Erol Sunat

Erol Sunat

Çehre!

Çehre!

Bu şehrin çehresi ilk önce Bedestenle değişmişti. Bedesten umut vermişti. Şehre heyecan gelmişti. Şehre ve şehirde yaşayanlara hayaller kurdurdu. Şehrin ekonomisine, kültürüne renk katacağı günlerin düşlerini kurdu birçok insan.

Heyecanla ayağa kalktık, baktık ki yaprak kımıldamıyor, baktık ki kimsenin bir şeyler yapmaya niyeti ve isteği yok, olduğumuz yere yığıldık kaldık.

Hoş bedesten, boş bedesten dedik, daha da hiçbir şey söylemedik.

O çehre değişiminden bize adını koyamadığımız bir burukluk ve hüzün kaldı.

Çünkü, Bedesten çehresini değiştirdiğimiz gibi duruyor.

Güzel mi güzel…

Alımlı mı alımlı…

Şehrimize bambaşka bir mana ve anlam kazandırmadı mı?

Elbette…

Çehresi değişmekle her şey bitti mi?

İşte orada durmamız gerekiyor.

Çehresi güzelleşen, şehre ayrı bir güzellik ve renk katan bedesten eğmiş başını, bükmüş boynunu ben bundan sonra ne olacağım diye bekleşip duruyor.

İki gözü iki çeşme ağladığını duyan yok, gören yok, bakan yok.

O bedestende bu şehrin kültürüne hizmet edilebilecek neler yapılmazdı ki..

Yarın Alaeddin çevresinin çehresi de bu durumlara düşmez inşallah demekten kendinizi alamıyorsunuz.

 

DİLERİZ KADERİ BEDESTENE BENZEMEZ!

Çehre önemli bir konu. Hele ki o çehre şehir üstüneyse.  Şehirlerin çehrelerinin değişmesi imajlarının değişmesine, yenilenmelerine, kendine gelmelerine, toparlanmalarına vesile oluyor.

Alaeddin tepesi çevresinin çehresi değişirken şehre apayrı bir renk katacağı kesin.

Esas mesele çehre değiştikten sonra ne olacağı.

Alaeddin tepesi çevresinin çehresini değiştirdik, işimiz bitti mi diyeceğiz.

Bu konuya neden geldiğimizi anlamışsınızdır.

Şimdi ikinci bir çehre değişimini Alaeddin Tepesi çevresinde gerçekleştiriyoruz.

Dileriz kaderi Bedestene benzemez!

Bedesten gibi atıl durumda kalıp,

Ne olacağını,

Ne yapılacağını,

Hakkında neye karar verileceğini beklemez!

 

KENDİ ÖĞRENCİLERİMİZ DAHİ ZİYARET ETMİYOR!

Alaeddin tepesi son yarım asrın en kadersiz tepesi…

Bir türlü ihya edilemeyen, tepenin var olan özelliğine uygun bir şeyler yapılamayan.

Geciktikçe geciktirilen, unutulan bir tepe…

Ne olsun, ne olmasın diye bir türlü karar verilemeyen onlarca yılın geçip gittiği, Selçuklu Sultanlarının ahını aldığımız, orada yatan Sultanların adını bile bilmediğimiz, başlarında bir Fatiha dahi okumadığımız,

Ziyaret etmediğimiz bir tepe…

Öğretmenlerimizin, ülkenin her tarafına tarih ve kültür gezileri yaptıkları halde,

Burunlarının dibindeki Alaeddin tepesine,

Öğrencilerini alıp da, getiremediği,

Burası Selçuklunun kalbinin attığı yerdir diyemediği garip ve yalnız bir tepe!

Yarım asır sonra hatırlanması,

Çehresinin değişmesiyle birlikte, daha fazla merak edileceği kesin.

Kılıçaslan şehrinin Sultanları, Selçuklunun banileri,

Haçlı seferlerinin önünü kesen, Kudüse kalkan olan Selçuklu Sultanlarının yattığı bu tepe,

Geçte olsa, güçte olsa kendini bu şehre hatırlattı.

 

ŞEHRİMİZİN KÜLTÜR KANADI KIRIK!

Şehrin çehresini değiştirmek kültüre en büyük hizmettir. Ancak bu gayreti taçlandıracak, canlı olarak ayakta tutacak, organizasyonlar, programlar, etkinlikler ve kültür şenlikleri yapılmazsa, şehrin sadece çehresini değiştirmekle kalırsınız.

Bizim zaafımız ve yanlışımız şehrimizin kültür kanadının kırık olması.

Sanmayın ki bu kanadı Pandemi kırdı, Korona kırdı.

Biz o kanadı çok öncelerden kırdık.

Kültür kanadının kırık olduğu belli olmasın diye pansuman tedbirler misali yapıştırdık.

Uçmaya kalktı, kırık kanat bir-iki sekti, yere kapaklandı kaldı.

Çehresi güzel, çevresi güzel lakin içi kan ağlayan bir şehir burası.

Gözyaşlarını silen yok. Ağlasın ağlasın otursun der gibi baka baka geldiğimiz nokta işte burası.

 

KADERİN CİLVESİNE BAKIN Kİ…

Bu şehirde en fazla hırpaladığımız, en fazla kazdığımız, kazmalara doyamadığımız, bir türlü ne yapacağımıza karar veremediğimiz tepeydi Alaeddin Tepesi.

Konya’da bütün yolların çıktığı tepe. Ve bu tepede ne varsa halen yarım…Biz bu tepenin çehresini değiştiriyoruz. Sanıyorum bu çehre değişimiyle birlikte tepenin de çehresi değişecek.

Alaeddin tepesi ve çevresi Konya’nın kalbinin attığı yer.

Kentsel dönüşümlerin başını döndürdüğü şehrimiz, bir türlü kendine gelip, kendini toparlayıp Alaeddin tepesi ve çevresine zaman ayıramamıştı.

Galiba bu pandemi dönemi en çok bu işe vesile oldu.

Alaeddin tepesi taşı toprağı tarih olan, başlı başına ben abideyim diye haykıran bir tepe.

Yıllarca kaderine terk ettiğimiz, garip ve mahzun bıraktığımız bir tepe.

Kaderin cilvesine bakın ki, tepenin çevresinin çehresi değişirken tepe aklımıza geliyor!

Konya, Enbiyalar ve evliyalar şehri!

Rahmetli Prof. Dr. Süheyl Ünver! 'Ve üç Peygamber Sultan Alaeddin Camii civarında medfundur' diye açıklamış, kayıtlara geçirmiş yarım asır önce.

Bu tepede, tarihi Alaaddin Camii var, bu tepede Selçuklu Sultanlarından sekizinin mezarı var.

'Sultan I.Mesud, II.Kılıçarslan, II.Rükneddin Süleyman, I. Gıyaseddin Keyhüsrev, I.Alaeddin Keykubad, II.Gıyaseddin Keyhüsrev, IV. Rükneddin Kılıçarslan ve III. Gıyaseddin Keyhüsrev yatıyor o mezarlarda.'

Çehresi değişen Alaeddin çevresinin en büyük katkısı da, tepenin ihyası olacak inşallah.

 

KONYA BU HEYECANI, BU COŞKUYU DA PAS GEÇMEMELİ.

Konya için tartışmasız en önemli cazibe merkezi Alaeddin tepesi ve çevresiydi. Biz Merkez ilçelerimizde bir dünya cazibe merkezleri icat ettik.

Yeni nesil cazibe merkezleri çok katlı beton yığını binalarıyla, ortadan kaldırdıkları şehrin tarih ve kültür kokan mahallelerinden aldığı ahlar ve beddualarla, eski mahallelere tepeden bakan, mağrur, hissiz, ruhsuz beton yığınları olarak üç merkez ilçemizde durup duruyorlar.

Ne tarihten haberleri var, ne kültürden!

Alaeddin ve çevresinin çehresi değişirken, şehre adeta yeniden bahar geldi. Canlılık geldi, heyecan geldi.

Konya bu heyecanı, bu coşkuyu da pas geçmemeli.

Bedestene yaptığımızı, Alaeddin tepesi ve çevresinin yeni çehre güzelliğine de yapmaya kalkarsak yazık ederiz bu şehre.

Çehre çalışmaları bittiğinde inanın rüya gibi, masal gibi bir şehre adımınızı atar gibi olduğunuzun farkına varacağız.

Dileriz bu güzelliği şehre tarih olarak, kültür olarak, zenginlik olarak yansıtmaya muvaffak oluruz.

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Erol Sunat Arşivi
SON YAZILAR