Prof. Dr. Fikret Akınerdem
Günümüz gençlerinin tümü potansiyel katil midir?
Geçen hafta katili ve maktulü çocuk olan acılarla dolu bir süreci yaşadık. Acı da; katillerin ve can verenlerin çocuk olmasına mı yanarsın, gençliğimiz ve geleceğimizin zayi olmasına mı yanarsın, dünyanın diline düşen ülkeme mi yanarsın, nereden bakarsak bakalım can yakıcı olaylar.
Bu olaydan ders çıkarmamız, ailelerin acılarını paylaşmamız gerekirken, olaylar kadar acıtıcı olan, durumdan vazife çıkarıp bunu fırsat bilen Siyonun çocuklarının bozguncu tavrıdır. Medeniyet, genel ahlak düşmanları, LGBT dostları, kendini eğitimci gören sendika ağaları ahlak karşıtı nümayişler yapıyor. Bu Marksist öğretmenler “değerler eğitimi, ahlak ve din dersi zorunlu olmasın” diye Milli Eğitim Bakanı üzerinden gençliğimizi terörize etmek istiyorlar. Daha bir ay önce okullar karakol değil polis giremez diyenler, şimdi polisi okullara davet eden faşist-komünist karması laikçiler sokakları işgal edip Yusuf Tekin’i istifaya davet ediyor. İyi ve kötü insan nasıl olunur bun iki olayla ele alalım.
Geçen hafta diş bakımı yaptırdım, eve dönüyorum. Acıktığım için birşeyler yemek istedim. Mahmut Sami Ramazanoğlu İmam Hatip Lisesinin yakınında bulunan bir dükkâna uğruyorum. Bu arada teneffüste olan 10 kadar öğrenci birşeyler alıp okullarına döndüler. Öğrenciler 10 kadarı her teneffüs su, bisküvi, dondurma, meyve suyu, çok azının da sigara alıyormuş. Dükkân sahibine göre sigara içenlerin oranı % 20 kadarmış. Hâlbuki genç kuşağın sigara içme oranının % 80’leri bulduğu herkesçe biliniyor, şahsım da tespitlerim de var. Bu oranın genel ortalamanın altında olmasına seviniyorum.
İkinci olay Konya ve Konya’nın en iyi parklarından Şefik Can da vuku buluyor. Hava müsait olduğunda Şefik Can’da insanımız spor amaçlı yürüyor, koşuyor, çeşitli aletlerle spor yapıyor, çocuk avutuyor, bisiklete biniyor, piknik yapıyor, köpek bile gezdiriyorlar. Parkın orta yerine geldim, 20-30 metre uzağımda genç bir bayan, tasmasını çıkardığı köpeğinin değişik pozlarla resmini alıyor. Yaklaşınca köpek aniden bana saldırıyor, mücadele etsem de köpeğe vurmamak için kendimi zor tutuyorum.
Köpek fobim vardır. Zira dört yaşında bir bayram sabahı, yeni giydiğim gömleğimden beni tanımamış olacak ki dayımın köpeği saldırdı ve sırtımdan ısırdı, tabii olarak yeni gömleğimi de parçaladı. Bu sebeple de köpeklere karşı fobim vardır. Sonrasında beni çok seven dayım, kudurdu korkusuyla köpeğini itlaf etti. Bu bakımdan ev-sokak hiçbir köpekten pek hoşlanmam ancak nefret de etmem.
Kadın iki çocuğuyla koşarak köpeği yakaladı ve özür dileyerek ‘köpeğin tasmasından kurtulduğu’ yalanını söyledi. Biraz kızgınca köpeğin resmini çekmek için siz bıraktınız, özrü sadece benden değil, buradaki tüm insanlardan dilemeniz gerekir’ tepkisini verdim. Kadın surat asarak uzaklaşırken 5-6 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim oğlu ‘çek git lan’ demesin mi. Çok şaşırsam da başını okşayarak ‘evladım sana diyecek sözüm yok’, kadına ‘işte yetiştirdiğiniz çocuk’ diyebildim.
İşte durumumuzu özetleyen iki olay. Bir dini okullarda yetişen nesil, diğeri köpek beslemeyi çağdaşlık zanneden köpeğin insandan daha kıymetli olduğu anlatılarak yetişen çocuk. Elbette herkes köpek besleyebilir, ancak bir insana hak etmediği halde, böyle bir tepki göstermesi de doğru bulunmaz. Bu tür olaylar tek bir örnekle açıklanamazsa da, köpek severlerin çoğundan duyduğum ‘köpek-kedi gibi hayvanların insandan daha önemli olduğudur’. Bu tezi de daha çok laikçiler savunuyor. İnsanı sevmeyen bir tez ile yetişen çocuk için katliamın yolları açılıyor demektir. Laikçiler bunu yapıyor.
Mustafa Kemal’e ve laikliğe sığınan komünistler ne Atatürk’ü ne de İslam’ı severler. Laik oldukları için de din dışıdırlar. Hiçbir Müslüman laiklerin özel hayatına karışmazlar ancak laikçiler inanmadıkları halde diğer dinlere değil, sadece Müslümanların dinine ve ibadetlerine karışma hakkını savunurlar, üstelik de laikliğin hatalarını İslam’a ve dindarların üzerine yıkmayı pek becerirler. Komünistler millilikten bahsetseler de onlar için vatan, milliyet, tarih, kültür ve gelenekler gibi değerler yoktur, zira onların bu konularda savundukları evrensel değerlerdir.
Dikkat edilirse iktidarın iki Bakanı (Milli Eğitim ve Adalet) hakkında devamlı tezviratta bulunmaları, kendi yanlışlarını örtbas etmek amacıyla yapılmaktadır. Onlara göre az da olsa dindar ve onların tahakkümü altına girmeyenler potansiyel suçludurlar. Esas yobazlık da budur.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.