Erdal Küçükşehir

Erdal Küçükşehir

KAYBET KAYBET OYUNU

Kendine has üslubuyla Prof. Osman Altuğ’un üç kağıt olarak nitelendirdiği borsa, kur, faiz üçlüsü hakkında pek nadir yorum yaptım.  Son dönemde kur üzerinden o kadar çok tartışma ve yorum yapıldı ki bu konuda düşüncelerimi kağıda dökmek iyi olur diye düşündüm.  Kur seviyesinin bu kadar çok konuşulması tabi ki Türk ekonomisinin geçmişte kur kaynaklı yaşadığı krizler yüzünden.  Krizlere dair akılda kalan sadece döviz fiyatlarının artması.  Oysa 2.  Dünya Savaşı sonrası 1946 devalüasyonunu bir tarafa bırakırsak aslında her defasında kamunun yanlış ve popülist politikalarının bir sonucu olarak ortaya çıktılar.

Bugün döviz niçin artıyor sorusuna pek çok pencereden cevap vermek mümkün.  Kısaca biz talep var artıyor diyelim.  Kimin neden talep ettiğini hiç şüphe yok ki Merkez Bankası hepimizden daha iyi bilmekte.  Hakikaten spekülasyona açık bir hale getirmeye çalışanlar varsa buna karşı elinde kullanabileceği bir çok imkana sahip.  Ekonominin doğası gereği bütün  para birimleri hem dış etkenler hem de iç etkenler yüzünden değer kaybeder yada kazanır. Son iki yılın sadece Euro / Dolar paritesine baksanız nereden nereye seyahat ettiğini gayet açık görmeniz mümkün. Bu yüzden Türk Lirası’na haksızlık etmek yerine tartışmayı doğru yere çekmek son derece önemlidir. Birilerinin manasız bulduğu başkalarının saldırı olarak nitelendirdiği muhalefetin ise eleştiri yağmuruna tuttuğu kur hareketleri tartışması bu şekilde gittiğimiz takdirde daha uzun süre gündemi meşgul edip gidecek. Tartışan her kesimin çözüm önerilerine bakacak olsak bize seçenek olarak faiz artırımı, likidite sıkılaştırılması gibi seçenekler sunuluyor. Kırk katır mı? Kırk satır mı? Bu seçenekler problemi ortadan kaldırmayarak sadece pansuman görevi yapacak. Bunca yıldan sonra bunu öğrenmiş olmamız gerekmez mi?

Şimdi bakalım döviz hareketi neden başladı ve hangi faktörler kurun bu kadar aşırı değerlenmesine sebep oldu:  İlk olarak bizim dışımızda yani hiçbir etkimizin olmayacağı bir rüzgar esti. Fed faiz silahını kullanırken Amerika’da Sayın Trump başkan seçildi. Ona dair belirsizlikler neredeyse bütün para birimleri üzerinde olumsuz etki başlattı. Yeni başkanın Fed’e dair söylemleri ise belirsizliği artırırken krizi gelişmiş ülkelerden bizim gibi gelişmekte olan ülkelere kaydırdı. Para tarihi boyunca en çok belirsizlikten çekindiği için kendini güvende hissedeceği limanlara kaçmaya başladı. Bu sorunlara bir de Çin’de bankacılık ve inşaat sektörüne dair söylentiler eklendi ve rüzgar fırtınaya dönüştü.

İkinci olarak ise: Türkiye tarihinin en büyük ihanetini yaşadı. (15 Temmuz Darbe girişimi) Darbe girişimi sonrası yaşadığımız süreçler ve bitmek bilmeyen jeopolitik sorunlarımız bütün enerjimizi bu yöne kaydırırken gelen fırtınayı tam anlamıyla göremedik. Bir çoğumuza göre  bu dalgalanma geçici bir süreçti fırsata çevrilmeliydi. Merkez Bankamız ise elle gelen düğün bayram politikası izledi.

Şimdi ne yapılması gerektiğine dair tartışmalar ise üç kağıdın diğer aktörü faiz üzerine yoğunlaşmış durumda. Faizi artırmak dövizi düşürecek belki ama zaten küçülmekte olan Türk Ekonomisi üzerinde hangi etkiyi yaratacak. Şimdilik geçici bir çözüm üreten Merkez Bankamız faizi artırmak yerine yükseltme yolunu seçip bankacılık sisteminde likidite sıkışıklığına gitti. Bu dövizi frenler belki ama zaten dertlenmekte olan reel ekonomiye etkisi ne olacak?

Döviz kuru bu kadar kısa sürede bu kadar sert hareketler yapıyorsa bu oyunun kazananı olmaz. Bunun adı kaybet kaybet oyunudur. Şimdi hep birlikte dövizin yarattığı tahribatı enflasyon ve büyüme üzerinde önümüzdeki dönemde göreceğiz. Aslında çok basit bir alacak verecek hesabına dayanıyor herşey. Dövize olan ihtiyacımız kadar döviz gelirimiz olmalı. Oysa biz kaç yıldır kazandığımızdan daha çok harcıyor ve bunu dışardan kaynak bularak bir şekilde kapatıyoruz. Çok üretmek, çok satmak, sanayimizi dönüştürmek, yüksek teknolojik ürünler, üretime yönelik yatırımlar gibi somut söylemler bu yüzden Türkiye için hayati öneme sahiptir. Bunlar büyük hedefleri olan Türkiye’nin asıl konuşması gereken ana konuları haline bir an önce gelmelidir. Biz üç kağıdın gözle göremediğimiz aktörlerini konuşmakla kaybet kaybet oyunu oynamaya devam ediyoruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.