Fatma Gül Çelebi
İyilik bazen insanı eksiltir
İyi olmak” ile “kendinden vazgeçmek” arasındaki çizgi bazen sandığımızdan çok daha incedir. Özellikle mesleğim gereği insan hikâyelerine yakından tanıklık ettikçe bunu daha net görüyorum. Birçok insanın hayatında en büyük kırgınlığın; kötülükten değil, fazla merhametten kaynaklandığını fark ediyorum.
Çünkü bazı insanlar sevilmeyi bir değer olarak görmek yerine, bir hak gibi yaşamaya başlıyor.
Sürekli anlayan taraf olduğunuzda, insanların gözünde güçlü görünüyorsunuz. Her kırıldığınızda susuyorsanız, “idare eder” insan oluyorsunuz. Herkesi toparlayan kişi olduğunuzda ise zamanla sizin de yorulabileceğiniz unutuluyor. Psikolojide buna duygusal tükenmişlik dediğimiz bir süreç vardır. İnsan sürekli veren taraf olduğunda, kendi sınırlarını ihmal etmeye başlar. Ve bir süre sonra yardım etmeye çalıştığı herkesin yükünü taşırken, kendi iç dünyasında sessizce çökmeye başlar.
En tehlikeli nokta ise şudur:
Fazla iyi insanlar, çoğu zaman kendilerine yapılan haksızlıkları normalleştirmeyi öğrenirler.
Çünkü çocukluğundan beri “anlayışlı ol”, “alttan al”, “ayıp olmasın”, “kırma” cümleleriyle büyüyen insanlar; sınır koymayı bencillik sanıyor. Oysa psikolojik olarak sağlıklı ilişkilerin temelinde yalnızca sevgi değil, sınır da vardır. İnsan her şeyi tolere ettikçe karşı taraf vicdan geliştirmiyor; aksine yapılan fedakârlığı sıradanlaştırıyor.
Ve ne yazık ki insan doğasının acı bir tarafı var:
Sürekli affedilen hatalar, zamanla tekrar edilmeye başlıyor.
Birçok danışanımda gördüğüm ortak noktalardan biri de şu oluyor; insanlar en çok değer verdikleri kişiler tarafından yıpratılıyor. Çünkü merhametli insanlar karşısındaki insanın değişeceğine inanıyor. Bir gün anlayacağını, bir gün kıymet bileceğini düşünüyor. Ama bazı insanlar sevgiyi değil, sadece konforu seviyor. Kendilerine iyi gelen insanı kaybetmek istemiyorlar ama aynı zamanda onun değerini bilmeyi de öğrenmiyorlar.
İşte tam burada insanın kendine sorması gereken bir soru var:
Ben gerçekten iyi biri miyim, yoksa sevilmek için kendimden sürekli vazgeçiyor muyum?
Çünkü sürekli fedakârlık yapmak sağlıklı bir sevgi biçimi değildir. Kendi ihtiyaçlarını yok sayarak kurulan ilişkiler bir süre sonra kişinin özsaygısını zedeler. İnsan hep vererek sevildiğini düşündüğünde, olduğu haliyle yeterli olduğuna inanamaz hale gelir.
Oysa gerçek sevgi; insanı tüketmez.
Gerçek bağlar; sizi sürekli yorarak var olmaz.
Ve gerçek merhamet; önce insanın kendisine gösterdiği şefkatle başlar.
Belki de artık biraz şunu öğrenmemiz gerekiyor:
Herkesi iyileştirmek bizim görevimiz değil.
Herkesin yükünü taşımak zorunda değiliz.
Ve bazen “hayır” diyebilmek, insanın kendine duyduğu saygının en sağlıklı göstergesidir.
Çünkü bazı insanlar sizin sessizliğinizi olgunluk, sabrınızı mecburiyet, iyiliğinizi ise zayıflık sanabilir.
Ama unutulmaması gereken bir şey var:
İyi kalpli olmak değerlidir.
Fakat insanın kendi sınırlarını koruyabilmesi, en az merhameti kadar önemlidir.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.