumluluğunu da omzuna yüklemiş.
Hayat şartlarının genç yaşında büyüttüğü Ahmet Duran azmiyle, dürüstlüğüyle ve ticari gayretiyle yıllar içinde işlerini büyütmüş. Ve 1960 yılında babasının başlattığı ve daha sonra kendisinin devam ettirdiği hayat mücadelesi, meyvesini 2003 yılında bir petrol istasyonu ile vermeye başlamış. Ankara Caddesi’nde ticari hayatının en büyük armağanı olan akaryakıt istasyonu sadece kendisini değil kardeşi ve çocuklarını da bağrına basmış. Bugün de akaryakıt istasyonu işletmeciliği ve motorlu araç alım satımıyla uğraşmaya devam ediyor.
*****
Ama bana sorarsanız, Ahmet Duran’ın hikâyesinde asıl üzerinde durulması gereken yalnızca ticarette nereden nereye geldiği değil. Hayat mücadelesinin içinde nereden geldiğini unutmaması… Konya’da doğmuş, Konya’da çalışmış, ticaretini burada geliştirmiş bir insan köyünü neden unutmaz? Çünkü bazı memleketler vardır güzelliği ile insanın yüreğine işler, bazı insanlar da vardır vefası ile o memlekete yüreğini bırakır. Ahırlı da Ahmet Duran için öyle bir yer olmuş. Doğduğu topraklara, o topraklarda yaşayan insanlara duyduğu sevgi, onu yıllar boyunca hemşehrileriyle bir arada tutmuş. Bu bağlılık zamanla yalnızca bir özlem olmaktan çıkmış, sorumluluğa dönüşmüş.
2017-2024 yılları arasında Ahırlı ve Yöresi Sosyal Yardımlaşma Derneği başkanlığını yürütmüş. Bu görev süresince hemşehrilerine daha iyi hizmet edebilmek için gayret göstermiş. İhtiyaç sahiplerine el uzatılması, öğrencilerin eğitim ihtiyaçlarının karşılanması ve burs imkânlarının oluşturulması için çalışmış. Dernek faaliyetleri kapsamında Ahırlı’da bir ev yaptırarak ilçede de yaşamaya başlamış kapısını hemşehrilerine açmış. Düğünlerde, cenazelerde, mevlitlerde, bayram buluşmalarında insanlarla bir araya gelmiş. Gurbette yaşayan Ahırlılıları bir araya getiren yayla şenliklerinde, insanların birbirlerine hasret gidermesine vesile olmuş.

*****
Bunlar belki bir özgeçmişin birkaç satırına sığdırılabilir. Fakat o satırların arkasında kaç insanın duası, kaç öğrencinin umudu, kaç hemşehrinin hatırı olduğunu bilmek kolay değil.
İşte benim için asıl mesele burada başlıyor. Bir insanın memleketine bağlılığını anlatırken yalnızca ne yaptığını değil, neden yaptığını da düşünmek gerekiyor. Çünkü makamlar gelip geçer, görevler biter, unvanlar zamanla unutulur. Geriye insanın insanlarda bıraktığı iz kalır.
Ahmet Duran’ın hayatına baktığımızda bir ailenin ekmek mücadelesini, babadan oğula uzanan bir çalışma kültürünü, genç yaşta üstlenilen sorumlulukları ve yıllar içinde büyüyen bir ticari hayatı görüyoruz. Ama bütün bunların yanında, doğduğu topraklardan kopmayan bir insan da görüyoruz. Benim gözümde Ahırlı sevdasının bir örneği de budur. İnsanın nerede yaşarsa yaşasın memleketini unutmaması, hemşehrisini kendinden ayrı görmemesi, imkânı varsa el uzatması, yoksa hiç değilse hatır sormasıdır.
*****
Ahmet Duran’ın hikâyesini de bu yüzden yazmak istedim. Belki yıllar sonra Ahırlı’nın geçmişi anlatılırken onun adı da anılacak. Belki bir yayla şenliğinde çekilmiş fotoğrafta, bir dernek toplantısında, bir bayramlaşmada ya da bir hemşehrinin hatırasında yeniden karşımıza çıkacak. Ve biri dönüp soracak, ‘Kimdi bu Ahmet Duran?’
İşte o zaman, yalnızca doğum yılını, yaptığı işleri, üstlendiği görevleri saymakla yetinmeyelim. Onun bir aile evladı, bir baba, bir kardeş, bir esnaf ve memleketini gönlünden çıkaramamış bir Ahırlılı olduğunu da anlatalım. Çünkü insanın asıl hikâyesi, yaşadığı yıllardan ibaret değildir. O yıllar boyunca kimlere dokunduğu, kimlerin gönlünde nasıl bir yer edindiği de o hikâyenin parçasıdır.
*****
Rabbim herkese sağlıklı, hayırlı ve uzun ömürler nasip etsin. Ahırlı’ya iz bırakanları anlatmaya devam edeceğiz. Çünkü bu memleketin anlatılacak daha çok hikâyesi, hatırlanacak daha çok insanı var. Ve ben inanıyorum ki Ahırlı’yı gerçekten sevmek, biraz da onun insanlarını unutmamaktan geçiyor.
*****

Zincirin yeni bir halkasını kim oluşturacak inanın bende merak ediyorum. Ne dersiniz sizce yeni halka kim olacak? Şimdilik sağlıkla kalın…
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.