1. YAZARLAR

  2. Nazmi Sırıt

  3. Kaybolan Yıllar...
Nazmi Sırıt

Nazmi Sırıt

Yazarın Tüm Yazıları >

Kaybolan Yıllar...

A+A-

Senaryosu aynı, kurgusu aynı, sadece oyuncuları farklı sonu siren sesleriyle olay mahalline gelen polislerin kanun namına teslim olun sözleriyle biten Yeşilçam’ın o bildik filmlerini tekrar tekrar izlemenin abesle iştigal olduğunu gayet iyi biliyoruz.

Biliyoruz bilmesine de seyretmekten de geri kalmıyoruz. Atalarımızın söylediği, günlük hayatımızın her alanına cuk diye oturan;

“GEÇMİŞTEN İBRET ALMAZSA KİŞİ GELECEĞE İBRET OLMAKTIR İŞİ” sözü yaşananlardan ders çıkarmamızı, Ziya Paşanın, “Hafıza-ı beşer nisyan ile maluldür” ifadesi ise geçmişi unutmamamız gerektiğine işaret ediyor.

   O halde gelin hep beraber 90’lı yıllardan, 80’li yıllardan da öteye 70’li yıllara uzanalım.

    Hoşgörü ve uzlaşma kültüründen uzak, yaşanılan siyasi kaos, bir türlü sağlanamayan siyasi istikrar, önce ekonomiyi felç etti, sonra ülkede ki huzuru ve kardeşliği yok etti. Allah’ı bir, bayrağı bir, dili bir, dini bir, tarihi kültürü bir Türk insanı; Çanakkale’de, Galiçya’da, istiklal harbinde, bayrağımız ve mukaddesatımız için, düşmana topyekün göğsünü siper eden ecdadın çocukları ve torunları. Bir takım kökü dışarda mihrakların oyunuyla birbirlerine düştüler. Okullar ayrıldı, kahvehaneler ayrıldı, camiler ayrıldı, semtler, şehirler ayrıldı.

  Ayrışmanın, olup bitenin duvarlara yansıyan şekli ise ayrı bir facia;

“Kurtuluşa Kadar Savaş, Devrim Kanla Yazılır, Bağımsız Türkiye, Kahrolsun 6. Filo, Ne Amerika Ne Rusya Ne Çin Her Şey Türkiye İçin, Hak Yol İslam ve Milliyetçi Türkiye”… Yani ne ararsan var…

Bir bölümü idealistçe yazılan bu sözlerin düğümü bir türlü çözülemiyor, maalesef TBMM olaylara seyirci kalıyor, cılız hükümetler bırakınız olaylara, kargaşaya müdahale etmeyi, bir liderin ifadesiyle, “cenaze kaldırmaktan ülkeyi yönetmeye fırsat bulamıyoruz” sözleri ile acziyetini ortaya koyuyordu.

Sokaklar böyleyken ekonomi bundan farklı değildi. Bir tarafta kıtlıklar, kuyruklar, yokluklar ve kara borsa hüküm sürerken, diğer tarafta Başbakan’ın ifadesiyle ülke adeta 70 sente muhtaç hale gelmişti.

Başkomutanlık görevini de yürüten cumhurbaşkanlık makamı bir türlü belirlenemiyor.

Uzlaşma sağlanamıyor, mecliste onlarca tur oylama yapılmasına rağmen ciddiyetsiz tavırlar sürüyor… Öyle ki oylamada Bülent ERSOY’lara  Zeki MÜREN’lere dahi oy kullananlar oluyordu.

Sonuçta terörün anarşinin kol gezdiği, istikrarsızlığın her alanda ülkeyi felç ettiği kahrolası yılların faturası çok ağır oldu.

Aralarında başvekillik yapmış Nihat ERİM’lerin bakanlık yapmış Gün SAZAK’ların sendika genel başkanlarının, gazetecilerin bulunduğu on bine yakın insanımızın hayatını kaybettiği, otuz bine yakın insanımızın sakat ve yaralı kaldığı 12 Eylül 80 darbesi sonrasında, elli binin üzerinde insanımızın mahpus damların da çürüdüğü, istikbalini yitirdiği, o günlerden geriye kalanlar; kin, nefret ve çekilen çileler… Bir de gözü yaşlı analar, babalar, dul kalan eşler ve yetim kalan çocuklardan başkası değildi.

Heyhat ! Şimdi soruyorum?

Ülkemizin geleceğini karartan KAYBOLAN YILLAR’ımızın hesabını kimler verecek olan sadece gariplere, hayatının baharında kara toprağa yolcu ettiğimiz fidan gibi gençlere ve ailelerine oldu.

Tarihin yeniden tekerrür etmemesi için, “sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer” misali milletçe; adımlarımızı bundan böyle düşünerek ve dikkatli atmak zorundayız.

İktidarıyla, muhalefetiyle düşmanca tavırları bir tarafa bırakıp, demokrasinin erdeminde bir araya gelmeliyiz. Bir siyasetçinin kulaklar da çınlayan sözü, “Barışmasını ve kucaklaşmasını bilmeyenler, küsmesin ve siyaset yapmasın” sözünün ne kadar gerçekçi olduğu ortadadır.  

Unutmayalım ki, yapanın yaptığı yanına kar kalmamaktadır…

Kıssadan hisse; Abbasilerin ünlü halifesi Harun Reşit’in güzel bir Gülizar-ı varmış. Çeşit çeşit güller yetiştirir, sever, koklar, zarar görmesin diye adeta onları uçan kuşlardan sakınırmış..

Bir gün sarayının bahçıvanı heyecan içerisinde endişeyle huzuruna çıkmış;

–Sultanım felaket bir şey oldu o çok sevdiğiniz güllerinizin yapraklarını bir bülbül dıdıkladı, demiş.

Harun Reşit, “Bülbülün yaptığı yanına kar kalmaz” demiş.

Bir müddet sonra canım güllerin yapraklarına musallat olan bülbülü bahçede peydah olan bir yılan yutuvermiş. Bahçıvan yine koşarak gelmiş durumu sultana bildirmiş;

–Efendim o güzelim güllerinizin yapraklarını dıdıklayan bülbülü bir yılan yutuverdi, demiş.    

Harun Reşit yine aynı cevabı vermiş;

“Yılanın yaptığı da yanına kar kalmaz..!”

 Aradan bir zaman geçmiş sarayda Harun Reşit gizli bir toplantı yapıyorken, saray nazırlarından birisi Bahçıvanın gizlice bu toplantıyı dinlediğini farketmiş, durumu sultana bildirmiş ve idamına karar vermişler.

Dar ağacına çıkardıkları bahçıvana Harun Reşit sormuş;

“Son arzun nedir bir diyeceğin var mı?” demiş.

Bahçıvan da kendisine;

Sultanım sizin yaptığınız da yanınıza kar kalmaz, demiş.

Bu söz üzerine Harun Reşit derhal infazı durdurmuş ellerini çözdürdüğü bahçıvana sarılarak;

Demek ki bu dünyada kimsenin yaptığı yanına kar kalmıyormuş. Bundan sonra seninle dost kalalım, diyerek bahçıvanla barışmış ve kucaklaşmışlar…

Bu tarihi olaydan da anlaşılacağı üzere günlük hayatımızda şu veya bu nedenlerle ayrı düştüğümüz, bilerek veya bilmeyerek kırdığımız veya kırıldığımız, ayrı kaldığımız kimseler olabilir. Asıl olan ve yapmamız gereken;

< BİRLİKTE RAHMET AYRILIKTA AZAP VAR > sözü gereği; küslüğü, husumeti, kin ve nefreti bir kenara bırakarak barışmak ve yeni ufuklara yelken açmak olmalıdır.                           

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

6 Yorum