Konya sokakları, kışın gri ve sessiz tonlarından yavaş yavaş sıyrılıyor. Rüzgâr artık biraz daha sıcak, biraz daha hafif; güneşin altın sarısı ışıkları Selçuklu taşlarının arasına doluyor. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldığımda, ciğerlerime dolan hava bile yazın habercisi gibi…
İnsanlar, uzun kış günlerinin ardından dışarıya çıkıyor; parklar dolup taşıyor, çay bahçelerinde sohbetler daha bir coşkulu, kahkahalar daha bir canlı. Konya’nın o tarihi dokusu, yaz güneşiyle birleşince başka bir güzel oluyor. Mevlana Meydanı’nda dolaşırken, taşların sıcaklığı, ayağımın altında bir sıcak dalga gibi yayılıyor.
Ve o özlenen sıcak hava… Sabahın erken saatlerinde bile güneş yüzünü göstermeye başlıyor, rüzgâr hafif bir serinlik bırakıyor geriye. Kuşlar cıvıldıyor, çiçekler rengârenk açıyor, sokaklarda yaz kokusu var. İnsan bir an durup düşünmeden edemiyor: “Ne çok beklemişim bu sıcak günleri…”
Yaz, Konya’ya sadece sıcak hava getirmiyor; aynı zamanda umut, neşe ve dışarıya taşan bir yaşam enerjisi getiriyor. Penceremi açıp esen rüzgârın yüzüme çarpmasını, kahvemi alıp Selçuklu Meydanı’nda yürümeyi, akşamüstü serinliğinde parkta oturmayı özlemişim.
Konya’ya yaz gelmişken, gelin biraz yavaşlayalım, biraz nefes alalım ve şehrin o eşsiz sıcaklığını hissetmenin tadını çıkaralım. Çünkü yaz, sadece bir mevsim değil; özlemini çektiğimiz her anın, hayatın içten gelen bir kutlamasıdır.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.