Erol Sunat

Erol Sunat

Layık Görememe Meselesi…

Layık Görememe Meselesi…

Layık görmek olgunluktur. Layık görmek bir ufuk zenginliğidir. Layık görmek insanlığın ta kendisidir. Çiğ davranışların dışında, sözleri tatlılaştırmak, herkese kol kanat germektir. Yardım etmektir. Girdaplardan, kuyulardan, uçurum kenarlarından insanları çekip almak, çekip çıkarmaktır.

İnsan her ne olursa olsun, her nerede yaşıyorsa yaşasın her şeyin en iyisine, en güzeline layıktır diyebilmektir.

Layık görme erdemdir…

Yüce gönüllülüktür!

Layık görmek, üstünlük gibi, paraya dayalı unvanlar gibi insanların kendi icat ettiği bir takım lüzumsuz ve dünyada kalan, öbür tarafa götürülmesi mümkün olmayan yaklaşımların kenarından dahi geçmez

Gerçek ve samimi bir layık gören, ben sana şunu layık gördüm diye kimseyi aşağılamaz!

Kimseyi hor, hakir ve küçük görmez!

Sonunda herkes layığını bulur derler ya…

Bu dünyada insanlara hiçbir şeyi layık göremeyenler, zafer mi kazandılar?

Boyları bir karış daha mı büyüdü?

Özrü kabahatinden daha büyük kelamlarla af diler gibi yapmaları onları kurtarabildi mi? Kendilerinden başka hiçbir şeyi kimselere layık göremeyenler, öyle bir unutuldular ki, ne hatırlayanları, ne ananları, ne de arkalarından rahmet okuyanları kaldı!

Atalar ne ekersen onu biçersin demişler.

Kötülük eken, hasetlik, fesatlık ve kıskançlık eken, ne biçmeyi bekliyordu ki?

Layık görmek halden anlamaktı. Paylaşmaktı, bölüşmekti. Her daim iyi düşünmekti.

Layık görememek ise insanların kendi felaketi oldu!

İnsanın hırsına yenilmesi oldu!

Egosuna dur diyememesi oldu! Hem kendilerine hem de uğraştıkları insanlara hayatı zehir ettiler!

 

*****

Nedendir bilinmez, bir türlü gözümüz doymadığı gibi, kendimizden başka hiçbir şeyi bir başkasına da layık göremeyiz!

Bu layık görememe meselesi, bazılarımızda adeta bir hastalık gibidir.

Çok şeye sahip te olsak, insanlara layık göremediğimiz o kadar çok şey vardır ki…

İnsanlara en başta mutluluğu layık göremeyiz!

Sevgiyi layık göremeyiz!

Huzuru layık göremeyiz!

Bir lokma ekmeği layık göremeyiz!

Bir telefonu…

Bir takım elbiseyi…

Bir kap yemeği…

Üç kuruş kazancı…

Nedir bizim bu layık görememe meselemiz?

Anlayan, anlatan, pişman olan, vazgeçen var mı?

 

*****

Hz. Mevlana, yüzyıllar ötesinden, “Hiçbir mal sizin değil, neyi bölüşemiyorsunuz? Hiçbir can sizin değil, niye dövüşüyorsunuz?” demiş demesine de…

Ne dövüşmemiz bitti, nede bizim olmayan malın bölüşmesi!

Buna ancak ben layığım, benden başkası o işe layık değil, benzeri iddialar, mal-mülk için, mevki-makam için, dünyalık için yaratılan huzursuzluklar sayılamayacak kadar çok!

Bunun içinde savaş vermeyi olmazsa olmaz görenler, eteklerine taş toplama diye bir yöntem icat ettiler!

O taşlar haset, kıskançlık, kin, nefret, kibir, gurur, fitne ve daha aklınıza ne gelirse…

O taşları toplaya toplaya geçirilen ömürlerin haddi hesabı yok!

Ne yüzümüz kızarıyor, ne utanıyoruz, ne ikaz edenleri dinleyecek kulağa sahibiz!

Hem kendimize, hem uğraştıklarımıza zindan ettiğimiz bir dünya…

Yakıp yıktığımız, viran ettiğimiz, harabe ettiğimiz bir dünya…

Dünya ateşler içinde cayır cayır yanarken, viran olan, harabeye dönen gönüller bizim gönüllerimiz!

Sadece insanlar mı layık göremeyenler?

Devletler, milletler dünya var olduğundan bu yana kime neyi layık gördüler ki?

Dünya kendini diğer kavimlerden, milletlerden daha üstün gören, bunun içinde her şey benim hakkım diyen milletler ve devletler gördü ve görmeye devam ediyor!

Çiğnenen, istila edilen, sömürge yapılan coğrafyaların ağzı dili olsa da konuşsalar!

Kimine petrolü, kimine altını, kimine gümüşü, kimine zümrüdü, kimine değerli madenleri, kimine doğal güzellikleri layık görememişiz!

 

*****

Yaradan bizlere hayatı layık görmüş, yaşamak gibi bir nimet vermiş. O nimetin yanında dünyamızı sayısız maddi ve manevi nimetlerle de donatmış!

Onun yarattığı bir başka insan da, ben varken sana yaşamak haram demiş çekmiş vurmuş o insanı…

Adam boşanmış karısından, yolları ayrılmış, adam bir başkasıyla evlenmiş, kadın bir başkasıyla, eski koca, kadına o mutluluğu, o huzuru layık göremediği için çekmiş vurmuş her ikisini de…

Kimi mezara, kimi hapse…

Çocuklar ortada perişan…

Onlara reva görülen, layık görülen hayat bu mu?

Yeni kurulan yuvalara nifak sokanlar, sevgiyi, aile saadetini insanlara layık görmeyen bazen ana-babalar, bazen hısım akrabalar, bazen komşular, bu dünyayı güzelleştirmek ellerindeyken, neler yapmadılar neler…

Ekranlarımız bu türden olayların örnekleriyle dolu.

Ne ders alıyoruz, ne ders çıkarıyoruz. Bildiğimizi okumak, burnumuzun dikine gitmek, kimseye bir şeyleri layık göremediği gibi dedikodusunu yapmak, insanların arasını açmak, gibi değişik oyunların peşinde sürüklenmek hayatımızın vazgeçilmezi oluyor.

Yuva yıkanın yuvasının, huzur bozanın huzurunun olduğunu gören var mı?

 

****

Kem söz sahibine ait denmiştir. Kem sözlü olmamız dışında çiğ sözlü olanlarımızda çoktur. Hele insanları hor ve hakir görmemiz, birilerine bir şeyleri yakıştıramama halimizi anlatmaya birkaç kitap yazsak yetmez!

Aslında dostlarımızın, arkadaşlarımızın, hısım akrabamızın bir şeylerin sahibi olması bizi memnun etmeli, hatta sevindirmeli…

Ancak edepsiz tarafımız, layık görememe halimiz, biraz kıskançlığımız, biraz kendimizi daha yukarılarda görme eğilimimiz, bazı hallerde bizi terbiyesizleştirir de…

Kaç paralık adam ki, şunu var, bunu var demeye başlamak, en çarpıcı layık görememe cümlelerinden biridir.

Takdir etmeyi...Neden olmasın demeyi…

O kadar çalışıyor, çabalıyor, hakkıdır elbette demeyi…

Neden başaramıyoruz?

Helal olsun adama, bak neleri başarmış, neden diyemiyoruz?

Neden kıskançlık ve hasetlik damarlarımız kabarıyor?

Adam öfkeden kızıyor, köpürüyor, masaları yumrukluyor!

Alt tarafı amele diyor! Elinde ki telefon en az bin beş yüz lira!

Biz bunun sülalesini biliriz!

Bunlar iki kelimeyi bir araya getirip konuşmasını bilmez! Bildiğin sonradan görme abi?

Ya sen nesin, kimsin denildiğinde küsmeden önce, ben kimim, ben nereden nereye geldim, bana da bu bulunduğum yer ve imkan layık görülmüştü, tövbe yarabbi, tövbe demeyecek misiniz?

 

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Erol Sunat Arşivi
SON YAZILAR