Tarafımı Belli Ediyorum Ali Erbaş Haklıdır!

                                           LGBTİ Tarihi ve Tartışmaları

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş Cuma Hutbesinin bir yerinde “Ey insanlar! İslam zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lûtîliği, Eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti. Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir, bunun hikmeti. Yılda yüzbinlerce insan gayri meşru ve nikahsız hayatın İslamî literatürdeki ismi zina olan bu büyük haramın sebep olduğu HIV virüsüne maruz kalıyor. Geliniz bu tür kötülüklerden insanları korumak için birlikte mücadele edelim.”  Sözlerine yer vermesiyle bir tartışma başladı. Özellikle Ankara Barosu’nun talihsiz bir açıklama ile bulunduğu şikayet çerçevesinde bu tartışma farklı bir boyuta taşınmış oldu. Diyanet İşleri Başkanımızın açıklaması ve sonrasında ortaya konan tartışmalarla ilgili yorumumu yazının sonunda net bir biçimde yapacağım.

Ancak bu yoruma gelmeden, daha önce iki farklı yazımın içerisinde işlediğim ‘’eşcinsellik’’ başlığına değinmek istiyorum. Bu yazılarımızın asıl başlıkları ‘’uluslararası medya ve dijital platformlar’’ ile ‘’uluslararası finansman sağlayan kuruluşlar’’ şeklindeydi. İki farklı çalışmamda hem uluslararası finansman sağlayan kuruluşların hem de uluslararası medya ve dijital dizi/film platformlarının ‘’eşcinsellik, cinsiyet eşitliği ve çocukların cinsiyet seçim özgürlüğü’’’ üzerinden adeta ortak bir yönelim geliştirdiğini tespit etmiştim.

Öyle ki uluslararası proje destekleri sağlayan küresel güçteki kuruluşların ‘’kültürel mirası koruma’’ veya ‘’finansal okuryazarlık’’ başlıklarındaki desteklerinde dahi ‘’cinsiyet eşitliği farkındalık atölyesi’’ şartı koyduğuna şahit oldum.

Bunun yanında uluslararası güce sahip birçok medya grubunun sosyal platformlarda ürettikleri içeriklerin de özellikle ‘’eşcinsellik’’ çerçevesinde kasıtlı bir şekilde geliştirildiğini düşünmekteyim. Birbirinden farklı bu kanalların yine tek bir merkezden üretilmiş gibi aynı konuları farklı başlıklarla belgesel adı altında servis ettiğini söylemeliyim.

‘’Trans Birey, İnterseks Birey, Türkiye’nin Görünür İlk Trans Kadını’’ başlıklarının her biri farklı medya kanallarının ürettiği içeriklerdir. Her birisi Türkiye üzerinde bu belgeselleri çekerek 1 milyona yakın izlenme almıştır.

Öte yandan daha yakın zamanda tekrar tartışmalarla gündeme gelen ‘’Netflix’’ isimli platformun dizi içeriklerinin de yine aynı ‘’eşcinsellik’’ temaları dikkat çekmektedir. Hatta neredeyse kimi içeriklerinde yalnızca bu konu işlenmekte ve bu konu çevresinde bir algı oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Peki bütün bu söylediklerimiz bir tesadüf olabilir mi?

LGBTİ ve ‘’Onur(!) Yürüyüşü’’

Eşcinselliğin siyasallaşma süreci ve bugün ki anlamda görünür olma serüveni esasında zannedildiği kadar eski tarihlerde değildir. Eşcinselliğin bugün bahsettiğimiz anlamda siyasallaşması ve toplumsal görünürlüğünün artması ile farklı mecralarca savunulması, küresel ticaret ve siyaset inşasından bağımsız düşünülemeyecektir. Tarihsel serüvenine bu bağlamda bakıldığı vakit, bir endüstrinin parçası olarak yeni pazarlama teknikleri için kullanılan bir araç olma durumu benim açımdan rahatlıkla söylenebilir.

Özellikle 1969 tarihine kadar ABD ve Avrupa’da eşcinsellikle alakalı bakışın tarihsel serüveni burada önemlidir. Yoğun baskılar ve yok sayma şeklinde gelişen bu bakışın o tarihler itibariyle bir hastalık olarak bu durumu tanımlaması ve daha yakın tarihler itibariyle bunun bir tercih ve hatta özgürlük olarak gördüğünü ifade etmesi de bir tesadüf değildir.

1969 yılı eşcinsellik savunucuları açısından bir kırılma noktası olarak görülmektedir. Ancak aslında bu tarih eşcinselliğin küresel siyasete evrilme aşamasının ilk kapısıdır. 1969’da New York şehrinde ‘’Stonewall Inn’’ isimli bir bara yapılan polis baskını ile ilk eşcinsel gösteriler başlamıştır. Sonrasında olayları bastırmak için polisin kontrolü elden kaybettiği ve eylemlerin uzun bir süre devam ettiği bilinmektedir.

Bu tarihten hemen 6 ay sonra eşcinselliğin savunulması adına 3 gazete ve onlarca dernek kurulmuştur.

1970 itibariyle de bu olayları anmak adına ‘’Onur(!) Yürüyüşü’’ adı altında eylemler organize edilmeye başlanmıştır.

Türkiye’de;

Biz de ise bu tarih çok daha yakındır. Bu anlamda ilk dernek 2001 yılında İzmir’de kurulmaya çalışılmıştır. Bu derneğe kapatma davası açılmıştır. 2006 yılında ise ilk resmi dernek Bursa’da kurulmuştur.

2003 yılında ilk ‘’Onur(!) Yürüyüşü’’ organizasyonu yapılmış ve yalnız 30 kişi katılım sağlamıştır. Ancak sene 2011 yılına geldiğinde CHP ve BDP(bugün ki HDP)’nin destekleri ile 10 bin kişilik bir yürüyüş gerçekleştirilmiştir.

Bu hızlı yayılımda tabi ki uluslararası finansmanların ve yayınların etkisi büyüktür. ABD merkezli bir uluslararası dernek sitesinde doğrudan gizli LGBTİ örgütlenme toplantıları için 10 bin dolar destek vereceğini 2012 yılında yayınlamaktadır. Tabii, bu destek bizim coğrafyamızı kapsamaktadır.

Üstelik özellikle bizim akranlarımız arasında artık eşcinsellik savunuculuğu bir farklılık hatta dikkatleri üzerinde toplama aracı haline gelmiştir. Hatta öyle ki kimi ortamlarda ‘’heteroseksüel’’ olduğunu söylemek daha zor bir mesele olarak karşımıza çıkmaktadır.  

Tarafım belli ediyorum;  Ali Erbaş haklıdır!

Diyanet İşleri Başkanımızın hutbesine gelecek olursak, bu hutbeyi bir Müslüman olarak sonuna kadar destekliyorum. Üstelik Diyanet İşleri Başkanı’nın hutbesi bir şahsi görüşü değil İslam Dininin doğrularını ifade etmektedir. Bu kapsamda hutbeye ‘’ama’’ diyerek bir karşı söylem geliştirmek bir Müslüman açısından mümkün değildir!

Öte yandan bu hutbe Müslümanları bağlamakta ve Müslümanların mübarek Cuma Namazı için okunmaktadır.

Ankara Barosu’nun talihsiz ve hadsiz çıkışı ise durdukları yeri gösterme gayreti ve gafleti dışında bir anlam taşımamaktadır. Öyle ki hutbede bulunan ‘’mücadele etmek’’ vurgusu üzerinden bir eleştiri ve suç duyurusu yapmak yalnızca bir ahmaklığa işaret etmektedir.

Üstelik ‘’çağ dışı’’ iması ve vurgusuyla İslam’a ve Müslümanlara hakaret etmek gibi bir terbiyesizlik de yine kendilerine aittir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum