Şükran Akgül

Şükran Akgül

Din Afyon Mu (2)

      Bir önceki yazımızda netliğin uyuşturucu etkisinden söz etmiştik. Yani “ben kesin cennetliğim” ya da “ben kesin cehennemliğim” gibi düşünmesi. Ya da insanın diğerlerini bu şekilde düşünmesi.

      Kimsenin kimseyi beğenmediği, herkesin birbirini “ yoldan çıkmış” gördüğü “sapıtmış bu” dediği garip bir dönemden geçiyoruz.

    Mesela birileri birine diyor ki “o çok iyidir” ya da diyor ki “O Allah’ın sevgili kuludur”.

Allah diyor ki “nefislerinizi temize çıkarmayın. O takva sahibi olanı en iyi bilendir”.(Necm, 32)

Ya da birileri için diyorlar ki “imkânı yok, Allah bunları rahmetine erdirmez” Allah böyle söyleyenlere soruyor: “Allah’ın rahmetini onlar mı bölüştürüyor.” (Zuhruf, 32) .Tur suresi 41 de buyrulur ki: “Yoksa gayb ilmi onların yanında da ondan mı yazıyorlar”

“Yoksa biz kendilerine bu Kurandan evvel (iddialarına yer veren) bir kitap verdik de ona mı tutunuyorlar.” (Zuhruf,21) ” Siz Allaha, göklerde ve yerde, O’nun bilemeyeceği şeyleri mi haber veriyorsunuz.”  

    Bir de işin öldükten sonraki boyutuna bakalım. Araftakiler, kendilerini simalarıyla tanıdıkları adamlara seslenip şöyle derler: “Kalabalık oluşunuzun ve büyüklenmenizin size hiçbir faydası olmadı!”

“Sizin, ‘imkanı yok, Allah bunları rahmetine erdirmez!’ diye yemin ettikleriniz bunlar mıydı?” dedikten sonra, berikilere dönüp, “Girin cennete, size korku yok, artık siz mahzun olacak ta değilsiniz!” derler.

Günümüz tabiriyle durum tam bir “ters köşe”dir.

“Yahudi ve Hristiyanlardan başkası asla cennete girmeyecek” dediler. Bu, onların kendi kuruntularıdır. De ki “doğru iseniz haydi delilinizi getirin” (Bakara, 111) “Allah katında ahiret evi başkalarının değil de hassaten sizin ise, eğer davanızda doğru iseniz, haydi ölümü temenni edin. Fakat elleriyle yaptıkları günahlar dururken onu hiçbir zaman temenni edemezler. Allah zalimleri bilir.” (Bakara, 94,95- Cuma, 6,7)  

Şimdi bir de Sad suresi  62 ,63, 64’e bakalım: ”Ve soracaklar: “nasıl oluyor da vaktiyle kendilerini kötülerden saydığımız adamları şimdi burada göremiyoruz! Onları (haksız olarak) mı alaya almışız, yoksa gözden mi kaçırdık. İşte bu, yani cehennem ehlinin birbiriyle çekişmesi olayı bir hakikattir.”

Oysa rabbimiz ne demişti dünyadayken “ alay etmeyin” (Hucurat, 11) “alay ettikleriniz sizden daha hayırlı olabilir”

Bir de cennete gidenin durumu anlatılır. Kişi cennete gidiyor ve bakınıyor sonra oradakilere: “Arkadaşımı aranızda göremiyorum” diyor. Sonra onu ateşin orta yerinde görüyor. Ona diyor ki: ” Allah’a and olsun, neredeyse beni de helak edecektin. Rabbimin nimeti olmasaydı, mutlaka ben de cehenneme konulanlardan olmuştum.”

     İnsanlar öbür alemle ilgili birtakım temenniler ve birtakım tahminlerde bulunurlar. Ancak Nisa 123 te buyrulur ki: “Allah’ın vadi ne sizin boş temennileriniz, ne de kitap ehlinin asılsız kuruntularına bağlı değildir.”

İnsanlar ölüyorlar, hesap veriyorlar sonra kimi cennete gidiyor kimi cehenneme. Ancak cehenneme giden şaşırıyor “bu nasıl oldu?” ve soruyor. “biz sizinle beraber değil miydik?” cennettekiler de cevap veriyor: “Evet, ancak siz münafıklık ederek kendinizi ateşe attınız, gözettiniz, işkillendiniz, o kuruntular sizi aldattı, sonunda Allah’ın ölüm emri geldi, o aldatıcı şeytan sizi Allah ile aldattı.” (Hadid, 14)

Yine Mutaffifin suresi 29 ila 36. Ayetlere bakarsak: “şüphesiz günahkarlar, (dünyada) iman edenlere gülüyorlardı. Mü’minler yanlarından geçtiğinde, birbirlerine kaş göz ederek onlarla alay ediyorlardı. Ailelerine dönerken zevk ve neşe içinde gülüşe gülüşe dönüyorlardı. Mü’minleri gördükleri vakit, “Hiç şüphe yok, şunlar sapık kimselerdir” diyorlardı. Halbu ki onlar mü’minlerin başına bekçi olarak gönderilmemişti. İşte bu gün de mü’minler kafirlere gülerler. Koltuklar üzerinde etrafı seyrederler. Nasıl, kafirler yapmakta olduklarının karşılığını buldular mı?”

    Yine bir önceki yazımızda kısaca bahsettiğimiz bir konu: “oturun, kalkmayın, sizin bir şey yapmanıza gerek yok. Bir kurtarıcı gelecek oturun onu bekleyin” .

     Bu beklenti bir kavmin yok olmasına neden olmuştu. 1530 da İspanyol komutan Pizarro inka topraklarına gelir. İnka kralı bu görüşmeye 80 000 adamıyla gelir. İspanyollar orda büyük bir katliam yapar. Çünkü 168 ispanyol askeri silahlı olmasına rağmen inka halkı, inandıkları efsanenin etkisiyle silahsız gelmiştir. Efsaneye göre deniz ötesinden kurtarıcılar gelip inka topraklarına barış ve huzur getirecektir. Üstelik İspanyollar çiçek hastalığı da getirmişti. Halkın çoğu salgında öldü. Nüfusları 14 milyondan bir milyona düştü.

  Kurtuluşu dışardan gelecek kurtarıcıda aradılar. Allah diyor ki Ben bolluğu, huzuru, refahı, daha siz istemeden veririm. Bol bol veririm. Nankörlük ederseniz de geri alırım.(Nahl, 112, 113) Kurtarıcı beklemek yerine azgınlık etmeselerdi…Azgınlık ettiler. Küçücük çocukları kurban ettiler. Bu korkunç işleriyle bolluk bereket beklediler. Bolluk, bereket gelmedi İspanyollar geldi.

     Dağların yüksek yerlerine şehir kuran bu insanlar ne yazı bilirlerdi. Ne para. Tekerleği bilmiyorlardı. Binek hayvanları yoktu. Buna rağmen çok yüksek bir medeniyet kurabilmişlerdi. Azgınlık ettiler. Kendi elleriyle kendi sonlarını hazırladılar.” Nerede olursanız olun ölüm sizi yakalar; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile!” (Nisa, 78)

      Bir önceki yazımızda kilisenin insanları nasıl sömürdüğünden söz etmiştik. Peki ya islam dünyasında durum nasıldı. Peygamberin vefatının üzerinden daha yarım asır geçmemişken Emevi İslam devleti kuruldu. Emevi devletinin başını çekenler gücü elinde tutmak için dini kullandılar.

     Ünlü hadis alimi Nesei’nin hadis kitabı yazdığını duyan Muaviye “bu kitaba beni öven hadisler koyacaksın “ diye baskı yapmış ancak Nesei: “ben uydurma hadis yazmam” deyince Muaviye hadis alimini halkın gözü önünde infaz ettirmiştir. Muaviye Hz. Ali’ye lanet etmelerini söylemiş, etmeyenleri öldürtmüştür. Emevi halifeleri düşmanlarını bertaraf etmek ve taraftar toplamak derdine dini siyasete alet etmiştir. Bunun sonucu islamiyetin birleştirici vasfı kaybolmuş, sürüp giden savaşların sebebi din olmuştur. Üstelik bu kargaşayı da kaderle açıklamaya kalkışmışlardır. Halbuki Allah başınıza gelen kötülüklerin sebebi kendinizsiniz, der. (Nisa, 79)

     Sorsan bir kitaba, bir Allah’a inanan insanlar yıllarca birbirinin boğazına sarıldı. Fizikçi Lichtenberg’in bir sözü: “önemli olan insanın neye inandığı değil, inandığı şeyin onu ne hale getirdiğidir.” Bakara suresi 93 ayette üç aşağı beş yukarı bunu söylemiyor mu ? “ Eğer inanıyorsanız, inancınız size ne kötü şey emrediyor.”

      Esenlikler dilerim.

    

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.