Yusuf Alpaslan Özdemir

Yusuf Alpaslan Özdemir

BİR ROMAN NASIL YAZILMAZ? 2

Bu arada film de oldukça ilginçmiş. Bir iş adamının yükselişini ve düşüşünü içeren bir konusu olması bir yana kaotik dozaj da oldukça yüksekmiş.
(…) hafakanları atmış (…) 
(…) giriş kapısından içeriye girer girmez el yordamıyla bulduğum boş koltuklardan birine oturdum.

Merdivenlerden çıkıp sinemanın külüstür kafe salonuna girdim.
Çok güzel ifadelendiriyorsun ama bazı vasıflar beni karşılamıyor.
Kız motosikleti çalıştırır ve üzerine binerek uzun farlarını yakar.
Sigarasını çekerek şömine ateşini seyrediyor. Yalımlanarak parlayan alevleri, (…)
Hem bu yazarlar eylemsel varlık olan insanı zehirliyor, amacından saptırıyordu. Bir afyondular. Biz fizyolojik varlıklardık, olanaklı deneyimsel olanın duyularıyla tanımlayabilirdik kendimizi, her şeyi. Gerçeklik üretebilenler soyut gerçekliğin sahiplerine (…)
Bir an korkudan s.çar Meryem.
(…) hesap klasörünü garsona uzattım.
Suat, gömleğini çıkarıp çıkardığı gömleği odada gezdirir. 
‘Ne o çabuk kesildin! Alçak oyunlarını bırakıp yaşamaya mı dönmeye karar verdin? İşte gerçek oyun bu, sıkıysan devam et.’
Yazık! Yazık! Kaybettin, neredeyse en değerli sevgilim oluyordun.
Cebimizdeki paralar ancak eve dönebilmemize yardım eder. O kadar.
Fahişe üniformalı genç bir kız(…)
O gün gece geç vakitlere kadar çıldırmış gibi barları, meyhaneleri tekrar aradım. Gayet iyi bir şekilde bulamamıştım.
Lolita, elinde para ve cüzdanla içeri girince Çakal sustu. Herkes tetik aldı. (…) 
Artık seninle diyalog kurmak istemiyorum.
Sessiz sokak opel taksinin kornasıyla yankılanıyor. 
Bir gün Meryem’i motorumun arkasına atarak şehir dışında uçurumlu bir yola saptım. Motorla çok sert kavisler çizmeye başladım, köşeleri dönerken yerle çok az mesafe kalıyordu. 
Bir an şişe g.tü kalın entelektüel gözlükle bunu denemeye çalıştıklarını düşündüm ve kahkaha attım.
Bir cumartesi öğlesi elinde gitarıyla odama kadar gelmişti.
Neden sinema filmlerine abartı ilgi duyarlar? Herhalde koltuklarına oturduklarında yaşanmamışlıklarını görürler.
Kendisi için gerekli eşyaları çantasına doldururken, pılını pırtısını toplarken, odasına, bir hoş çakal ağıtı içinde mırıldanıyor.
Umarsamazca kapıyı açıp (…) 
Oğlan pasif bir ses tonuyla: (…) 
Cem aniden kızın üstüne saldırır.
- Abi dur yeter, hem görsem daha iyi olacak notlarını, başım ağrıdı, görerek hatalara daha iyi odaklanacağım, gerekli dersleri de çıkarmış olurum.
- Ben de senin gibi düşündüğüm için alıntıların hepsini koyu yazdım, bir de örneklerin hepsini sana okumadım, bazılarında da gerekli olan kısımları aldım sadece.
( Uzunca bir süre alıntılar dikkatle okunduktan sonra)
- Abi bazı cümleleri uzun yazayım derken anlam kopmuş, biraz da romana entelektüel hava katmak için anlaşılması zor tamlamalar, kelimeler kullanmış. Böyle olunca romanda örnek davranış, konuşmalarla, düzeysiz durumlar, ölçüsüz değişimler birbirine girmiş. 
- Dur bitireyim de ondan sonra sana istediğin kadar söz vereceğim. Roman, tiyatroyla roman arasında gidip geliyor. Diyaloglardan önce konuşanların isimleri de her konuşmadan önce tek tek veriliyor, parantez içlerinde adeta tiyatro senaryosu gibi açıklamalar da yapılıyor. Bu durumdan dolayı yazar sanki tiyatroyla roman yazma konusunda kararsız kalmış, sonra da bunları düzeltmemiş zaten. Mesela ara zamanlar da veriliyor. Mesela üç dakika önce, beş dakika önce, kızarak, titreyerek gibi parantez içi ara açıklamalardan sonra diyaloglar ve eylemler devam ediyor. 
- Nasıl yani?
- Bak burada bir örnek aldım, dinleyerek, görmeden canlandıramazsın. Mesela romanın kahramanlarından Cahit’le, Özge, Meryem konuşuyorlar. Özge: diyerek konuşuyor, sonra Cahit: sonra Özge:… tüm konuşmalar sayfalarca bu şekilde ilerliyor veya Cahit telefonla konuşurken Cahit:, sonra Telefon:, sonra Cahit, sonra Telefon: böyle devam ediyor. Adeta telefon bir insan ve konuşuyor, telefondaki ses yok. Diğer durumlara örnekler biraz uzun olacağı için buraya almadım, ama hepsi romanda mevcut.
- Abi sen böyle parça parça örnekler not almışsın, güzel de; dediğin gibi bunu romanı okuyarak bütünlüğü içinde görsem daha iyi olmayacak mı?
- Araya bir girmesen bitirsem, bu durumu göz önünde tutarak bolca alıntıyla sana anlatmaya çalışıyorum ya, ısrarla kitabı vermiyorum, söylemiyorum sana, bak buraya da getirmedim, anla işte neden böyle yaptığımı!!!
- Anladım, anladım şimdi, kızma sen devam et abi…
- Biraz yavaş gidiyoruz, muhabbet de çok uzadı, farkındayım, tamam hızlanıyorum…
Romanın kurgusunda tutarsızlıklar, rüya motifine dönüşler ve olaylar arasında bağlantı kopuklukları, inandırıcılıktan uzak karşılaşmalar, kişilerin tanıtım özellikleriyle eylemlerinin, konuşmalarının sıkça çelişmesi… Bunlara da örnekler verelim ki daha net anlaşılsın.
1. Cahit istemediği halde bağlı olduğu tarikata dönmek zorunda kalır demiştim, arkadaşıyla hocalarının yanına giderler, hoca derstedir, rahatsız etmek istemeyip beklerlerken hoca Cahiiiit diye seslenir, hocanın yanına gittiklerinde, yanındaki arkadaşa Cahit’i göstererek; ‘ Bu kim?’ der.
2. Cahit birkaç dil bilen, dini bilgisi ve altyapısı da sağlam, El Kazvini’nin Telhis’ine kadar okumuştur, lisede ve üniversitede dini konularda son derece hassas biriyken dünyevileşmeye karar verir, barlardan çıkmaz olur, hayat kadınlarına kendisine gelen vahyi tebliğ etmeye kadar vardırır işi. Burada inanılmaz abartı, inandırıcılıktan uzak olaylar, konuşmalar vardır. Bazı diyalogların gayet güçlü olduğunun da hakkını iade edeceğim ama bunlar, romanın geneline yayılan anlattığım kusurlardan dolayı arada kaynıyor. Yani yazar, bu son derece orijinal konuyu çok daha başarılı anlatabilir, çok daha başarılı bir roman ortaya koyabilirmiş, yani yazarın hamuru, özü sağlam. Şimdi bu notlarımı da verecek olursam bizim konuşma sabaha kadar uzayacak, geçiyorum burayı da.
3. Sana romandaki akla yatmayan karşılaşmalardan, tesadüflerden yukarıda bahsetmiştim. Mesela lise arkadaşlarından Özge’yi yıllar sonra görür ve onu; ‘ Seni yalnızlığıma buyur ediyorum çok değerli Özge hanımlar’ şeklindeki karşılama nezaketi bir anda ve nasıl geliştiği anlaşılmayan bir kurguda fahişelerin, sürtüklerin, pi.lerin, iktidarsızlıkların, döllerin vs. geçtiği abartılı bir konuşmaya geçer. Aynı çelişki romanın sonuna kadar devam eder. Lise aşkı Meryem, sevilenken bir anda abartılı hakaret ve hitapların yöneltildiği bir pisliğe dönüşür. Bu değişken ruh hali geçişlerinden romandaki tüm kahramanlar nasibini alır. Bu durum sadece arkadaşlar arasında yaşanmaz. Cahit’le babası, Cahit’in arkadaşı Cem’in annesi ve babasıyla konuşmalarında inanılmaz diyalog tutarsızlıkları mevcut. 
- Abi örnekler vermeden hızla geçiyorum, geçiyorum diyorsun ama örnek olmayınca da havada kalıyor söylediklerin.
- Haklısın, böyle olmayacak, unutturma yarın kitabı sana vereyim oku, oku ama sakin ol, neyse ki benim gibi hazırlıksız yakalanmayacaksın. Dediğim gibi romanın ve yazarının daha başarılı bir iş kotarabilecek kapasiteye ziyadesiyle sahip olduğunu da unutma.
- Niye böyle diyorsun abi, bak şimdi daha çok merak etmeye başladım her şeyi.
-  İnanılmaz Özge- Cahit, Cahit-babası, Cem- annesi ve babası, Cahit-lise aşkı Meryem konuşmalarını okuduğunda, ya da şöyle desem daha doğru olacak,  okumayı başarabildiğinde ne dediğimi daha iyi anlayacaksın. Ben romanı okurken ve tekrardan okuduktan sonra başka romanlara geçtiğimde odaklanma şeklim değişti, her an bariz hatalar, yanlışlar, çelişkiler çıkacak diye tetikte bekler buldum kendimi. Roman kahramanı gençlerin bir araya geldiklerinde her konuşmayı; ‘ Hey Cahit, hey Özge vs.’ hitaplarıyla başlatmaları; fetişin fetişiste, fantezinin fantazyaya dönüşmesi; gülümseme serpiştirmeler, barda peygamber kıssaları, sanat müziği, türkü dinlemeler hatırlamalar ve benzeri kusurlarla dolu okumaya hazırlıklı ol. Allah’ın varlığı merkezli felsefi yanlış çıkarımları, argoda sınırları ziyadesiyle zorlayan diyalogları söylemiyorum bile. Bir bakıyorsun Cahit çeviriler de yapan, kültürlü, orijinal dilinde şiirler okuyup, çevirisini anında kafadan yapan bir örnek insan, sonra bir anda dozajı yüksek argo konuşmalar, davranışlar. Olması gerektiği gibi başlayan normal şekilde başlayan konuşmalar, tepkiler; bir bakmışsın romanda nasıl olduğu anlaşılmaz, kurgulanamamış bir şekilde sınırlar ötesi en uç küfürlere, hakaretlere dönüşüvermiş. 
- Abi burada dur şimdi, edebi eserde yazar özgür olmayacak mı, fazla ahlakçı düşünmüyor musun bu konuda?
- Sana dediğim gibi burada gerek sözü uzatmamak, gerekse bazılarını dilim varmadığı için somut örnekler veremedim, kitabı okuyunca söylediğim her şeyi çok daha iyi anlayacaksın. Asıl amacım da ahlak bekçiliği değil, buraya yoğunlaşma, bunları kusur olarak değil, anlık çıkışların, tepkilerin yazarın yaşadığı aşırı hassasiyetten iyi kurgulayamadığını vurguluyorum.
- O zaman bağlayalım mı hocam, vakit de geç oldu, ne dersin?
- Şimdi umarım şunu anlamışsındır; romanın yazarını yakından tanımıyorum, tanışmıyoruz da, sadece başta dediğim gibi internetteki gezintim sırasında ne işle iştigal ettiğini gördüm, şaşkınlığım daha da arttı, bunu da şimdi sorma bana, kitabı eline alınca, benim gibi biraz internet sörfü yaptığında sen de benim gibi şaşıracaksın, romandaki anlık çıkışları, değişimleri, abartılı agresif dili, dini konulardaki cesur(!) çıkışları, hayal dünyasındaki problemleri ve buna benzer durumları anlamlandırmakta zorlanacaksın benim gibi. Ben kimsenin ideolojisine, yazma hürriyetine karışmam, tarzım değil; kutsala ya da toplumsal yaşama aykırı gelen aşırı uç fikirleri için de kendi dünyamda ve elden geldiğince suçlamadan, yargılamadan izah etmeye çalışırım. Burada üzerinde durduğum nokta edebi nitelik, konuşmamızda da buna ağırlık vermeye çalıştım dikkat edersen…


Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.