Takvim, her yıl aynı günü gösterir. Mumlar yanar, pastalar kesilir, iyi dilekler peş peşe sıralanır. İnsanlar birbirine "Doğum günün kutlu olsun." der. Oysa bazı doğum günleri yalnızca yeni bir yaşın başlangıcı değil, insanın kendisiyle yeniden tanıştığı gündür.
Yaş almak, takvimde değişen bir rakamdan ibaret değildir. Her yıl insandan bir parça alır; yerine bir tecrübe, bir hatıra, bazen de hiç beklenmeyen bir sessizlik bırakır. Çocukluk gider, umut şekil değiştirir, bazı hayaller geride kalır. İnsan, büyüdüğünü en çok geriye baktığında anlar. Doğum günleri aynı zamanda bir muhasebedir. Kazanılan dostlukların, kaybedilen zamanların, yarım kalan cümlelerin ve söylenemeyen sözlerin sessizce gözden geçirildiği bir duraktır. Çünkü hayat, en büyük derslerini çoğu zaman kutlamaların arasında değil, sessiz geçen günlerde verir. İnsan bazen en çok eksik kalanlarla olgunlaşır. Beklediği bir söz gelmediğinde, aradığı bir sesi duymadığında ya da artık eskisi gibi olmayan şeyleri kabullenmek zorunda kaldığında... İşte gerçek yaş, o zaman eklenir ömre. Her yeni yaş, geçmişi silmez; sadece ona başka bir yerden bakmayı öğretir. Kırgınlıklar hafifler, bazı isimler zamana karışır, bazı tarihler ise ömür boyu aynı anlamı taşımaya devam eder.
Belki de doğum günlerinin en güzel yanı budur.
İnsana yeniden başlamanın mümkün olduğunu hatırlatması...
Ve bazen tek bir cümlenin, söylenenden çok daha fazlasını anlatabilmesi.
Çünkü herkes için sıradan görünen bazı tarihler vardır.
Ama bazı insanlar bilir ki, o tarihler sadece takvimde değil, bir kalbin en sessiz köşesinde de yaşamaya devam eder.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.