Ali Sait Öge
Sevilen bir insana bir gönül selamı…
Bazı insanlar vardır, haklarında güzel şeyler yazmak istersiniz ama bir türlü fırsatını bulamazsınız. Günler geçer, aylar geçer, yıllar birbirini kovalar. Söyleyecekleriniz için hep başka bir zamanı beklersiniz. Sonra bir gün fark edersiniz ki insanın ardından söylenen güzel sözlerin bir kısmı, keşke hayattayken söylenseydi, dedirtir.
Oysa bir insanın yüzünde hayattayken bir tebessüm oluşturmak, ona değerli olduğunu hissettirmek, kendi hikâyesinden birkaç satırı okuyup mutlu olduğunu görmek… Bunların yerini ne tutabilir?
İşte bu defa bir insanın ardından değil, bir insanın hatırına yazmak istedim. Hem de o insan aramızdayken… Okuyup belki gülümser, belki eski günleri hatırlar, belki de ‘Vay be, biz de bu kadar mı yaşlanmışız!’ diye kendi kendine söylenir diye…
Yazımızın kahramanı, Ahırlı’nın tanınan ve sevilen simalarından, Yiriklerden, eğitimci kimliğiyle hafızalarda yer eden, iki ayrı dönemde Ahırlı Belediye Başkanlığı yapmış Abdülkadir Yiğit Hoca. Bizim bildiğimiz adıyla Kadir Hoca…

1942 yılında Ahırlı’da dünyaya gelen Kadir Hoca’nın hayatı, aslında bir dönemin Ahırlı’sına açılan kapılardan biri. İlkokulu Ahırlı’da, ortaokulu Bozkır’da tamamladı. Öğretmen okulunun ardından 1961 yılında başladığı öğretmenlik mesleğini 1988 yılına kadar sürdürdü. Yıllarca çocukların yetişmesine emek verdi. Emekliliğinin ardından bu kez memleketine belediye başkanı olarak hizmet etti.
1989-1994 yılları arasında ilk kez, 2009-2014 yılları arasında ise ikinci kez Ahırlı Belediye Başkanlığı görevini üstlendi. Elbette bir insanın hayatını anlatırken doğum tarihleri, okuduğu okullar ve yaptığı görevler önemlidir. Ama insan dediğimiz, birkaç tarihten ve unvandan ibaret değildir. Asıl hikâye dostluklarında, alışkanlıklarında, ailesinde, paylaşılan sofralarda ve yıllar geçse de unutulmayan hatıralarında saklıdır.
Ben Ahırlı’yı çok seviyorum. Bunu daha önce de söyledim, yine söylemekten bıkmam. Ahırlı denildi mi benim için akan sular durur. Dağını, taşını, sokağını, yaylasını ayrı severim. Ama insanı da en az toprağı kadar kıymetlidir benim için. Kadir Hoca da Ahırlı’nın o hafızasını taşıyan insanlardan biri. Eski günleri anlatırken hatırladığı ayrıntılar, geçmişe açılan bir pencere gibi. Bugün bize sıradan gelen nice olay, yarının insanları için bulunmaz bir hatıraya dönüşecek. Onun için geçmişi yaşayanları dinlemek, bildiklerini kayda geçirmek gerekiyor. Yoksa bir gün bir sokağın adını hatırlarız da orada kimlerin yaşadığını, hangi dostlukların kurulduğunu anlatacak kimseyi bulamayız.

Kadir Hoca’nın bir başka özelliği de bulmacalara olan merakı. İnsan zihnini diri tutmak kolay iş değil. Hele yılların tecrübesiyle dolu bir hafızayı bulmacalarla beslemek, doğrusu takdire değer. Kim bilir, bazen bir bulmacanın cevabını ararken aklına Ahırlı’nın eski günlerinden bir isim düşüyordur. Belki bir öğretmen arkadaşı, belki eski bir esnaf, belki de yıllar önce yaşanmış bir olay… İnsan bazı şeyleri unutuyor sanır ama bir kelime, bir koku, bir ezgi alır götürür onu yıllar öncesine.
Kadir Hoca’nın öğretmenlik yıllarından söz ederken anlattığı anılarda bir o kadar neşeli
İdi. Rahmetli babam Sait Öge ve yine Rahmetli Muhsin amcam ile ilgili hatıraları da zihnimde ayrı bir yer etti.
Ha birde yanılmıyorsam bir sohbetinden aklımda kaldı herhalde Kadir hocam bir ara Mandolin veya Cümbüş’e de merak sarmış. Mandolin veya cümbüş ile geçen gençlik yılları, hayat hikâyesinin hoş ayrıntılarından birisi olsa gerek. Belki bugün mandolin veya cümbüşün tellerine dokunsa o yılların kapısı aralanır. Bir ezgi başlar, ardından hatıralar gelir kem bilir?

Kadir Hoca’nın gönlünde ayrı bir yeri olduğunu düşündüğüm mekânlardan biri de Sülek Yaylası. Bazı insanlar için yayla, yazın gidilip serinlenilen bir yerdir. Bazıları içinse dostlukların, aile buluşmalarının ve huzurun adresidir. Benim Kadir Hoca’yla Sülek Yaylası’nda paylaştığım hatıraların arasında ise kebabın ve salatanın özel bir yeri var.
Kulakları çınlasın, Emin Bediz, Kadir hocam, benim bir arkadaşım vardı Mehmet Ali Duvaryapar, orada yaptığım patlıcan kebabını hatırlıyorum. Kadir Hoca’nın o kebaba ve bana has çoban salatama yaptığı övgü hala aklımda. Demek ki insanın yaptığı yemeği beğenen de, bunu güzel sözlerle dile getiren de unutulmuyormuş.
İkram etmeyi, dostları ile yemek yemeyi, yedirmeyi seven. Mangalda sazan ve et pişirilen ziyafetlerde de kendisi çoğu zaman işin başını çeken, adeta organizasyonun başına geçen isimlerden olmuştur. Kimi ateşi ayarlar, kimi eti çevirir, kimi de sofranın eksiklerini tamamlar. Kadir Hoca’nın da bu işlerde ayrı bir heyecanı olduğunu söylemeden geçemem.
Ama benim asıl meselem başka! Benim sumaklı, naneli çoban salatam var ya… İşte Kadir Hoca’nın ona olan sevgisini bilirim. Patlıcan kebabını beğenmesi elbette güzel ama salataya gösterdiği ilgi, doğrusu ayrı bir gurur vesilesi! Kendisini birkaç kez davet ettim, fakat bir türlü fırsat bulamadı. Şimdi buradan kendisine açık bir davet daha yapayım. Kadir Hocam, bu iş daha fazla uzamasın! Salatanın sumak ve nane ayarı benden, afiyetle yemek sizden! Yalnız, o eski övgülerin devamını bekliyorum, insan bir kere alışınca vazgeçemiyor!
Siyasetin ötesinde bir vefa… Kadir Hoca’yla ilgili unutamadığım bir başka hatıram da siyasete dayanıyor. Kendisinin yeniden aday olamadığı 2014 yerel seçimlerinde ben de Saadet Partisi’nden Ahırlı Belediye Başkanlığına aday olmuştum. Siyasi yarışın kendine göre heyecanı, telaşı, hesabı kitabı vardır. Her aday kazanmak ister, her seçimde farklı düşünceler, farklı beklentiler ortaya çıkar. Fakat o günlerde benim için kıymetli olan, Kadir Hoca’nın yanımda durması ve en büyük destekçilerimden biri olmasıydı. Bunu unutmadım, unutamam da.
Çünkü siyasette insanlar bazen aynı yolda yürür, bazen farklı yollara girer. Seçimler gelir geçer, sandıklar açılır, sonuçlar açıklanır. Ama zor zamanda gösterilen destek, insana verilen değer ve dostluk adına atılan adım kolay kolay unutulmaz. İnsanın yanında duranları hatırlaması için mutlaka bir seçim kazanması gerekmez. Bazen kaybedilen bir yarıştan geriye kalan en güzel şey, kazanılmış bir dostluktur. Benim için Kadir Hoca’nın o günkü desteği de böyle bir hatıradır.
Kendisi her ne kadar gerek siyasi hayatı boyunca gerek tüm görevlerini tamamlayıp kenara çekildiğinde hak ettiği, beklediği vefayı göremese de… Ben bugün kendisi hakkında yazarken bunu dile getirmeyi bir vefa borcu sayıyorum. Kadir Hoca’nın bana verdiği desteği yıllar sonra bile sevgiyle hatırlıyorum. Demek ki bazı dostlukların ömrü seçim dönemlerinden çok daha uzun oluyor.
Bir yayla, bir aile, bir ömür… Kadir Hoca’nın Sülek Yaylası’na duyduğu sevgiyi düşününce, insanın sevdiği yerlerden neden vazgeçemediğini daha iyi anlıyorum. Yaş ilerledikçe bazı yollar kısalır belki ama o yolların gönlümüzdeki mesafesi hiç azalmaz. Ahırlı’nın sokakları, yaylaları ve insanları… Kadir Hoca’nın hayatında bunların her birinin ayrı bir hatırası olduğuna eminim. Ancak Sülek Yaylası denilince Kadir hocanın kalbi bir başka atardı. Oraya yaptığı hizmeti biliyorum. Eğer Sülek Yaylası bu gün bile sevilen ve tercih edilen bir yer ise bunda kendisinin payı büyüktür.
Gelelim hayatının bir başka zenginliğine, ailesine. Sekiz çocuk babası, onlarca torun sahibi olmak az şey mi? Kadir Hoca’nın ailesine düşkünlüğü ve cömertliği de onu anlatırken üzerinde durulması gereken özelliklerinden. Eşinin vefatından sonra yeniden evlenmemiş olması ise hayatının kendine ait, hürmetle yaklaşılması gereken bir başka sayfası. Her insanın içinde başkalarının bütünüyle bilemeyeceği hatıralar, özlemler ve sessiz kararlar vardır.
Dilerim Rabbim kendisine evlatlarının, gelinlerinin, damatlarının ve torunlarının sevgisiyle çevrili, sağlıkla ve huzurla geçecek nice güzel günler nasip eder.
Makamlar geçer, hatıralar kalır… Abdülkadir Yiğit, Ahırlı’da iki dönem belediye başkanlığı yapmış bir isim. Elbette her görev gibi belediye başkanlığı da sorumlulukları, beklentileri ve eleştirileri beraberinde getirir. Herkesin her konuda aynı düşünmesi mümkün değildir.
Fakat ben bugün bir seçim değerlendirmesi yapmak, geçmişin hesabını tutmak için yazmıyorum. Amacım, makamların ötesindeki insanı anlatmak. Çünkü makamlar gelip geçer. Seçimler yapılır, görevler başlar ve biter. Ama insanın ailesinde, dostlarında ve yaşadığı memlekette bıraktığı izler çok daha uzun süre yaşar.
Kadir Hoca’yı yalnızca belediye başkanlığıyla anlatmak, onu eksik anlatmak olur. Onun bir öğretmen olarak geçirdiği yıllar, bulmacalara duyduğu merak, mandolini, Sülek Yaylası’na bağlılığı, ailesi, dost sofraları… Ahırlı’nın geçmişine dair hafızasında taşıdığı hatıralar da bu ömrün parçalarıdır.
Bu yazıyı kaleme alırken, bir büyüğümüze güzel sözler söylemek için neden hep bir vesileyi, bazen de bir ayrılığı beklediğimizi düşündüm. Oysa insanın gönlünü almak için geç kalmaya gerek yok. Bir öğretmenimize teşekkür etmek, bir büyüğümüzün hatıralarını dinlemek, bir dostumuza onu sevdiğimizi söylemek için yarını beklememeliyiz. Çünkü hayat, ertelenen güzel sözleri bekleyecek kadar uzun olmayabilir.
Sevgili Kadir Hoca… Seksen dört yıllık bir ömrü birkaç sayfaya sığdırmak elbette mümkün değil. Çocukluk, gençlik, öğretmenlik, belediye başkanlığı, aile hayatı, sevinçler, kayıplar, dostluklar ve biriken hatıralar… Bunların hepsi ayrı bir hikâye! Belki bu yazıda eksik bıraktığım çok şey vardır. Belki siz okurken, ‘Şunu da yazsaydın Ali Sait!’ (Sayıdın Ali… Bana Ahırlı da dedemin lakabı seslenen hep sen oldunJ) diyeceğiniz yerler olacaktır. Olabilir. Zaten bir insanın bütün hayatını anlatmaya kalksak, yazının sonuna geldiğimizde başa dönüp yeni bir hatıra daha eklememiz gerekir.
Benim niyetim bütün hayatınızı anlatmak değil, bu hayata duyduğum saygıyı ve sevgiyi birkaç satırla da olsa ifade etmek. İsterim ki bu yazıyı okuduğunuzda yüzünüzde küçük bir tebessüm belirsin. Belki mandolinli günlerinizi hatırlarsınız, belki Sülek Yaylası’nın bir köşesinde dalıp gidersiniz, belki torunlardan birinin tatlı yaramazlığı aklınıza gelir.
Belki de bir gün yeniden aynı sofraya oturur, o meşhur çoban salatama kaşık sallarken, ‘Ali Sait, bu salatanın sırrı neymiş böyle?’ tekrar diye sorarsınız. Ben de hiç düşünmeden, ‘Kadir Hocam, sumakla nane kadar dostluk da katıyoruz içine derim!’ Ve içimden, demek ki bir yerlerde bizi böyle hatırlayanlar da varmış’ demenizi isterim. İşte o zaman ben de muradıma ermiş olurum.
Size sağlık, huzur ve sevdiklerinizle birlikte geçireceğiniz nice güzel günler diliyorum. Hafızanızdaki Ahırlı hatıraları, çözdüğünüz bulmacalar ve geçmişten bugüne taşıdığınız o güzel anılar sizinle yaşamaya devam etsin. Dilerim mandolininizin telleri de gönlünüz de uzun yıllar susmasın. Ahırlı’nın geçmişi konuşulduğunda adınızın yalnızca belediye başkanlığı yapmış bir isim olarak değil öğretmenliğiyle, ailesine düşkünlüğüyle, dostluğuyla, kendine has özellikleriyle ve bu topraklara duyduğu sevgiyle de anılmasını gönülden isterim.
Çünkü insanın geride bırakabileceği en güzel miraslardan biri, adının sevgiyle anılmasıdır.
Ben de bu yazıyla size küçük bir hatıra bırakmak istedim.
Belki yıllar sonra siz yeniden okursunuz, belki çocuklarınız ve torunlarınız… Belki bir aile sohbetinde bu satırlar açılır, eski günler konuşulur, bir tebessüm daha doğar. O gün bu yazının gerçek değerini bulduğunu düşüneceğim. Çünkü ben bu defa bir insanın ardından yazmak istemedim. Bir insanın yüzüne karşı güzel sözler söylemek, hayattayken kıymetini bildiğimi hissettirmek istedim. Ahırlı’yı sevmek biraz da budur benim için memleketin geçmişine sahip çıkmak, insanını unutmamak, hatıralarını yaşatmak ve güzel sözleri yarına bırakmamak.
Sevgili Kadir Hoca, iyi ki bu memleketin hikâyesinde sizin de iziniz var. İyi ki bazı hatıralar hala anlatılabiliyor, bazı güzel sözler de henüz sahibine ulaştırılabiliyor. Rabbim size ve bütün sevdiklerinize sağlıklı, huzurlu, hayırlı ömürler nasip etsin.
Bu yazı sevilen bir insana sadece bir gönül selamı, bir teşekkür ve bir ömrün hatırına bırakılmış küçük bir sevgi nişanesi olsun. Çünkü bazı yazılar bir insanı anlatmak için yazılır, bazılarıysa o insana henüz hayattayken ne kadar kıymetli olduğunu söyleyebilmek için…
Bu yazı da benim için ikincisidir.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.