Erol Sunat

Erol Sunat

Hoşgörüde Deniz Gibi Olabilmek!

Hoşgörüde Deniz Gibi Olabilmek!

Bugün başaramadığımız, üstesinden gelemediğimiz, bize ağır gelen, katlanamadığımız, müsamaha gösteremediğimiz, taşıyamayacağımız bir yük gibi gelen şey nedir bilir misiniz?

Hoşgörü!

Hoşgörü şehri dediğimiz bu şehir baştanbaşa hoşgörü aslında.

Ancak bu şehirden bihaber yaşamak gibi korkunç bir hata içerisindeyiz!

Birbirimize elimizi uzatamıyoruz!

Aramıza sokulan sen-ben ve sizden-bizden denen o nifaklar elimizi- kolumuzu, yönümüzü, yolumuzu bağlıyor!

Bizleri, hoşgörüsü olmayan, hoşgörüden nasipsiz insanlar haline getirenlerin hepsine yazıklar olsun!

Hz. Mevlana, hoşgörüde deniz gibi ol diyor.

Nedir deniz gibi olmak?

Deniz derinlikten nişanedir. Derinlik sığlığa benzemez, yüzeyden geçiveren yaklaşımlara itibar etmez. Deniz, işin inceliğine vakıftır. Derinlemesine bir düşünceye ev sahipliği edendir.

Uçsuz bucaksızdır. Sığ düşünceli olanı korkutur. At gözlüğüyle bakanlar, denizi sevmezler.

Çok bilmişler, kendince allame kesilenler, aynaya bakmasını unutanlar, dünya sadece kendi etraflarında dönüyor zannedenler, egolarına tavan yaptıranlar, elinde emanet olan güç ve kudretten şımaranlar, ne oldum delisi olanlar, her fırsatta, her ortamda kendini göstermek için akla hayale gelmeyen her yola başvuranlar sevmezler denizi.

Deniz onları korkutur. Benim diyen yüzücü bile zaman zaman korkar denizden.

Hoşgörü denen kavram öyle bir denizdir ki, hoş görünün asıl sahibi, bütün hatalarımızı, bütün yanlışlarımız, bütün aykırılıklarımızı ve çarpıklarımızı bilir.

Onun hoşgörü dairesi, kulların hoşgörüsüne benzemez!

Hoşgörü denizine sanki hiç ihtiyacımız yokmuş gibi davranıyoruz.

Oysa hoşgörü  denen o denizden bir tas su alan, bütün ömrü boyunca baştanbaşa hoşgörü kesilir.

Hoşgörü sahiplerinden biri olur.

 

*****

Tahammülsüz insanların, sabırsız insanların, kendinden başka akıllı olmadığını düşünen insanların hoşgörüsü yoktur!

Nalıncı keseri misali hep bana hep bana diye yontup duran, kendinden başkasını düşünmeyen, sağında solunda, önünde arkasında ne oluyor, ne bitiyor diye düşünmeyen, gözünün önünde ki merteği nasıl görecek?

Hoşgörü, insanı hoş görmektir!

Affetmektir!

Kızsa da kızdığını belli etmemektir. Yanlışı doğruya tebdil etmektir.

Kem söze, kem sözlerle cevap vermemektir!

Edep ve adap yoksunlarına edebi ve adabı göstermektir.

Yalancının yalanını yüzüne vurmamaktır!

Laf taşıyanın foyasını ortaya çıkarsa da, onu insan içine çıkamaz hale getirmemektir.

Kalp kırmamaktır, gönül yıkmamaktır!

Kırılsa dahi kırıldığını muhatabına yansıtmamaktır!

Hoşgörü yüce bir erdemdir!

Hoşgörü hemen birçoğumuzda olmayandır.

Bulunmayandır!

 

*****

Bir türlü gösteremediğimiz, nefsimizi yenemediğimiz, kin ve intikam duygularımıza mağlup olduğumuzdan dolayı bir türlü barışamadığımız bir duygudur hoşgörü!

Sözüm ona, bazılarımız beni hoşgörülü olarak bilirler ve tanırlar diye gaflar yapmaktan geri durmaz!

Eğer bir kişi hoşgörü sahibi ise, bırakında o özelliğini kendi değil, başkaları anlatsınlar, onlardan duyalım, işitelim.

Hoşgörü reklamı sevmez! Reklam olan yerden kaçar.

Yüzüne karşı ne kadar hoşgörülüsünüz denmesinden rahatsız olur!

Hoşgörü gerçekten dünyamıza egemen olsaydı, dünyamız huzur içinde yaşardı.

Aç olan bir ülke olmazdı. Dünyamız, paylaşmasını ve bölüşmesini öğrenir, açlıktan, savaşlardan ölen , yok olan insanların imdadına daha o gün koşardı.

Virüsün yaktığı kavurduğu kıtalarda, aşı sıkıntısı çekilmez, devletler, kendilerini garanti altına almak adına aşı stoklamaz, kimin ne ihtiyacı varsa aşıyı da, ekmeği de, nimeti de herkes herkesle bölüşür , paylaşırdı.

Hoşgörünün deniz gibi olması budur. Derinliklere inildiğinde, önce bir ülkenin, sonra bütün bir alemin derdiyle dertlenmek, hoşgörüyle bütün dert ve sıkıntıları kucaklamaktı hoşgörü.

 

*****

Dünyanın sahibi olmaya, herhangi bir ülkenin sahibi olmaya kalkan kısır, egoist ve bencil davranışların sonu ne zaman geldi ki, bugün gelebilsin!

Dün Firavun kendini dünyanın sahibi sanıyordu.

Karun dünyanın en zengini benim diyordu!

Bugün dünyanın en zengini olma hayalleri kuranlar var!

Dünyanın sahibi biziz diyenler de…

Hoşgörüyü kaybetmişlerin, ahların ve gözyaşlarının üzerine bir nizam kurduklarını tarihler yazmıyor. Nasıl ters -kepçe geldiklerini, nasıl tarih sahnesinden çekildiklerini ise ders çıkarmak için okumak ve araştırmak lazım!

Batan medeniyetler, batan antik şehirler ibret almak isteyene, birer ibret vesikası olarak gözümüzün önünde…

Bu dünya yalan dünya, kimseye baki de değil, kalmıyor da…

Kimi bu şehrin hakimi benim diyor, kimi bir ülkenin, kimilerine ise bu dünya yetmiyor, yıldızlara uzanma derdinde.

Yaşlı dünyamız huzura aç! Sakinliğe ve sükunete muhtaç! Barışa aç, barışa…

Bunun yolu hoşgörüden geçiyor.

 

*****

Hoşgörüsüzlüğü tırmandıran ülkeler, liderler, hem kendi ülkelerini hem de dünyayı huzursuz etmeye ve germeye devam ediyorlar.

Hoşgörüsüzlüğün hakim olduğu ülkelerde yoksulluk kol geziyor!

Zengin ve fakir arasındaki uçurum ve adaletsizlik her geçen gün daha da artıyor!

Ülkesini gerçekten seven liderlerin yönettiği, halkını düşünen, gözeten, koruyan ve kollayan ülkelere bir bakın!

Birde kan ve ateş içinde kalan, bölünen, taraf tutulan, taraf olunan ülkelere bir bakın.

En çarpıcı bölgelerden biri olan Orta Doğu, hoşgörüsüzlüklerin tavan yaptığı bölgelerin başında geliyor.

Bu bölgede dünyanın en büyük petrol gelirlerine sahip, dünyanın sayılı zengin ülkeleri yer alıyor. Aynı bölgede yer alan, kan ve ateşle savrulan, dağılan ülkelere bir kuruş yardım etmeyen, ne din kardeşliğinin, ne soydaşlığının, ne komşuluğunun, ne de insanlığının gereğini yerine getirmeyen cimri, görgüsüz, bencil kendinden başkasını düşünmeyen, zevki için, Avrupa’nın en pahalı futbol Kulüplerini satın alan anlayışların hüküm sürdüğü berbat bir hoşgörüsüzlük!

Neye sayarsanız, sayın!

Hoşgörü madem ki engin bir denizdir. Deniz gibi cömert olmalı, derin manalı olmalı! Olmalı ki, yüzler gülmeli, öfkeler tövbe etmeli, tebessümler çoğalmalı, insanlar birbirini sevmeli, halden anlayanlar çoğalmalı, sıkıntılar sona ermeli, taş kalpler mum misali yumuşamalı, kalp kırmak yerine, gönül alanlar, yaralarımızı saranlar yanı başımızda durmalı…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Erol Sunat Arşivi
SON YAZILAR