Fatma Gül Çelebi

Fatma Gül Çelebi

Neden bu kadar yorgunuz? Modern insan ve tükenmişlik...

Sabah uyanıyoruz ama dinlenmiş hissetmiyoruz. Kimimiz gece uyurken sabah işe gitme stresiyle, kimimiz eşine kahvaltı hazırlamak için, kimimiz çocuğun okulu için, kimimiz de kendi okulumuz için uyanıyoruz. Bir şekilde uyanıyoruz ve gün başlıyor; fakat zihnimiz gece bunları düşünmekten çoktan yorulmuş oluyor. Gün içinde yaptıklarımız artıyor, ama içimizdeki boşluk da aynı oranda büyüyor. Peki gerçekten bu kadar çok şey mi yapıyoruz, yoksa artık farklı bir şekilde mi yoruluyoruz? Ya da yaptığımız şeyler mi bizi yoruyor, yoksa onları düşünmek mi? Düşünce de fiziksel yorgunluk kadar insanı yorar mı?

Eskiden yorgunluk daha çok bedene aitti. Fiziksel bir günün ardından gelen doğal bir tükenmişlikti. Önceden sanayi, tarım ya da ev işleri gibi alanlar daha çok fiziksel yorgunluğu artırırdı. Ancak bugünkü kadar derin bir yorgunluk hissi yoktu. Şimdi ise durum daha karmaşık. Günümüz insanı çoğu zaman bedensel değil, zihinsel ve duygusal olarak yoruluyor. Üstelik bu yorgunluk dinlenerek de geçmiyor. Daha önce bu yorgunluğu kendi içinizde değerlendirdiniz mi?

Modern hayat bize görünmeyen bir yük taşıtıyor. Sürekli ulaşılabilir olma hali, bitmeyen sorumluluklar, sosyal medyada maruz kaldığımız hayatlar, kendimizi sürekli geliştirme baskısı… Tüm bunlar zihnimizi hiç durmadan çalıştırıyor. Sürekli hayatlarımızı birileriyle yarıştırma çabasında oluyoruz. Dinlenmeye çalıştığımız anlarda bile zihnimiz susmuyor; “Bu işler ne olacak?” ya da “Kendimi daha fazla nasıl geliştiririm?” düşüncesi hiç bitmiyor. Bir şeyleri kaçırma korkusu, yeterince iyi olamama düşüncesi ya da sürekli daha fazlasını yapma isteği içten içe bizi tüketmeye devam ediyor.

Aslında sorun sadece çok çalışmak değil. Sorun, sınır koyamamak. “Hayır” diyememek. Kendimizi sürekli bir şeylere yetişmek zorunda hissetmek. Dinlenirken bile suçluluk duymak… Dinlenirken bile “Şu sorumluluğu yerine getirmem gerek” hissi ya da “Benim dinlenmeye ihtiyacım yok” düşüncesi hiç geçmiyor. İşte tam da bu noktada tükenmişlik başlıyor. Çünkü insan sadece yaptığı işten değil, kendine ve çevresine yüklediği anlamlardan da yorulur.

Tükenmişlik çoğu zaman sessiz ilerler. Önce küçük bir isteksizlik olarak başlar. Sonra ertelemeler artar. Ardından hiçbir şey yapmak istememe hali gelir. Kişi kendini yorgun, isteksiz ve anlamsız hisseder. Eskiden keyif aldığı şeyler artık cazip gelmez. Ne yaparsa yapsın eski mutluluğunu yaşayamaz. Bulunduğu ortamlar artık keyif almak için değil, mecburiyetten fiziksel olarak bulunulan yerlere dönüşür. Ancak çoğu zaman bu durum fark edilmez. “Eve giderim, biraz dinlenirim, geçer” denir. Oysa mesele sadece dinlenmek değildir.

Çünkü modern insanın en büyük yanılgılarından biri şudur: Dinlenmeyi sadece fiziksel bir duraklama sanmak. Oysa gerçek dinlenme, zihnin de durabilmesidir. Zihin adeta bir saat gibi sürekli çalışır; oysa saat bile bir süre sonra durur. Sürekli düşünmek, analiz etmek, plan yapmak… Bunların hiçbiri zihne alan bırakmaz. İnsan bazen hiçbir şey yapmayarak değil, hiçbir şey düşünmeyerek dinlenir.

PEKİ NE YAPMALI?

Öncelikle yorgunluğu bastırmak yerine anlamaya çalışmak gerekir. Bu yorgunluk neyin sonucu? Fazla sorumluluk mu, duygusal yük mü, yoksa kendimize karşı fazla sert olmamız mı? Belki de kendimize daha gerçekçi bir günlük plan oluşturmak, yükü daha dengeli dağıtmak bu noktada bir başlangıç olabilir.

Küçük ama etkili değişiklikler bu noktada önemlidir. Gün içinde kısa da olsa gerçekten kopabildiğimiz anlar oluşturmak, sınır koymayı öğrenmek, her şeye yetişmeye çalışmaktan vazgeçmek ya da sevdiğimiz şeylere alan ayırmak… Belki de en önemlisi, “yeterince yapmak” ile “kusursuz olmak” arasındaki farkı kabul etmektir. Hiç kimse mükemmel olmak zorunda değildir; yaptığımız her şeyin kusursuz olması da gerekmez.

Çünkü insan makine değildir. Sürekli üretmek, sürekli güçlü olmak, sürekli iyi hissetmek zorunda değildir. Bazen durmak, bazen geri çekilmek, bazen de hiçbir şey yapmamak gerekir. Beden sağlığı kadar ruh sağlığı da önemlidir.

Belki de asıl soru şu: Gerçekten yorgun muyuz, yoksa kendimize hiç alan bırakmadığımız için mi tükeniyoruz? Bu yazıyı okurken lütfen bu sorular üzerinde biraz düşünün. Kendinizi ertelemeyin. İçinize attığınız ve durdurmadığınız her stres faktörü, bir gün sizi zorlayabilir. Her zaman söylediğim gibi: Bedeninize iyi bakın, çünkü yedek parçası yok.

Cevap, çoğu zaman düşündüğümüzden daha yakındır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Fatma Gül Çelebi Arşivi