28 ŞUBAT TRAVMASI

Özellikle biz muhafazakarlar şu 28 Şubat travmasından bir türlü kurtulamadık. Elbette ki, 28 Şubatçıların yaptıkları unutulmamalı; ancak, her durumda gündeme getirmek bugün yaşananlara duyarsızlığa sebep olmaktadır. 

            28 Şubatta başörtüsü ve kat sayı mücadelesi veren o günün Müslümanları bugün yaşananlarla ilgili ne diyor, dinlemek gerek.

            -Bugün yaşanan tesettür sorununa ve imam hatiplerin durumuna ne diyorlar?

            Sanırım büyük rahatsızlık duyuyorlardır. Maalesef başörtüsü mücadelesi kazanıldı ama tesettür kaybedildi. Günümüzde başörtüsü taytlı kadın ve kızları örtmekten çok uzak!

            -Yalan mı?   

            Birileri 28 Şubat devam ediyor, diyor; desin! 28 Şubat filan devam etmiyor, külliyen yalan! Her darbenin kendi içinde bir hedefi olup hedefine ulaşınca o biter yenileri ihtiyaç duyulduğunda devreye sokulur.

            Ülkemizde gerçekleşen tüm darbelerin planlayıcısı içeride değil, dışarıdadır. Emperyalist güçlerin arkasında olmadığı hiçbir darbe kolay kolay başarıya ulaşamaz.

            Ülkemizdeki darbelerin tamamı komutanların devlet başkanı olma hırsıyla olmamıştır. Mesela, 27 Mayıs 1960 darbesinin komutanı Cemal Gürsel, 12 Eylül 1980 darbesinin komutanı Kenan Evren ve post modern darbe denilen 28 Şubat darbesinin komutanı İsmail Hakkı Karadayı. Bunlar sadece darbenin uygulayıcılarıdır. Bu darbeler mevcut yönetimlerin yönetimden uzaklaştırılması ve bir takım oluşumları yok etmek üzere yapılmıştır.

            Ancak, ne olursa olsun adı geçen bu şahıslar kanına, canına, hukukuna girdikleri insanların hesabını öbür dünyada hiç kuşkusuz verecekler.

Mesela, Talat Aydemir’in darbe girişiminde bireysel hırs olup başarılı olamadığı gibi canından da olmuştur.

            15 Temmuz darbe girişiminin arkasında aynı emperyalist güçler olmasına rağmen halkın ortaya koyduğu irade neticesinde başarıya ulaşamamıştır. Bunun dışında bir yorumda bulunamıyorum. Ayrıca, tüm darbelerde genel kurmay başkanları başrolde iken 15 Temmuz darbe girişiminde ise değil. Bu hepsinden çok farklı ve karmaşık.

            Bu yazıyı yazarken haberleri izliyordum. Fatih Portakal Yassı Adanın Demokrasi ve Özgürlükler Adası olarak adının değiştirilmesi törenlerine o dönemin en önemli avukatlarından Hüsamettin Cindoruk’un çağırılmamasını eleştirdi.

            Belki haklıydı; ancak, Post Modern 28 Şubat Darbesinin en önemli destekçilerinden hatta parçalarından birinin Hüsamettin Cindoruk olduğu unutulmamalı!

27 Mayıs’ta demokrasi savunucusu olacak 28 Şubat’ta tam tersi darbecilerin yanında aktif yer alacaksın!  Bana göre törenlere çağrılma hakkını 28 Şubat’ta çoktan kaybetti ve o bir darbecidir.

            Yazımızın esas konusu olan 28 Şubat’a takılıp kalmaya gelince. Yukarıda da ifade ettiğim gibi 28 Şubat darbesi de diğer darbeler gibi hedefine ulaşmış ve misyonunu tamamlamıştır. Bin yıl süreceği hala sürdüğü boş laftan başka bir şey değildir.

            Bu darbenin iki ayağı vardı. Bunlar ülkenin kaynaklarının özellikle bankalar aracılığıyla peşkeş çekilmesi; ikincisi de İslami kesimin yönetimden uzaklaştırması ve İslami oluşumların  yükselişinin durdurulması. Sonuç itibariyle her iki hedefe de ulaştılar.

            Bugüne dönelim. 28 Şubat’a karşı birlikte mücadele eden kesimler dünyevi makamların tadının sarhoşluğuyla gerçek hedeflerinin dışına çıkıp birbirleriyle uğraşır duruma düştüler. Maalesef, eski dostları düşman eski düşmanları dost edindiler.

            Müslümanlar olarak her türlü önyargılarımızdan kendimizi arındırıp gerçeklerle yüzleşelim. Bakınız her türlü makam son buluyor. Dünyevi makamların hiçbir kıymeti yok ve hepimiz Yüce Allah’a hesap vereceğiz.

            Dünya geçici ahiret ise ebedi. Hangi makamda bulunursak bulunalım aklımızın bir köşesine bunu monte etmeliyiz.

            Bu yazıyı yazarken tek ve yegane gayem Allah(cc)’ın rızası olup başka hiçbir gayem yoktur. Hele siyasi yandaşlık ve karşıtlık mı, asla!

            Gerçeklere dönüp şu soruları hiçbir kılıf bulmadan cevaplayalım.

            -Müslüman kadın ve kızlar için örtünme hayati derecede önemli olmasına rağmen tesettür ne durumda?

            -8 yıllık zorunlu eğitime karşı çıkarken liselerin üç yıldan dört yıla, zorunlu eğitimin 12 yıla ve bunun sonucu olarak üniversitelerin küçük ilçelere kadar yaygınlaştırılmasına karşı çıktık mı?

            -Bu durumun ülkemizin hem manevi hem de sosyal hayatına olan olumsuz etkilerinin farkına varabildik mi?

            -Müslümanlar olarak adalet, liyakat özellikle de kardeşlik hukukunun gereklerinin yerine getirilmesinde hassas olabildik mi?

            -Bütün hırsların en şedidi olan makam hırsına karşı direnç gösterebildik mi?

            Sayısal olarak imam hatip okullarının artırılması günahlarımızın kefareti olacağını zannediyorsak sadece kendimizi kandırırız. Okulların sayısının artmasının bu okulların nicelik ve nitelik olarak artırmadığını tam tersi düşürdüğünü görüyoruz.

            Bugün gençliğimizi Deizm, Ateizm ve her türlü inançsızlığa karşı koruyamadığımız gibi sigara, uyuşturucu, alkol ve zina gibi büyük günahlara karşı da koruyamıyoruz.

            Evlilik azaldığı gibi boşanmalar artmakta ve biz bunun önüne geçemiyoruz.

            Dert o kadar çok ki, hangi birini sayayım. İnanın bunları dile getirirken kimseyi suçlamıyorum; hepimiz sorumluluğumuz nispetinde suçluyuz.

            İşte bundan dolayı “28 Şubat’a Takılıp Kalmayalım” diyorum. Bugüne dönelim ki, bugünün sorunlarının çözümüne az da olsa bir katkımız olsun!

            Benden söylemesi karar sizin gayrı….

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.