Aşkın Kapısı Vuslata Açılmadan Olmaz!

Önce bu şehir hasret vuslata…Bu şehir vuslata bilboardlarla erecekse yandı gülüm keten helva!

En başta, bu şehirde yaşayanlar vuslata ermedikçe, aşkın kapısından içeriye girmedikçe ziyarete gelenlerde eremezler vuslata..

Seveni sevdiğine kavuşturmak istiyorsanız açın aşkın kapısını ardına kadar.

Aşkın kapısına da, insanların başına sorgucu başı kesilen dünya kapılarının başına koyduklarınızdan getirirseniz yazık edersiniz!

Küstürürsünüz aşkın kapısını.

Bunca zamandır küstürdüğünüz gibi…

Aşkın kapısında aşıklar durmalı!

Aşıklar olmalı…

Aşıklar açmalı o kapıyı…

Aşıklar yol göstermeli…

Aşıklar eşlik etmeli aşıklara…

Aşkın kapısında, çok bilmişlerin, gurur ve kibir sahiplerinin, hoş görüsü olmayanların işi ne?

 

*****

Bu şehirde bu işlerin öncülüğünü yapanlar, inadına yapar gibi, “adım Hıdır, elimden gelen budur” demek zorundalar mı? Elimizden gelen sadece bu mu?

Geçmiş yıllarda vuslat törenlerine gelenler, programları izleyenler ne diyorlardı?

Allah’ın aşkına şu programları zenginleştirin! Duyan oldu mu? Duyar gibi yaptık! Sonrası yine eski tas, eski hamam! Allah rızası için, programları rutinden kurtarın hareketlendirin diyorlardı!

Biz ne yaptık? Daha da ağırlaştırdık! Bu sefer rutin rutin devam ettik!

Söylenenler, söyleyenler, yardımcı olmaya çalışanlar bize akıl mı öğretiyor diye öfkelendik, sinirlendik!

Ne oldu? Alternatif Şeb-i Aruslar çıktı. O programların bir hayli gerisinde ve gölgesinde kaldık!

İnsanlar, sanki Konya oradaymış gibi, Hz. Mevlana’nın türbesi o şehirlerdeymiş gibi koştu gitti o programlara… Bundan bir ders çıkarabildik mi?

Derdimizi anlamaya çalışanlar kibarca elbette Konya burası, Hz. Pir burada amma diye, başladılar olması gerekenleri saymaya…

O olması gerekenlerden hangisini yaptık? Hiçbirini! Eğdik başımızı, içimizden kızdık, estik, yağdık, gürledik, yine bildiğimizi okuduk!

 

*****

Dünya’nın en çok rağbet ettiği, aşk ile koşup geldiği bu şehirdeki aşkı okuyamadık!

Aşkın kapısı dedik, aşkın kapısının nasıl açılacağı konusunda “kırk dereden su getirdik!”

Madem ki bu şehir aşkın kapısıdır. Öncelikle, kapı açılmasın diye kapının önüne ne kadar olmadık şey varsa getirip üst üste koyma huyundan vazgeçin! Bu üst üste koymalar yüzünden, kapıyı görebilene aşk olsun!

Ey aşkın kapısını aşıklara kapatanlar! Ya bir yol bulun, ya bir yol açın, ya da yoldan çekilin! Ya da gölge etmeyin. Aşıklar şehrine gelen aşıklar, rahatça girsinler aşk kapısından. Aşkın kapısını kapatmaya kimin ne hakkı var? Kim bu hakkın kendinde var olduğunu sanıyor?

Bu yıl aşkın kapısını gördük amma, aşka hasret olanlar göremedi. Vuslata ermek isteyenler, o vuslata ermekten mahrum kaldılar.

Buradaki incelik adeta gözümüzün içine girer gibiydi. Görmeyenlere, görmek istemeyenlere, görmemek için ayak direyenlere kapak olacak bir şekildeydi.

Aşkın kapısının önüne hiçbir engel koyulmamalı diye bir görüntü çıktı ortaya…Engel koyanların maddi-manevi vebal altında kaldıkları ve kalacakları sır değil! Görün artık, bilin artık!

Ne olup ne olmadığı, görülüp görülmediği, bilinip bilinmediği, 2021 Aralık ayında belli olacak!

 

*****

Geçmişte yapılan alternatif Şebi Aruslar öylesine zengin içeriklere sahiptiler ki…

Bizi gölgede bırakmışlardı! Fark atmışlardı!

Bizim bir türlü yaratmaya çalışmadığımız, muvaffak olamadığımız bir farklılık yaratmışlardı!

Program yapacaksanız, böyle yapacaksanız, sanatçı getirecekseniz böyle sanatçıları getireceksiniz,

sunum yapacaksanız, böyle sunum yapacaksınız, herkes Konya’ya gelmek için can atacaksa, böyle olmalı, böyle yapılmalı dediler mi, demediler mi?

Öyle bir hava estirilmişti ki, Konya artık bu işi yapamıyor, götüremiyor havasıydı estirilen!

Biz ne yaptık o günlerde, cılız tepkiler ortaya koyduk, halimizi görsünler, bilsinler, duysunlar diye bekledik. Yanlışlarımızı, eksikliklerimizi düzeltme noktasında parmağımızı bile kıpırdatmadık!

Devlet büyüklerimize açılışını yaptırmayı düşlediğimiz, dükkanlarımız, işletmelerimiz, fabrikalarımız vardı. Oysa bu yeniden açılıyormuş gibi yapılan yerler açılalı, faaliyete geçeli aylar olmuştu.

İllaki devlet büyüklerimiz açsın denildi, karelere girildi. Tebessümler edildi, pozlar verildi. Her defasında bir 17 Aralık gününe yani Mevlana’nın düğün gününe yazık edildi. Hz. Pir’e ancak akşam vakitlerinde sıra gelebildi.

Ne yazık ki, onca yıldır, onu üzdüğümüzü, incittiğimizi, kırdığımızı ve yaraladığımızı anlamak işimize gelmedi!

 

*****

Pandemi gölgesinde, yalnızlığında ve çaresizliğinde bir Şebi Arus daha geçti. Bu şehir her 7-17 Aralık arasında, Vuslat törenlerini vuslata hasret geçiriyor. Vuslat törenlerinin var olduğunu şehir hissetmezken, dışarıdan gelecek olanlar nasıl anlayacak? Davetiye ile mi?

Vuslat, kırk kat bohçalara sarılmış, yalnızca 17 Aralık gecesi gelenlere gösterilen bir kavram misali olmaktan kurtarılmalı, çıkarılmalı artık!

Her yıla, bir vakit adı veriyorsunuz ya… Önümüzde ki yıl, kelam vakti olsun, siz vuslat vakti diye okuyun! Edilen kelamların dinleneceği, fikri olanların fikrini rahatça söyleyebileceği, hatalardan, yanlışlardan dönüleceği, gerçek anlamda ortak akıl çerçevesinde birleşilebileceği bir kelam vaktine, bir vuslat vaktine ihtiyacı var bu şehrin.

Hz. Mevlana, “Akıllıysan bir akıllıyla arkadaş olup ona danış, onunla dost ve sırdaş ol!” demiş.

Demiş demesine de… Akıllıyı severim, benden akıllısını yanımda, çevremde bulundurmam diyenlerle geldiğimiz nokta hüsran noktası.

Bir arpa boyu yol gidememe noktası. Yerinde sayma noktası. Rutinler içinde bocalama ve boğulma noktası. İşleri kördüğüme döndürme noktası. Böyle olunca da, çık çıkabilirsen işin içinden…

 

*****

Uzunca bir yıldan sonra ilk defa bu yıl oldukça mutedil bir 17 Aralık havası vardı. Soğuk yoktu. Ayaz yoktu. Kar yoktu. Sis yoktu. Rüzgar yoktu! Lakin Korona vardı. Burukluk vardı. Hüzün vardı. Vuslata erilemeden geçip giden bir 17 Aralık vardı!

Yıllardan beri bu rutin programlarla devam ede ede vuslata erilme heyecanı kayboldu, bunu aşmak lazımdı, aşamadık. Onun yerine şehrin mistik atmosferiyle alakası olmayan başka heyecanlar arandı. Bambaşka heyecanlar arayışına girildi. Şehir başka vuslatlara daldı. Hz. Mevlana’nın Şeb-i Arusunu elinden almaya kalktı.

Alternatif Şeb-i Aruslar, anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az babından öyle bir patlama yapmıştı ki, yine anlamak işimize gelmedi. Yine görmezden geldik. Yine bildiğimizi okuduk!

Bütün bir yılın açılışlarını, sanki 365 gün içinde, gün kıtlığına kıran girmiş gibi, başka bir gün kalmamış gibi yine getirdik 17 Aralık gününe nişanladık! Tam isabet diye on ikiden vurduğumuzu sandıkça, vurulan hep biz olduk, vurulduğumuzu bile bile, hiçbir şey olmaz dedik durduk! 17 Aralık bu sefer de, Pandemiye denk geldi!

Şehir ıssızdı, sessizdi, kimsesizdi. Görevlilerin dışında bir Allah’ın kulu yoktu.

Bu yalnızlıktan, bu sessizlikten, bu ıssızlıktan ne anlayıp, ne anlamadığımızı nasipse 2021 yılının 17 Aralık günü ve öncesi 748. Uluslararası Mevlana Vuslat törenlerinde hep beraber göreceğiz!

Göreceğiz, görmesine de, bu kadar badireden sonra, onca ders alınacak hadiseden sonra yine aynı noktalara dönüp gelirsek ne olacak?

Dileriz, Konya’nın talihini döndürecek, bizi kendimize getirecek, doğruyu gösterecek olumlu bir şeyler olur!

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.