Hayvan Dışkıları, Usta, Keçi Büzüğü…

Çok değer verdiğim sanatkârlar ve işinin ehli ustalar bu yazıyı üzerlerine alınmasınlar onlara saygım ve hürmetim sonsuzdur.

Konya kırsalında gençler ve orta yaşlılar arasında çok kullanılan bir deyim bu başlık. Bir adam saygı duyduğu ve büyük gördüğü değerli birisine söz gelimi, usta veya koca usta dese, aldığı tepki şu sözle olurdu: “Usta ne demek, usta diye neye derler bilin mi?” “Yooo bilmem usta”, “Bak ülen hala usta diyor. Usta diye keçi büzüğüne derler yani keçinin g.tüdür.  Ben keçi büzüğü müyüm?” “Yok, ağa öyle aklımın ucundan bile geçmez bunu da nerden çıkardın?!” “Nerden çıkaracağım, en usta olan keçinin g.tüdür onun gibi, kalıptan çıkma b..k daha var mı?, En usta olan şey keçi g.tüdür” der, adamı söylediğine söyleyeceğine pişman ederdi.

Bu, benim dikkatimi çok çektiği için, çatal tırnaklı ve tek tırnaklı hayvanların dışkılarını inceledim. Hakikaten çatal tırnaklı eti yenen hayvanlardan deve ve keçinin dışkısı çok düzenli ve tek tek silah mermisi gibi dökülür. Şekil bakımından da çok düzenli bir dışkıdır. Şimdi bunun nedeni üzerinde durmakta fayda mülahaza ediyorum. Keçi genelde yazları diken ve benzeri sert tabiatlı otları yemekte ustadır. Hatta eğer otladığı arazide meşe ormanı filan var ise ona bayılır. Ağaçların uç çiğirdik denen filizlerini sever. Hatta zorda kalırsa ağaçların bedenini bile dişleri ile kemirir. Tabi dışkının böyle düzenli atılmasında malın işkembesi ve bağırsaklarının çok önemli bir yeri var. Bilenler bilir, bu çatal tırnaklı eti yenen hayvanlar geviş getiren mahluklardır. Yani önce hırsla yiyeceklerini midesine doldurur ardından yattığı yerde midesinden tekrar ağzına dişlerinin arasına genirmek sureti ile getirir, onu iyice ezer ve rahatça sindirir. Keçinin işkembesi ve bağırsakları diğer hayvanlara nazaran karnına doğru sarkık olmaz. Ondan dolayı midede yediğini ekşitmeden çabuk dışkıya gönderir, bağırsaklarda fazla bekletmeden kalıp kalıp dışarı atar ustaca.

Koyunlar da geviş getiren hayvanlar olmasına karşın onları işkembeleri karın içerisine doğru sarkık olduğu için dışkı çok cıvıklaştıktan sonra atılır. Bazen koyunların da keçiler gibi “gığı” yani düzgün şekilde dışarı atıldığı görülür. Köylülerin “Keçi gığısı gibi” dedikleri budur.

Böyle ustalıkla dışkı atan bir başka yaratık da tavşandır. Onun dışkısı da keçi gibi sert bitki ile beslendiğinden yuvarlak ve hafif yassı olarak çıkardığı dışkısı azami 20-30 dakika sonra sert bir hal alır.

Devenin dışkısı da böyle tek tek ve kalıptan çıkmışçasına düzenli atılır ve hemen de sertleşir. Çünkü o da genelde dikenli dalların uç filizleri ile ya da dikenleri ile beslenmeyi sever. Onun için türkülere bile konu olmuştur beslenmesi. “Karşıdan geliyor bir buhur deve, ağzında dikeni yiyor geve geve” diye söylenir. Tek tırnaklı olan, yük taşıma ve çift sürmede kullandığımız eşek, at ve katırların da dışkıları ustaca ve kalıptan çıkarılmışçasına tek kalıplar halinde atılır ve kokusu ve hafifliği ile dikkati çekerdi. Tek tırnaklı ve eti yenmeyen hayvanlar olarak bilinen bu malların mideleri sırt kısmına çok yakındır. Sarkık mide olmadığı için dışkı beklemez çabuk dışarı atılır.

Atlardan birinin hastalandığını ve köyümüzün en usta nalbandı olan, askerde 4 yıl nalbantlık ve baytarlık yapmış Seyit Amcam’a köyün en görkemli ve güzel atının sahibi koca Abdullah Amca; “Aman gardaşlık Seyit! Atım benim her şeyim. At ölecek, sen bunların hastalığından anlarsın atımı gurtar!” diye yalvarıyordu. Amcam;“bu hayvan hırsla kumsal bir yerde yeşil ot yemiş, bu arada çok kum gitmiş midesine. Orada çökmüş, midede dönüşüm yapmamış. Buna kum sancısı denir. Bakacağız ama, her ihtimal olur, at ölebilir de bu mideyi hareketlendiremez isek” demişti. Başladı tedaviye. Önce bir büyük paket karbonat getirip onu sulandırdı ve şişelere doldurup baygın gibi yatmakta olan hayvanın ağzından 4-5 şişe karbonatlı suyu zorla içirdi. Bir-iki saat bekledi bir değişme yok. Başka çareler düşündü ve içlerinde en küçük ve genç olan bana dikkatlice baktı ve “Ismayıl Yeğen! Bu atın kurtulması senin elinde” dedi. Ben amcamın benimle dalga geçtiğini düşünerek sıkılarak gülümsedim. Ama o gayet ciddiydi. “Gülme, ben essah söyleyyom oğul” dedi. Benim kollarımı eli ile tutup elimden omzuma doğru karışladı, sonunda “tamam, sıva bakalım sağ kolunu” diyerek sertleşti. Çaresiz sıvadım bir kalıp sabun getirdi elimden omzuma kadar güzelce sabunladı ve bana haydi guzum hayvanın makatından kolunu sok” dedi. Denileni yaptım sona vardığımda “Elini aşağı çevir ve eline gelen ne var ise dışarı çıkar” dedi. Çıkardığım şey bir avuç kum idi. Amcam, “başardık” diye sevindi ve bana “devam guzum” dedi. Devam ettim ve hayvanın midesinden bir büyük leğen kumu çıkarmayı başardım. Bu işi bıraktım amcam tekrar sodalı suyu hayvanın ağzından çokça boca etti karnına ve üç beş kişi ile atı kuyruğundan karnından başından yelesinden tutarak bir hayli sarstı. Ahırdan eve çıktık. Çay içecektik. Amcam beni on dakikada bir ata bakma için gönderiyordu. Son baktığımda at ayağa kalkmıştı koşarak müjdeledim “Amca at ayağa kalkmış” diye. Amcam buna çok sevindi ve atın sahibine döndü: “Abdullah hadi bakalım artık nöbet senin. Bekle eğer at küçük çişini 15 dakikaya kadar yaparsa iş bitti kurtuldu demektir, şayet işemesi gecikirse at zehirlemiş olur ölür” dedi. Daha böyle konuşulurken at hareketlendi, gerindi, kıvrandı, derken işemeye başladı. Bunu hisseden amcam hemen oracıktan koşar adımla kaçtı biz de peşinden gittik. Sordular “neden kaçtın Seyit Ağa?” “Orada kokudan durulmaz. Abdullah mal sahibidir o koklasın gidi, atı gurtuldu” diye güldü.

Dediği doğru idi. O gece koca Abdullah amcanın ahırından kendi evini bırakın mahalleyi rahatsız eden bir koku yayılmıştı ortalığa. İşte böyle bilge insanlar vardı eskiden. Bunu da Allah rızası komşu hatırı için yaparlardı. Allah rahmet etsin onlara…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum