Sadık Büyüksakarya

Sadık Büyüksakarya

Akıl Adamı Terk Ederse

Akıl Adamı Terk Ederse

Bu söz benim çok hoşuma gitti:

‘Akıl, adamı terk ederse o adama deli derler,

Adam aklı terk ederse o adama da meczup derler.’

Söyleyen güzel söylemiş diyerek sözün ve söyleyenin hakkını vermemiz icap eder.

Sözü işittikten hemen sonra sağ elime kalemi aldım, sol elime de defterin tek bir yaprağını, ardından gezgin benliğime dur dedim ve söz üzerine uzun uzun tefekkür ettik.

Akıl, nasıl bir hâl üzereydi ki adamı terk edip deli dedirtti?

Adamın ahvali niceydi ki aklı arkasında bırakıp meczupluğa soyundu?

Aklın kabuğu yani insan bedeni o aklı sarıp sarmalayamadıysa, öte mahallenin çocuğu muamelesi gösterip bağrına basmadıysa böyle bir durum baş göstermiş olabilir.

Öte yandan adam aşsız kalma pahasına aklı aşıp ıssız dağın tepesindeki bir nokta, sevenine gülün rayihası sevmeyenine de dikeni olmayı menzil bellediyse bu denli bir hadise vuku bulmuştur.

Öyle ya tenha dışı insanın, içi mahşer demiş Ömer Lütfü Mete, bilemeyiz.

Ya da birinden biri -her ikisi de diyebiliriz- bizim Yunus’a kulak vermemiş olabilir.

Ne der bizim Yunus:

‘Dil söyler kulak dinler, kalp söyler kâinat dinler.’

Demek ki adam ve akıl arasında dili, kulağı ve kalbi bağdaştıramamış bir muhabbet kanalı, yara almış bir naz makamı var.

Bu bağlamda değerlendirdiğimiz de aklın söylediğini adam dinlememiş, adamın dillendirdiğini akıl hiç duymamış gibi.

Sebebini kalp noksanlığına bağlamak istemiyorum. Hüsn-ü Zan da bulunup kalbin solukluğu ve soğukluğu demek geliyor içimden.

Zira delinin de meczubun da kalbi yoktur diyemeyiz. Bedenlerine ağır geldiğinden takatleri kalmamıştır.

Kalbi kıvamına getirdiğimiz de soluk hâl renklenecek, soğukluk kendini hissin alevinde ısıtacak.

Ardından mevzuu bir kalıba oturacak.

Mevzuular bir kalıba oturduktan sonra elbette söze yitik mal muamelesi gösterip hafızamızdan kazıyamayız.

Sözden hisse alıp hisseyi tatbik edeceğiz, tatbiki daim kılmaya çalışıp daim olanı da kaim eyleyeceğiz.

Aksini düşünüp denizdeki balık olamayız.

Denizdeki balık öyle değil midir?

Denizin içindeyken denizin farkına varıp kıymetini bilmez. Farkındalığı ve kıymeti, denizin dışına çıkıp nefessiz kalma sayesinde öğrenir.

Yani demir tava geldi kömür tükendi, akıl başa geldi ömür tükendi derler ya tam o biçim.

İncenin incesi işler yani.

Dilimizin döndüğünce ivazsız, garazsız ve safi ifadelerle bu ve benzeri bahisleri öne koyup değerlendirmek lazım gelir ki konunun muhatabı biz de olabiliriz.

Bize de deli deyip aklımızı alıp götürebilirler.

Meczup deyip diyardan diyara dolaştırır, boşluğa ve yokluğa havale edebilirler.

Uyanık olmamız lazım.

Uyanıklığa münhasır bir şeylerden bahsediyor oluşumuz bir şeyleri çok iyi bildiğimizden değil, bir şeyleri bilme gayretini her dem diri tutma niyetindendir.

Bahsederken de kalbimizle konuşuyoruz. Ateşli sözlerin yaş odunları tutuşturamayacağını bilerek sizleri de şahit tutuyoruz ki bu çok yüksek bir paye ve çok nazik bir ifadedir zannımca.

Derler ya; ‘Ahengi düzgün olan sazın kulağını çalgıcı bükemez’ diye.

Çal çene çalgıcı ve yaygaracı tayfa şahitliğe ve dilbaz vaziyete limon sıkmasın niyetiyle bütün bunlar.

Evet,

Şarap sarhoşu edasıyla cümle sarf eder gibi olduk ama gayemiz sakînin sarhoşu olup eşiğe paspas olmaktı.

Umarım bunu başarabilmişizdir.

Biraz sizlerin adına konuşmuş gibi olacağım ama sizler de şahsıma karşı şu latif sözlerle mukabelede bulunmak istersiniz diye düşünüyorum:

‘Yârin derdi devadır, derde muhtaç etme beni

Namertten ırak eyle, merde muhtaç etme beni’

Çok yönlü bir ifadenin özü gibi oldu, olsun.

Niyetimizi, gayretimizi ve dahi hasretimizi edeb-i kelam ile ifade edebildiysek ne mutlu bize.

Selâmetle…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Sadık Büyüksakarya Arşivi
SON YAZILAR