İkinci Yeni’nin terazisi

İkinci Yeni’ye dair kavgaların gürültüsünü azaltıp şiirin gerçek kazancını büyüten bir okuma denemesi:” İkinci Yeni Tartışması”. Memet Fuat’ın ikazları, teklifleri, sertlikleri ve zamanla “eksik aydınlanan” hükümleriyle bir eleştirmen ahlâkının izini sürüyoruz

Şubat demek, Memet Fuat demek. Doğumunun 100. yılında da düşünceleriyle, hususen şiirimizi aydınlatmaya devam ediyor büyük eleştirmen.

Memet Fuat’ın ‘İkinci Yeni Tartışması’ başlıklı mühim eserini odağa alacağım yazımda; bir başına bırakmayacağım onu elbette. İsim vermeden de olsa başka şairler ve eleştirmenlerle mukayeseleri de konuk alacağım.

Elbette ki; büyük sevgim, saygım ve örnek alışım; onun konu hakkındaki kör noktalarını yanlış ve hatalarını görmeme mani olmayacak.

İkinci Yeni Tartışması

Memet Fuat, İkinci Yeni’ye bakarken iki ayrı teraziyi aynı anda elinde tutar: akımın kuramına, davranışına, havasına mesafeli dururken, o iklimde büyüyen güçlü şairleri gözden çıkarmayı bir tür kültür kıyımı sayar. Tavrını en çıplak hâli şu cümlesinde saklı: “Kuramları benimsenmese bile, akımın getirdiği “başarılı şairlerin değerlerini tanımak gerekir”. Üstelik o başarıların, kuramın baskı alanında oluşmadığını özellikle vurgular da. Bu yüzden İkinci Yeni’yi “tutan eleştirmen” diye etiketlenmesine de içerler Memet Fuat; kendisini, taraf seçen bir hakemden çok, anlamaya çalışan bir okur-eleştirmen gibi konumlar.

Yani Memet Fuat, güzelim kitabında, yeni şiirden yana bir şiar taşımazken, karşısında da durmaz; “anlama çabası”nı işin namusu sayar.

“Öncü”den öncü ikaz ve tekifler

Dedim ya, eleştiriyorsanız çözümüne dair fikirlerinizi de beyan etmelisiniz, somut şekilde ikna etmelisiniz. Fuat, bataklığı baştan kurutmak adına ikazlarda bulunur. Can alıcı ikazlarının merkezinde şu vardır: Yenilik, özgürleşme vaadiyle gelir, sonra kendi yasaklarını üretir; şiiri genişleteceğim derken daraltır, şairi kişilikten koparıp ortak kalıba iter.

Bu “yasak” fikri, edebiyat ortamının refleksi hâline gelen o kestirme hükme, “Bugün şiir öyle yazılmıyor” cümlesine yöneltilmiş bir uyarıdır. O cümle dolaşıma girdi mi, şiir birden tek elden çıkmışcasına birbirine benzemeye başlar; yenilik, yaratıcı bir atılım olmaktan çıkar, disiplin sopasına dönüşüverir.

Memet Fuat’ın değerlendirmelerinde bir sertlikten söz edilecekse; yeniliği savunurken onu gülünçleştirenlere, yenilik adına şiiri yasaklar kataloğuna çevirenlere karşı çıktığını görmek icap eder.

İkinci Yeni’ye dair en keskin tespiti, “anlamlı–anlamsız” karşıtlığını dağıtmasıdır. “Anlamsız şiir” etiketinin yanlış kurulduğunun altını çizer ve yeni şiirin hedefi “anlamsızlık” değildir; mesele daha çok kapalılık, güç anlaşılırlık, irrasyonel görünen sıçramalar ve okurun alışkanlıklarıdır der. Bu ayrımı, Batı eleştirisinin kelime seçimi üzerinden dahi gösterir: “obscure / difficult / irrational” gibi terimlerin, şiiri yok saymadan, onu zorlayan tarafını işaretlediğini anlatır.

Buradan çıkan teklifin adlandırmayı düzelttikten sonra hüküm verilmesini, “Beğenmiyorum” diyebilmek için bile, o şiirin gerekçesini araştırmak gerektiğini anlarız.

Bir başka can alıcı ikazını da şuraya bağlayabiliriz: Yeni şiirin, eskileri küçümseyerek kendine yer açması, hem haksızlık üretir hem de şiirin belleğini sakatlar. Memet Fuat’ı öfkelendiren şey, yenilik hevesiyle, önceki kuşakların “şiirin ne olduğunu bilmemek” gibi toptancı bir suçlamayla silinmeye çalışılmasıdır; ona göre bu, şiirin sürekliliğine saldırıdır. Bu noktada İkinci Yeni’ye bakışı daha da belirginleşir: Olayı bir “akım disiplini”ne indirgemeye de kuşkuyla yaklaşır; çünkü şairlerin kendi sözlerinden hareketle, İkinci Yeni’yi ortak bildirili bir programdan çok, farklı kişiliklerin buluştuğu bir yenileşme alanı gibi görür.

Bu çıkarım ve hükümler karşısında yorumum şu: Memet Fuat, İkinci Yeni’yi bir estetik zafer narasıyla kutsamıyor; bir “şema”ya dönüştürülüp donatılmasına da göz yummuyor. Onun derdi, şiiri iki uçtan korumak: Bir yanda geleneği taş kesen alışkanlık, öte yanda yeniliği polisliğe çeviren akım kibri. Bu yüzden hem kapalı şiirin imkânını ciddiye alıyor, hem de Batıdan devşirilmiş “kolay” yeniliklerin, içerik zorlaması taşımayınca hızla boşluk üreteceğini sezdiriyor. Bu kitap boyunca, İkinci Yeni’ye bakışının özeti şu cümlede toplanıyor: Şairlerin kıymeti, akımın sloganında değil, şiirin kendi gücünde durur; eleştirmenin görevi de o gücü, gürültüden ayıklayıp görünür kılmaktır.

Doğru Tartılar, Eksik Ufuklar: Memet Fuat Terazisinin Şaştığı Yerler

Burada bir parantez açmalıyım. Memet Fuat’ın nasıl bir edebiyat adamı ve insanî yönünde hangi husiyetlerinin olduğu minvalinde kendi sözlerini dikkatinize sunuyorum. İlk elden bununla kesin yargılara ve iknaya ulaşmak eksik ve şüpheli kalabilir, ama onun yazılarının benim gibi sıkı bir takipçisiyseniz bu ifadeleri nokta atışı görürsünüz: “Doğruluktan uzak bir insan olduğumu sanmıyorum. Kalemi elime aldığımdan bu yana, hiç kimsenin baskısına boyun eğmeden, yalnız doğru bildiğimi, doğru olduğunu sandığımı yazdım. Yanılmam demiyorum, yanılırım, ama kimseye kötülük etmem, etmedim.

Bir kuşağı, ya da bir sanatçıyı toptan yansıtmak isteğini hiçbir zaman duymadım. Benim işim, her şeyden önce, anlamaya çalışmak, anlayabildiklerimi okuyuculara iletmektir.

Dostlukların, düşmanlıkların, kahve köşelerindeki sövüşmelerin etkileri benim yazılarımın kıyısından bile geçmedi bugüne kadar.

Birtakım sanatçıların, yazarların birbirlerine sokulup bir çevre kurmaları, yazılarını, yargılarını dostluklara, sevgilere açmaları ısınmadığım işlerdendir. Kavga eleştirisi yapmamam, arkadaş topluluklarına uzak durmam sanatçılar karşısında bağımsızlığımı korumak istemem yüzünden.

Yetenekli birini gördüm mü, sanki bir sorumluluğum varmış gibi, hemen elimi uzatırım. Yürümeye başladı mı da hemen çekilirim kenara.”

Memet Fuat’ın terazisi çoğu kez şaşmaz; yine de kitabı dikkatle okuyunca, bazı hükümlerinin zamanla “eksik aydınlandığı” görülüyor. Yanlış demek için somut dayanak gerekir fakat burada dayanak, sonraki şiir tarihi ve eleştiri birikimi hatırlamak olacak.

Birincisi, Memet Fuat’ın “anlam tartışması”na koyduğu nokta fazla erkendi. Turgut Uyar’ın, “anlamsızlık sorunu anlam yararına çözülmüştür” sözünü aktarırken, tartışmanın pratikte kapandığını düşünür; ardından “kapalı şiir” adlandırmasına geçişi anlatır. Oysa sonraki eleştiri dili gösterdi ki mesele kapanmadı; sadece etiket değiştirdi. “Anlamsız”ın yerini “kapalı”, onun da yerini kimi zaman “hermetik”, “çetin”, “yoğun”, “sıkı” gibi ton farkları aldı; şiirin anlam üretimi, okurla kurduğu ilişki ve “kolay anlaşılma” beklentisi etrafında tartışma sürüp gitti. Memet Fuat’ın kendi anlattığı çizgi bile bunu ele veriyor: “Şairler “kapalı” sözcüğünü sevmedi.” Demek ki adlandırma, tartışmanın çözüldüğü bir zemine oturmamış. Bunu, elbette onun büyük bir yanılgısı sayamayız; daha ziyade “dönemin sıcaklığı içinde” tartışmanın ritmini olduğundan sakin görmesinden söz edebiliriz.

Baskı” meselesinde terazinin kefesi biraz hafif kalmış gibi geldi bana. Kitapta, “bütün suçu baskı rejimine bulanlar için mazeret yok artık” diyerek, İkinci Yeni’yi baskıyla açıklama refleksine itiraz ediyor ve sorumluluğu özellikle eleştirmenlerin omzuna yüklüyor.

İtiraz anlaşılır; “baskı” kolay mazerete dönüşür, neredeyse her poetik tercih tek sebep burada, baskının bir “tek neden” olamayacağını söylerken, baskının şiirin dilini, dolaşımını, okur psikolojisini, dergi ortamını nasıl biçimlediğini yeterince göremiyor Fuat. Yılmaz Gruda hatırası bile, “zorunlu kapalılık” duygusunun şiir dilini nasıl zorladığını anlatıyor.

İkinci Yeni’nin “akım” tarafını küçültürken, ortak poetika damarını az görmekte bir de. Memet Fuat, haklı olarak slogana mesafe koyar, şairleri tek bir programın askeri gibi okumaya yanaşmaz ama sonradan yapılan karşılaştırmalı okumalar, bu şairlerin birbirinden beslendiğini, dergilerde yan yana duruşun tesadüf kalmadığını, “akım”ı bir bildiriden ibaret saymadan da bir ortak zeminden söz edilebileceğini daha net gösterdi. Bu, Memet Fuat’ın şairleri tekilleştiren bakışının kıymetini azaltmıyor; yalnızca, toplu bakınca görünen bazı süreklilikleri onun parça parça gördüğünü düşündürüyor.

Başka? Bazı şairlerin yönelimlerini “toplumsal” bir çerçeveye çekme isteği de tartışmalı. Memet Fuat’ın, İkinci Yeni içinden çıkan kimi şairlere —özellikle Ece Ayhan çizgisine— daha “toplumsalcı” bir gömlek giydirmeye yatkın olduğu, kitap dışı değerlendirmelerde de işaret ediliyor.

İkinci Yeni’nin toplumsalla teması var; fakat bu temas çoğu kez dolaylı, çarpık, ironik, dil içinden yürüyen bir temas. Onu düz bir “toplumcu niyet”e tercüme edince şiirin asıl gerilimi sönüyor. Memet Fuat, şairi “anlaşılır gerekçe”ye bağlamayı sevdiği için, bazı kapalı kıvrımları açıklarken fazla düzleştiriyor.

Netice

Memet Fuat’ın terazisi, İkinci Yeni’yi ya kutsayan ya da toptan mahkûm eden iki kolaylığa da yüz vermiyor; şiiri gürültüden çekip çıkarıyor, eleştiriyi de bir ahlâk meselesi hâline getiriyor. Benim için kıymetli olan da bu. Yine de bazı hükümlerinin zamanla eksik aydınlanması, İkinci Yeni’nin hâlâ “bitmemiş” bir tartışma olduğunu hatırlatıyor. Çünkü mesele yalnız şiirin kapalılığı, anlamı, baskı ile ilişkisi değil; okurun terbiyesi, eleştirmenin dili, edebiyat ortamının refleksleri.

Bu yüzden bu yazıyı bir son söz saymıyorum. Burada bir eşik kurdum. İkinci Yeni’nin dosyası, tek yazıya sığmayacak kadar derin. Devam edeceğim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yekta Özdem Arşivi

Alkışsız sahne

21 Ekim 2025 Salı 17:39

Kırık aynalar

26 Ağustos 2025 Salı 15:32

Okuyunca ne olur?

14 Temmuz 2025 Pazartesi 15:01