Köprü Hikayesi

 

Uzun uzun zaman önce memleketin birinde bir vadi içinde kurulu bir şehir varmış. Bu şehre giriş için eski bir taş köprüden geçmek şartmış. Köprüyü kimler yapmış, kaç asır önce yapılmış, bilende yokmuş merak edende. Ancak şehir için bu köprü oldukça hayati bir konumdaymış. Köprünün altından akan dere, ara ara taşkın ve sellere sebep olsa da, yüksek ayaklı köprüyü aştığını bilen yokmuş.

Şehri almak için gelenlere karşı köprüde savunma yapılır, o savunmayı aşabilen olmazmış. Şehir memleketin en zor alınabilecek şehirlerinden biri olarak da ünlüymüş.

Gözden düşmüş vezirlerden biri bu şehre Vali Paşa tayin edilmiş. Vadinin içinde, tek çıkışı köprü olan şehre gelen Vali Paşa, bir müddet ahali arasında dolaşmış, ahalinin yapısına, Sultana olan bağlılığına, halkın sebatına, çalışkanlığına, sabrına, feragatine, ferasetine, anlayacağınız her özelliğine bakmış. Yanındaki adamlarıyla da bu özellikleri tek tek bir tarafa yazmış.

Şehre kendine yakın bir Subaşı, onun gibi düşünen bir de Kadı tayin olunca, aklında var olan düşünceyi hayata geçirmeye çalışmış. En yakın adamları az biraz bekle Paşam demişler. Şehir tam olarak yanımızda değil. Seni sevdiler. İçlerindesin, yanlarındasın amma, bu seninle ortak hareket edecekleri anlamında değil. İşte tam o sıralarda onu azleden, son görevin o şehir, orada da rahat durmazsan alırım kelleni diyen Sultan ölmüş.

Sultanın dört tane oğlu varmış. Ulaklar en büyük kardeşin tahta geçtiğini, Sultanın en küçük oğlunun uzak bir diyarda olduğunu, diğer ikisinin de ağabeylerine karşı cephe aldıklarını ve bulundukları şehirlerde, hazırlık yaptıklarını bildirmişler. Vali Paşa, toplamış adamlarını ve demiş ki, ben en büyük kardeşten zerrece hazzetmem. En küçük şehzade onu da hiç görmedim, hiç bilmem. Lakin, Sultanın ikinci oğlunun bana sözü var. Madem ki, isyan bayrağını açtı, tez haber ulaştırın, yanında olduğumu. Onunla olursam yeniden Vezir olurum. Payitahta geri dönerim. Her birinizi de ihya ederim.

Adamları yanındayız Vali Paşam demişler. Ve İçlerinden bir heyet, Vali Paşanın namesini ölen Sultanın ikinci oğlunun bulunduğu şehre götürmüş. Paşanın adamları , Şehzadenin huzuruna çıkmışlar.

Şehzadem demişler Vali Paşam bu nameyi size gönderdi demişler. Şehzade mektubu okuyunca. Bilirdim benim yanımda olduğunu demiş. Vali Paşa çok önemli bir şehirdedir. Darda kalırsam yanına gelebilirim. Ancak ben Payitahta yürüdüğümde, onu da sizleri de yanımda isterim.

Vali Paşanın adamları Şehzadenin yazdığı nameyi de alıp uçarcasına geri dönmüşler.

Vali Paşanın sevincinden ayakları yere değmiyormuş. Tez hazırlık yapın demiş. Köprüye de en güvendiğiniz muhafızları yerleştirin. Anlaşıldı ki, bu şehir bu taht mücadelesinin kilit şehri olacak, köprü şehri olacak.

Yeni Sultan, Payitahttan gizlice çıkmış, gece yarısı bir hana inmiş, orada gençten biriyle bir saate yakın  görüşmüş. Gelen yine geldiği gibi çıkmış gitmiş handan…

Köprülü şehir ayda bir büyük bir pazara ev sahipliği yapar, memleketin her köşesinden ve uzak diyarlardan gelen kervanlar köprüden geçer, şehre girer, mallarını indirir, en fazla bir hafta kalır, ondan sonra şehri terk ederlermiş. Pazar oldukça sıkı denetlenmesiyle de meşhurmuş. Şüphe edilenlerin ardına adamlar takılır. Şehirden ayrılıncaya kadar takip edilirmiş.

Kervanlardan biriyle genç, tüccar giyimli birisi, şehrin en çok tanıdığı ve sevdiği Kervancı başıyla birlikte şehirdeki en meşhur hana inmiş. Kervancı başı bu genç demiş kardeşimin oğludur. Kardeşimi bilirsiniz, Uzak diyarlarda bilinmez bir hastalıktan sizlere ömür. Bu delikanlı benim öz be öz yeğenimdir. Beni nasıl biliyorsanız, onu da öyle bilin.

Handa bulunan Vali Paşanın adamları durumu anında Vali Paşaya iletmişler. Vali Paşa, çağırın o genci yanıma demiş. Yalnız Kervancı başını istemem. Gelirse de, kapının dışında beklesin, almayın içeriye…

Delikanlı muhafızların arasında, Vali Paşanın huzuruna çıkmış.

Vali Paşa, biz demiş Kervancı başını iyi tanırız. Senin gibi bir yeğeni olduğundan hiç söz etmedi. Doğruyu söyle kimsin sen? Ben mi demiş delikanlı, babam pek zengindi. Bilinmez devası olmayan bir hastalıktan öldü. Ondan kalan parayı yiyip bitirinceye kadar, deli-dolu bir hayat yaşadım. Beş parasız kaldım. Sokaklarda yattım. Çok aç kaldım.

Sonra geldi amcam beni o bataklıktan kurtardı. İyi satranç oynarım. İyi ata binerim. İyi kılıç kullandığımı da söylerler. Beni babamın dostları yetiştirdi. Anlayacağınız Vali Paşam, bir değişiklik olsun diye çıktım şehrinize geldim.

Param yok, unvanım yok, Amcam arada bir serseri diyor, doğru diyor. Halen serseriliğe devam ediyorum. Siz beni kim sanıyorsunuz ki…

Vali Paşa, senin sanatın falanda mı yok demiş…Delikanlı valla demiş, köprülerde çok çalıştım. Ustamdan köprü ustası icazeti de aldım. Esas köprünüzü merak ederim. Böyle bir köprüyü bugüne kadar ilk defa görüyorum. Köprü değil, efsane Vali Paşam. İşte icazetnamem. İzniniz olursa köprüyü görmek ve gezmek dilerim. Belki gün olur, böyle bir köprü inşa etmek bana da nasip olur.

Vali Paşa icazetnameye bir göz atmış ne görsün. Ünü sayısız diyarlara kadar erişmiş, ünlü bir köprü ustasının icazeti. Ustalık derecesinde de “Aliyyülâlâ” yazıyor.

Vali Paşa, sen demiş bana lazım olabilirsin. Gözümün önünden fazla ayrılma…Pazar dağılmış, Vali Paşanın isteğiyle köprü ustası genç şehirde kalmış. Delikanlı köprüyü bu arada enine boyuna dolaşmış, incelemiş. Neresinde ne var, ne yok, köprünün sırrı ne araştırmış.

Aradan birkaç ay geçmiş. Taht kavgaları sonucunda, Sultanın üçüncü oğlu, ağabeyine teslim olmuş. İkinci kardeş ise Vali Paşanın da desteğiyle, Sultanın ordusunu iki yerde yenilgiye uğratmış. Payitahta girmek için niyetleniyormuşlar ki, Payitahta yakın bir yerde iki kardeş arasında oldukça kanlı bir savaş daha olmuş. Sultanın ordusu, Şehzadenin ordusunu darmadağın etmiş. Ordu teslim olurken, Şehzade ve Vali Paşa gece karanlığında adamlarının maharetiyle kendilerini köprülü şehre dar atmışlar.

Kendilerine geldiklerinde Vali Paşa, üzülme Şehzadem demiş, bu şehre kimse giremez. Sana söz, kanımın son damlasına kadar senin Sultan olman için savaşacağım. Şehzade de, sen demiş benim Vezirim olacaksın, bu memleketi birlikte yöneteceğiz.

Sultan çok geçmeden, şehrin önlerine gelmiş. Bakmış ki, önünde taştan bir köprü. Köprüyü geçmek neredeyse imkansız. Ancak yine de şehri kuşatmış. Kardeşine de, teslim olması için bir heyet göndermiş. Heyet başı, Şehzadem demiş, Vali Paşayı bize teslim edin, sizde istediğiniz yere gitmekte serbestsiniz. Çıbanın başı o, sizi kışkırtan o! Niyeti sizi Sultan falan yapmak değil, memlekete Sultan olmak. Şehzade o benim Vezirim demiş, onu da bu şehri de size teslim etmiyorum.

Heyet gittikten sonra, Vali Paşa köprü ustası delikanlıyı çağırmış. Bize demiş bir çıkış yolu bul. Köprüden Sultan geçemesin, ancak o köprü bizim kurtuluşumuz olsun.  Bu köprüyle ilgili bir gizli geçit efsanesi var onu da bir araştır. Şehzade bu genç demiş neden bana hiç yabancı gelmedi. Sanki tanıyor gibiyim. Amma kim?

Vali Paşa köprü ustası gencin yanına en güvendiği üç adamını vermiş.  Delikanlı, köprüye geldiklerinde adamlara ben demiş, gizli geçidi buldum. Bu geçit, Sultanın ordusunun bulunduğu yere çıkıyor. Bu geçidi kullanan kaleye rahatlıkla girebilir. Ve Sultan bu şehre girmeli. Adamlar sen hainsin demişler. Yok demiş delikanlı ben hain falan değilim. Ölen Sultanın en küçük oğluyum. Sultan Ağabeyimle bizim analarımız bir. Beni bir ağabeyim tanır, çok az da Vali Paşayla birlikte olan ağabeyim. O da hatırlamaz bile. Şimdi ya benimlesiniz, ya da, siz bilirsiniz demiş çekmiş kılıcını. Adamlardan ikisini saf dışı bırakmış. En son kalan tamam Şehzadem demiş ben seninle geliyorum.

Ertesi sabah gün ağarmaya başladığında, şehirde yaşayanlar birde bakmışlar ki, Sultanın askerleri şehirde dolaşıyorlar. Vali Paşa ve Şehzade ne olduğunu anladıklarında her ikisi de yakalanıp Sultanın huzuruna getirilmişler. Sultanın yanı başında birde bakmışlar ki köprü ustası olan genç.

Şehzade seni şimdi bildim demiş. Sen bizim en küçük kardeşimizsin.  Sultan alın bunların ikisini, bir daha gözüme gözükmesinler demiş. Anlatırlar ki, o ikisini bir daha ne gören olmuş, ne duyan, nede onlardan bir haber alan.

Şehir şehire, Sultan Sultana, Şehzade Şehzadeye, Köprü köprüye, geçit geçide, köprü ustası köprü ustasına, heyet heyete, Kervancı başı Kervancı başına, Vali Paşa Vali Paşaya benzer…

Bir kıssadır anlatılan. Her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikayede, anlatılanlarla bir benzerlik var ise, tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya, ne de alınganlık göstere…

Sürçü lisan eylediysek affola…

Bir daha ki sefere daha güzel bir hikaye anlatırız inşallah…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.