Dostun Kaybı Kolay Değil!

Birçok insanı kaybetmeden değerini tam olarak anlayamadık. Dostlarımızda öyle. Onları kaybettiğimizde çektiğimiz acı bir başka. O güler yüzlü, insanlar, o cana yakın insanlar, o yüzünüze bakar bakmaz halinizi ahvalinizi yüzünüzden okuyan insanlar, yoklar!

O bayramlarda ilk koşup gelenler, ilk arayanlar, başınıza bir şey gelse, herkesten önce Hızır misali yetişenler yoklar!

Sırdaşınız, arkadaşınız, dostunuz kara toprakta artık.

İnsan yaşlandıkça çok daha fazla duygusallaşıyor.

Daha alıngan, daha hassas, daha gözleri yaşlı oluyor.

Hele ki dostlarını kaybettiğinde…

Gerçek dostlarımız kardeşlerimiz mesabesinde ki insanlar.

Çağımızın illeti olan virüs mutasyonlarıyla ve yeni varyantlarıyla o çok sevdiğimiz dostlarımızı ansızın çekip almaya devam ediyor.

Bu rastgele olay değil, dostun kaybı kolay değil…

Hz. Mevlana, dost ve dostluk üzerine çok güzel sözler söylemiş,

Diyor ki; İyi dostu olanın aynaya ihtiyacı yoktur.

Diyor ki; Dost; acı söyleyen değildir. Acıyı tatlı söyleyebilendir.

Biz o acıyı tatlı söyleyebilenleri kaybetmeye başladık!

Bir elin parmakları kadar ya vardılar, ya yoktular!

Bizim en çok yandıklarımız, bu hayattan kopuşuna en çok üzüldüklerimiz, Hz. Mevlana’nın işaret buyurduğu o dostlar!

İçimiz ondan bu denli yanar, ondan bu denli sızlar!

*****

O iyi dostlar, birer, ikişer bu dünyadan öyle bir ayrılmaya başladılar ki, dost adına, dostluk adına hazin bir yaprak dökümünün tam ortasında olduğumuzu, her birinin ölüm haberini aldığımızda anlıyoruz.

Gözlerimiz doluyor!

Boğazımıza bir şeyler düğümleniyor.

Konuşamıyoruz.

En son ne konuşmuştuk?

Nerede karşılaşmıştık?

Neler konuşmuştuk?

O anlar geçiyor bir-bir gözümüzün önünden…

Sonra ne zaman tanıştığımız?

Ne zaman dost ve arkadaş olduğumuz yıllar geliyor gözlerimizin önüne…

Gözler gözyaşlarını zapt edemiyor.

Namazlarda açıyorsunuz elinizi, Fatihalar gönderiyorsunuz ruhlarına…

*****

Neden mi bu kadar çok yanıyoruz? Bir daha öyle bir dost bulabilme imkanınız olmadığı ve olamayacağı için!

Dostun kaybı onun içindir ki, hiç kolay değil! Rabbim gerçek dostlarını kaybedenlere sabır versin.

Çünkü dost dediğimiz, dost edindiğimiz insanlarla aramızda oluşan dostluk pazara kadar değil, mezara kadardı da onun için…

Gönül ısınması denen bir şey var…

Herkes değişik isimler verse de aynı kapıya çıkan bir cümle…

Yaradan dostlarımızı nerede kimler arasından seçeceğimizi, onlarla nerelerde ve hangi olaylar sonucunda karşılaşacağımızı zamanın içine gizlemiş.

Dost diye sarıldığımız, dost diye inandığımız ve güvendiğimiz o insanlar, hiç bilmediğimiz şehirlerde, bölgelerde bir anda karşımıza çıkıyor.

Sanki yıllardır birbirinizi arıyormuşsunuz gibi bir his doluyor içinize. Ağabeyiniz oluyor, yada siz onun ağabeyi, kardeşi…

Saygıda, sevgide kusur edemiyorsunuz!

Dost oluyorsunuz, Yaradan dost edinmenize imkan sağlıyor, sizi buluşturuyor, tanıştırıyor, o vesilesi, o sebebi hazırlıyor.

*****

Öyle bir dönem geçiriyoruz ki, gerçek dostlarımızı bir daha geri dönmemek üzere, o geri dönülmesi mümkün olmayan yola uğurluyoruz.

Virüs insafsız, vicdansız, merhametsiz sinsi mi sinsi!

2020 yılının Mart ayından itibaren, kimleri alıp götürmedi ki…

İki yıla yakın bu süreçte dostlarımız yoğun bakımlarda, solunum cihazlarına bağlı olarak hayatta kalma mücadelesi yaptılar.

Pek azı bu mücadeleden kurtulabildi.

Pandemi döneminde yaşadıklarımız bize bir şeyi daha öğretti.

Gerçek dostun ne demek olduğunu, ne anlama geldiğini, kıymetini, değerini!

Bu dönem sınama ve sınanma dönemiydi…

Dostum, arkadaşım dediğiniz insanlar, adı Pandemi olan bir mihenk taşında kantara çıktılar.

Bu mihenk taşından nasibini almayan olmadı da, kalmadı da…Hem bizler, hem dostlarımız!

Pandemi öncesi, Pandemi ortası ve Pandemi sonrası dönemlerde neler olmadı, neler yaşanmadı ki…Dostlarımıza gelinceye kadar kardeşlerimizden, en yakın bildiğimiz hısım-akrabadan göreceği ne varsa her şeyi gördü insanlar.

Ellerinde kala-kala bir yığın hayal kırıklığı kaldı!

*****

Dostluğun, arkadaşlığın, kardeşliğin, yakınlığın, akrabalığın virüsle sınandığı günler, haftalar ve aylar geçirdik.

Bize laf söyletmeyen, yanı başımızda duran, arayıp soran, bizi gördüğünde yüzü gülen, içten, cana yakın, vefakar dostlarımız yine o bildiğimiz dostlarımızdılar.

İlk onlar koşup gelmişti!

İlk onlar çalmıştı kapımızı!

İlk onlar sormuştu halimizi, hatırımızı…

İlk onlar ağlamıştı ne oldu, neyin var diye…

Dostun kaybı kolay değil dememiz o yüzden. Bizler bu dönemde o candan, o içten, o fedakar, o vefakar dostlarımızı kaybetmenin acısını ve hüznünü yaşıyoruz.

Mekanları cennet bahçelerinden bir bahçe olsun inşallah…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.