Bazı şeyleri biz fark etmeden öğreniyoruz. Sevmeyi, sevilmeyi, değerli hissetmeyi… Hepsi ilk olarak evde başlıyor.
Özellikle bir kız çocuğu için baba, sadece bir ebeveyn değildir. Aynı zamanda “ben değerliyim” duygusunun ilk aynalarından biridir. Babasından ilgi gören, sevildiğini hisseden bir çocuk, büyüdüğünde de kendini sevilmeye layık görür.
Ama her hikâye böyle ilerlemiyor.
Babasından yeterince ilgi görmemiş, duygusal olarak yanında hissedememiş kız çocukları büyüdüğünde, içlerinde tarif edemedikleri bir boşluk taşıyabiliyor. Bu boşluk çoğu zaman “neden” diye sorgulanmıyor, ama ilişkilerde kendini hissettiriyor.
Mesela bazı kadınların kendilerinden yaşça büyük erkeklere yönelmesi… Bu her zaman bilinçli bir tercih değil. Çoğu zaman o kişide aranan şey yaş değil; güven, ilgi ve görülme hissi. Yani aslında geçmişte eksik kalan bir duygunun bugünkü yansıması.
Burada önemli olan şu: Bu bir kural değil. Her babasından ilgi görmeyen kadın böyle ilişkiler kuracak diye bir şey yok. Ama bazen insan, çocukken alamadığını büyüyünce başka yerlerde arayabiliyor.
Çünkü biz sevgiyi ilk nerede öğrendiysek, çoğu zaman onu bildiğimiz yerden arıyoruz.
İşin güzel tarafı ise şu: İnsan fark ettikçe değişebilir. Geçmişte eksik kalan şeyleri görmek, bugünkü seçimlerimizi anlamak için bir fırsattır. Ve bazen en büyük iyileşme, başkalarından beklediğimiz değeri kendimize vermeyi öğrenmekle başlar.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.