Yusuf Alpaslan Özdemir

Yusuf Alpaslan Özdemir

“Meğer her Türk şair doğmazmış, dergiler bunu kanıtladı”

Kitap kültürü dergisi Şiraze’nin yeni sayısının dosya konusu edebiyat dergileri; “Dergiler Derdimizdir.” Dosyada; Necmettin Turinay ve Osman Özbahçe hocaların dergiler hususunda özlü ve bütünlüklü birer değerlendirmesi ile geniş katılımlı bir soruşturma yer alıyor. Soruşturmada dergilerin genel yayın yönetmenlerine ülkemizde dergiciliğin sorunları sorulmuş. Ben kendi adıma çok şey öğrendim, tekrar düşündüm, ziyadesiyle istifade ettim.

İDEALİ, ÇEVRESİ OLMAYAN DERGİLER

Günümüzde gazeteler tiraj kaybederken çıkan dergilerin yazık ki belli gayeleri yok. Neden? Çünkü merkez dergilerine benzemeye çalışıyorlar; bolca edebi metin yayınlayarak, sayfayı onlar gibi düzenleyerek. Sunuş yazılarından da anlayabilirsiniz bazı şeyleri. Derginin münderacatını veren bir mukaddimeden ibarettir bu yazılar; neyi neden yaptıklarının ya da ne yapmaları gerektiğinin bir izahını bulamazsınız.

Bir diğer mesele; dergilerde tefekküre sevk eden, bizi şöyle bir duraklatan yazılara nicedir pek denk gelmiyoruz. Hemen hepsinde anonimleşme, rutin duyuş ve algılar…

Peki neden böyle? Öncelikle derginin başındaki isimlerin herhangi bir fikir veya sanat tutumunu makul bir izaha dönüştürememeleri. Bizi kendi kendimizin muhaciri gibi yaşamaya, çift kimlikli sömürge aydınları gibi davranmaya sevk ediyorlar.

Her Türk’ün şair doğmayacağını da dergiler kanıtladı” diyor Turinay hoca ayrıca yazısında, ki yazımın başlığını çok hoşuma giden bu cümleden aldım.

Osman Özbahçe hocamızı edebiyatla ilgili olan herkes bilir; lâfını budaktan esirgemediğini, Türk edebiyatına emeklerinin büyüklüğünü, bakış açısının özgünlüğünü ve cesaretini de. Hocanın Ebabil’den son olarak iki yeni kitabı çıktı, ki bunları temin ettim ve okumaya başladım. Sanırım önümüzdeki hafta Kültür Atlası’nda bu iki kitabı değerlendiren bir yazım yayınlanmış olacak.

Konuyu dağıtmayalım, dosyada Osman Özbahçe hocamızın her zamanki gibi az ve öz, bütünlüklü, nokta atışı tespitleri var, tabi çözüm teklifleri de, yani alıştığımız Osman Özbahçe duruşu ve öfkesi her satırda seziliyor yazısında.

60’lı yılları dergiciliğin zirve yılları gören Osman Özbahçe yazısının bütününde dergilerin önemini, edebiyatımız adına ne gibi anlamlar taşıdığını tesirli cümlelerle ortaya koyuyor.

ORTAM YAZARLARLA DEĞİL, İLİŞKİLERLE YÜRÜYOR

Edebiyat ortamı dergi ortamıdır. Dergi güçlüyse yazar da güçlüdür; böyle olmadığı için ortam yazarlarla değil, ilişkilerle yürüyor.

Büyük şehirlerin kitapçı vitrinlerinde genel tabloyu net görürüz; yabancı yazarların ve romanların ön plâna çıkarıldığı, şiirin esamisinin okunmadığı vitrinler. Böyle bir teslimiyetin tek nedeni güçsüz dergilerdir.

Günümüz dergilerinde ideal de, eleştirel kavrayış da, çevreleri de yok; kendi kendilerine yayın yapıyorlar adeta.

Eskiden şairler dergilerle tanınır, edebiyata şairler kazandırırdı dergiler, ya şimdi? Poetika falan hak getire, hepsi adeta birer merkez dergi.

Şiraze dergiler dosyasında sözü işin mutfağında olanlara bırakmayı da ihmal etmemiş. Ay Vakti, Bizim Külliye, Edebiyat Ortamı, Karabatak, Türk Edebiyatı, Nihayet, Doğu Batı, Mahalle Mektebi, Olağan Gikâye, BuzDokuz, Mızmız, Kayıp Kayıt dergisi genel yayın yönetmenlerinin dergiciliğin sorunlarına dair düşüncelerini ve çözüm önerilerini şu başlıklar altında toplayabiliriz; Ekonomik kriz, Dağıtım ve kargo bedellerinin yüksekliği, sadece belli kütüphanelere değil okul kütüphanelerine de dergilerin girmesi için Milli Eğitim Bakanlığı’nın da satın alma teşvikleri olması, dergilerin bir söylem üretemediği halde eylemini deva ettirmeye çalışması, dergilerin istikrar ve kadrolarının olmaması ile birlite bir bildirisinin yani duruşunun olmaması, dijitalleşme karşısında dergilerin kısıtlılığı ve hareket kabiliyetlerinin dar olması vd. Ahmet Murat’a göre kitap yaklaşımına sahip düşünce dergilerinin dayanıklılığı ve kalıcılığı diğerlerine göre daha mümkün. Bizim Külliye dergisi genel yayın yönetmeni Nazım Payam ise temel sorunun Kültür ve Turizm’in birleştirildiği tek bir Bakanlık potasında birleştirilmesi olduğunu belirtmiş.

Keşke soruşturmaya Notos, Varlık, Kitaplık gibi dergilerin yayın yönetmenleri de katılsaydı. Nedenini bilemeyiz, neyse geçelim…

Dergilere kafa yoran, taşın altına elini koyan, kısacası dergiyi yaşatanlar başımızın tacıdır. Bu kimseler; Türk edebiyatını bir dergi edebiyatı olarak gören, dergileri yazar ve şairlerin rüştünü ispatladığı mecra bilenlerdir.

İmdat Avşar’ın temennisi, dergiler hususunda duamız olsun; “Umut edelim ki yakın gelecekte dergilerimiz ekonomik değil, edebi kaygılarla yollarına devam etsinler.”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.