EHLİ SÜNNET- MEZHEP İLİŞKİSİ

Mezhep; takip edilen yol demektir. Dini açıdan, müçtehit konumuna yükselmiş bir âlimin Ayet-i Kerime ve Hadisi Şerifleri, İslam’ın temel prensiplerine uygun olarak yorumlayıp, hüküm vermelerine denir.

Peygamber Efendimiz (sav) ve Ashab-ı Kiram Efendilerimiz zamanında mezheplerin hükümlerini içeren uygulamalar olmakla birlikte kurumsal anlamda mezhep tanımlaması yoktu. Eshab-ı Kiram Efendilerimiz, İslam’ı Peygamber Efendimizden öğreniyor ve öğrendiklerini yaşamın içinde uyguluyorlardı.

Peygamber Efendimizin (sav) vefatından sonra Ashab-ı Kiram Efendilerimiz dünyanın her bir tarafına dağılarak Peygamber Efendimizden öğrendiklerini tüm Müslümanlara öğrettiler.

Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisi şeriflerinde;

“Ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayete erersiniz. Ashabımın ihtilafı ise sizin için rahmettir.” Buyurmaktadır.

Ashab-ı Kiram Efendilerimizin tamamı müçtehittir.

Dünyaya dağılan Ashab-ı Kiram Efendilerimizin vefat edip azalmasından sonra, İslam’ın yaşam alanındaki uygulamalarında bazı ihtilaflar yaşanmaya başlamıştır. Müçtehit konumundaki büyük âlimler, Ayeti Kerime ve Hadisi Şerifler ışığında Müslümanlara İslam’ın hükümlerini öğrettiler. İlk zamanlar Müçtehit İmamlar çok olmasına rağmen zamanla çoğunun çevresindeki taklitçileri azaldı mezhepleri yok oldu.

Bu hak mezhepler içinden dört tanesi hayatiyetini devam ettirerek günümüze kadar gelmiştir. İnşallah kıyamete kadar da devam eder.

Bilindiği gibi, Ehli Sünnet inancına göre; İtikadi Mezhepler iki; Ameli Mezhepler dörttür. Bunlar hak mezhepler olup bu mezhebin birine uyan kurtuluşa erer.

İtikadi Mezhepler Maturidiyye ve Eşariyye; Ameli Mezhepler; Hanefi, Maliki, Şafii, Hanbeli.

Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin sünnetini rehber edinen ve sahabenin yolunu izleyen ümmete, Ehli Sünnet denir. Müslümanların birleşeceği yol Ehli Sünnet yoludur.

  1. kabul etmeyip kendi anlayışına göre Kur’an-ı Kerimden hüküm çıkarmaya çalışanlara MEZHEPSİZ denir. Ahir zamanda Müslümanların imanını tehdit eden, zarar veren en büyük fitne; MEZHEPSİZLİK fitnesidir. Mezhepsizlik fitnesine karşı başta din alimleri olmak üzere tüm mezhep hassasiyeti olan Müslümanlar mücadele etmelidir. Ülkemizde mezhep çatışması olmayıp mezhep çatışması var gibi gösterilmesi kasıtlıdır. Amaç, mezhepleri devre dışı bırakarak insanları İslam’dan uzaklaştırmaktır.

Mezhepsiz olanlar, Ehli Sünnetin dışında olup dalalettedirler. Mezhep İmamlarımızı sıradan insan gibi görür ve üstünlüklerini kabul etmezler.

Mezhep İmamlarımızın ilmi seviyeleri çok yüksek olup aynı zamanda maneviyat ehlidirler. Bu büyük zatları sıradan insanlarla aynı seviyede görmek yanlış olur.

Bazı kendini bilmezler; “Ebu Hanife’de senin gibi benim gibi bir insandır,” diyerek İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretlerini küçük göstermeye çalışırlar.

Elbette ki, Peygamberler, evliyalar hepsi insandır. Mezhep İmamımız, İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri de bir insandır.

Behey adam! Elmas, yakut, zümrüt ve safir de taş; dağlardaki taşlarda taş! On binlerce kamyon taşın değeri bir gram elmasın yerini tutmuyor.

Peygamberler, salih kullar; elmas, yakut, zümrüt iken sen ben sıradan bir taşız!

İmam-ı Azam Ebu Hanife (ra) tabiindendir. Tabiin Ashab-ı Kiram Efendilerimizi görenlere denir. Tabiin, Asahab-ı Kiram Efendilerimizden sonra, ümmetin en üstünleridir.

Mezhepsizlerin çoğu cahil insanlar olup cahilliklerine bakmaz, Kur’an-ı Kerim’inden hüküm çıkarmaya kalkışırlar. Bunlara karşı çok uyanık olmalıyız.

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum