Yusuf Baran Kızılkaya

Yusuf Baran Kızılkaya

Savaş dışarıda değil, önce içimizde başlar

Son birkaç gündür hepimizi yakından ve uzaktan ilgilendiren, fakat Ortadoğu için neredeyse sıradanlaşmış olan Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve İran arasında yaşanan savaş ve gerilim dalgası, toplumun ruh halini derinden etkilemekte. Kimisi “zaten hep olan bir çatışma” diyerek sıradanlaştırıyor. Kimisi bunun çok daha büyük bir savaşa kapı aralayacağını düşünüyor. Kimisi ise savaşın ülkemize ekonomik, siyasi ya da toplumsal yansımalarını hesap ediyor. Ve bütün bu yorumlar; kahvehanelerde, ev oturmalarında, iş yerlerinde, sosyal medyada dolaştıkça; insanların zihninde belirsizlik büyüyor, kaygı çoğalıyor, tedirginlik derinleşiyor.

Evet, ben de bir insan olarak kaygılanıyorum. Zihnim senaryolar kuruyor. “Ya şöyle olursa?”, “Ya bu büyürse?”, “Ya yarın sabah bambaşka bir dünyaya uyanırsak?” diye düşünmeden edemiyorum.
İnsanım ya… Çok normal değil mi?

Evet işte insanım. İnsan evladı sadece tedirgin olmuyor. Sadece kaygılanmıyor. Korkuyor. Evinden, yurdundan olacak diye korkuyor. Çocuğuna güvenli bir gelecek sunamayacak diye korkuyor. Yarın bir parça ekmek bulamayacak diye korkuyor. Güven dediğimiz o görünmez zeminin ayaklarımızın altından kaymasından korkuyor.

Kimi insan savaşı altın fiyatlarıyla yorumluyor. Kimi döviz kurları üzerinden okuyor. Borcu olan, borcunun katlanacağı endişesiyle içini çekiyor. Birikimi olan ise piyasaların dalgalanmasından kazanç sağlayacağı hesabını yapıyor. Ve ne acıdır ki; bir yerde bombalar patlarken, bir başka yerde grafikler yükseliyor diye sevinenler olabiliyor. İşte tam burada insanın iç dünyasıyla yüzleşmesi gerekiyor.

İnsan etten ve kemikten meydana gelen bir varlık. Fakat yalnızca fizyolojik bir yapı değil. İnsan aynı zamanda içinde capcanlı, diri bir canavar barındıran bir varlık. Evet, her insanın içinde bulunuyor bu canavar. Adına kimi zaman hırs diyoruz, kimi zaman çıkar, kimi zaman da narsizm. Bu canavar, yanı başında ölen insanları düşünmeden; onların evsiz, yurtsuz kalmasına ahlanmadan; yalnızca kendi geleceğini, kendi konforunu, kendi maddi durumunu düşünmekte.

Bu canavar savaş açan ülkelerden farksız aslında. Nasıl ki devletler güç, çıkar ve hakimiyet uğruna sınır ötesine ateş taşıyorsa; insanın içindeki o karanlık yan da kendi çıkarı uğruna vicdanın sınırlarını zorlayabiliyor. Bir başkasının acısını görmezden gelmek de küçük bir savaştır. Empatiyi susturmak da bir işgaldir. Vicdanı bastırmak da bir yıkımdır. İşte insan evladı en başta bu içindeki canavara savaş açmalı. Kendi hırsına, kendi bencilliğine, kendi çıkarcılığına karşı bir direniş başlatmalı. Çünkü dışarıdaki savaşlar, çoğu zaman içeride kaybedilmiş savaşların sonucudur. İç dünyasında merhameti kaybeden insan, dış dünyada barışı inşa edemez.

Belirsizlik elbette kaygı doğurur. Kaygı insani bir duygudur. Fakat kaygıyı fırsata çeviren o içteki canavara teslim olmak, bizi insanlığımızdan uzaklaştırır. Tam da böyle zamanlarda insan; sadece kendi geleceğini değil, başkasının da yarınını düşünebildiği ölçüde insandır.
Belki savaşların kaderini biz tek başımıza değiştiremeyiz. Fakat içimizdeki savaşı kazanabiliriz. Vicdanı diri tutarak, empatiyi büyüterek, korkunun bizi bencilliğe sürüklemesine izin vermeyerek…
Evet, insanım. Korkuyorum, kaygılanıyorum.

Ama aynı zamanda şunu da biliyorum:

İnsan, içindeki canavarı susturabildiği ölçüde insan kalır. İşte buna yaşatmak için yaşamak denilmektedir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yusuf Baran Kızılkaya Arşivi