Erol Sunat

Erol Sunat

Muamma Hikayesi

Muamma Hikayesi

Uzun uzun zaman önce memleketin birinde Payitahta yakın duran bir şehir varmış. Bu yakın durmak, bazı Vezirlerin, söz sahibi olan insanların ara ara bu şehirden olması ile alakalıymış. İşin içine akrabalıklar da girince, Vezire yakın, Beylere yakın, Ağalara yakın akrabalarda türemiş. Ve tabi ki akrabalar arasında değişik ve acayip bir yarış varmış.

Kimi bu işe muamma diyormuş. Ve bu muammanın yani bilmecenin, yani anlaşılmaz işin nereye varacağını kestiremiyormuş.

Beylerden birinin dayısı hastalanmış. Hemen şehrin şifahanesine götürmüşler. Hekimler toplanmış adamın başına.

Vezirin akrabaları onun hastalığı yalandan demişler. Bizim anamız üç gün şifahanede de yattı ya, dayı da nispet yapmak için en az beş gün yatar artık.

Şehrin en büyük Ağasının akrabaları da girmişler devreye. Adam demişler turp gibi. Şifahaneye değil de düğüne gider gibi gitti. Bu hastalık hikayeleri de artık bıktırdı. Hastalıktan bile istifade edilir mi diye başlamışlar konuşmaya.

İşte tam bu kargaşada, sur dibinde oturan bir delikanlı, sırtına almış babasını getirmiş şifahaneye.

Şifahanenin kapısında görevli dur bakalım demiş, nereye gidiyorsun, burası yolgeçen hanımı? Şifahane arkadaş burası…

Delikanlı babam demiş ölmek üzere, bende hana, hamama gelmedim. Şifahaneye geldim. Yok mu babama bakacak bir Hekim?

Hekimler beyimizin dayısının başında, yatır babanı şu yatağa, haber edelim demişler.

Delikanlı ben demiş bazı Hekimleri tanırım. Bırakın da geçeyim. Geçmiş içeri Bakmış ki, Hekimler Beyin dayısının başında. Dayı neşeli, yataktan doğrulmuş. Keyfi yerindeymiş.

Delikanlı, Hekimler demiş, babam ölmek üzere, biriniz bakmayacak mı? Beyin Dayısı, biriniz bakın demiş, yarın adımızı iyi anmaz bu delikanlı.

Hekimlerden biri, delikanlıyla çıkmış dışarı. Ne yaptılarsa delikanlının babası kendine gelmiyormuş. Hekimlerden birkaçı daha gelmişler hastanın başına. Yaşlı adam üç gün sonra gözlerini açmış.

Beyin Dayısı, benim hastalığımın ne olduğu muamma diyormuş. Şu gördüğüm muameleyi de unutmam. Kalkmış yatağından kimmiş o adam diye girmiş odaya. Delikanlının babasını görünce, Hekimler demiş bizi yalnız bırakın. Delikanlı sende çık demiş.

Herkes dışarıya çıkınca, Beyin dayısı, söyledin mi demiş gerçeği. Çocuk biliyor mu? Adam yok Beyim demiş. Çocuk kim olduğunu bilmiyor. Dayı hah şöyle demiş. Bilmesin. Bey, bu mevzu çözülemeyen bir muamma olarak kalsın demişti. Zaten böyle bir muammayı çözmek demek, birçok insanın ölmesi demek. Yol yakınken, iyiyken çıkın gidin şifahaneden. Bir daha da bu delikanlıyı gözümün önünde görmek istemem. Al şu altınları, çıkın gidin bu şehirden.

Dayı odadan çıkınca, delikanlı girmiş babasının koluna çıkmışlar şifahaneden dışarı. Babası, oğul demiş, bu şehir artık bize göre değil. Yarın ilk kervana katılıp buradan çıkıp gidelim. Neresi olursa. Kervan nereye giderse. İnan önemli değil.

Delikanlı düşünmüş kalmış. Ancak itiraz da etmemiş. Babam demiş, buradaki Hekimlerden biri çocukluktan arkadaşım olur. Hiç değilse ona veda edeyim, hem de senin durumunu son defa bir sorayım.

Babasını eve bırakıp, şifahaneye tekrar gelmiş. Arkadaşını sormuş. Beyin Dayısının yanında demişler. Delikanlı o odaya yönelmiş. Bakmış ki, odanın kapısı aralık ve içeriden sesler geliyor. Konuşmalarda kendi adı geçince de sessizce odanın kapısına gelmiş ve dinlemeye başlamış.

Beyin Dayısı, bak Hekim demiş, o arkadaşın olacak çocuk, senin de bildiğin gibi Beyimizin oğlu. Anası gözden düşen bir Beyin kızıydı. Sınır şehrinde yaşıyormuş. Delikanlı şifahaneye getirdiği adamı babası sanıyor. Aman ha hiçbir şey bilmesin. Beyimizin ondan başka oğlu yok. Beş tane kızı oldu. Çocuğun öldüğünü sanıyor. Yaşadığını öğrenirse ben dahil hiç birbirimize acımaz. Aman ha.

Delikanlı sessizce geldiği gibi çıkmış gitmiş Şifahaneden. Baba dediği yaşlı adamın yanına varmış. Babam demiş, gitmeden önce bana anlatacağın bir şeyler yok mu? Yaşlı adam demek ki bir şeyler öğrendin demiş. O zaman neredeyse hiç vaktimiz yok. Hemen atlarına atlamışlar çıkıp gitmişler şehirden.

Delikanlı ve Yaşlı adam on gün kadar sonra sınır şehrine gelmişler. Delikanlı hiç bilmediği anasının kapısının önüne varmış yirmi yıldan sonra. Yaşlı adam yol boyunca her şeyi anlatmış delikanlıya .ne biliyorsa her şeyi. Delikanlı çalmış anasının kapısını. Kapıyı genç bir kız açmış. Delikanlı kadının ismini söyleyince benim anam olur demiş. Durunda çağırayım. Az sonra orta yaşlarda bir kadın görünmüş kapıda. Kadın bir yaşlı adama bakmış bir de delikanlıya. Oğlum demiş ağlayarak, demek beni buldun ha…Bu kız demiş senin ikiz kardeşin. Beye, kızın sağ, oğlun öldü dediler. O dayısı olacak seni bu adama verdi.

Kendi oğlu Beyin yerine geçsin istiyordu. Öyle bir muamma hazırladılar ki, işin içinden kimse çıkamaz artık. Yaşlı adam o kolay demiş. Ben Beye bu hikâyeyi anlattım. Delikanlı anasını görsün diye de buraya geldim. Beyimiz oğlunu da biliyor, kızını da. Dayısının neler yaptığını da…Hepinize söz, bu muammayı el birliği ile çözeceğiz.

Bakın ne yapacağız diyerek başlamış anlatmaya…

Bir ay kadar sonra, Bey konağında kendine yakın insanları toplamış. Dayısını da baş köşeye oturtmuş. Dayısının oğlunu da çağırtmış. Sende demiş görebileceğim bir yerde otur. Dayısı içinden işte beklediğim an demiş. Oğlumun başına devlet kuşu kondu konacak.

Aradan bir yarım saat kadar zaman geçmiş. Beyin adamlarından biri gelip Beyin kulağına bir şeyler söylemiş. Bey, bırakın gelsinler demiş.

Beyin makamının kapısı açılmış içeriye o şehirden aniden çıkıp giden yaşlı adam ve delikanlı girmiş. Bey sormuş, sana kim derler yaşlı adam demiş yanındaki kim?

Yaşlı adam Beyim demiş, ben bu şehrin yerlisi taş işçisiyim. Şehrin yenilenen surlarını yapan ustalardan biriyim. Bu delikanlıya gelince. Bu delikanlı benim oğlum değil. Bana emanet bir çocuktu. Bu delikanlı senin öp öz oğlundur. Öldü denilen hanımın ve bu delikanlının ikizi kızın da buradalar.

Bey ayağa kalkmış, tam o sırada dayının oğlu çekmiş kılıcını, beni demiş yok sayamazsın. Bey olmak benim hakkım. Şu sefil taş ustası çırağı değil demiş. Delikanlı da çekmiş kılıcını.

Bey durun demiş. Bu işin yeri burası değil. Çıkın avluya. Kim galip gelirse varisim odur. İki genç inmişler avluya. Dayı, benim oğlumla boy ölçüşecek bir yiğit daha yok bu şehirde demiş. Şu taş ustası bu delikanlıyı ne kadar yetiştirmiş olabilir ki. Beyin en usta savaşçısı, o delikanlıyı ben yetiştirdim demiş. Onu da yenebilen henüz çıkmadı. Bu arada Bey, dayısını yakalatmış elini kolunu bağlatmış. Sen demiş fitnenin başısın. Bu meseleyi kendi çıkarın için muamma haline getirende sensin.

İki genç avluya inmişler. Kılıçlar çarpışırken delikanlı öyle bir hamle yapmış ki, Dayı oğlu kılıcını düşürmüş. Ardından hırsla hançerini çekmiş saldırmış. Delikanlının kılıcı havada keskin bir kavis yapıp, Dayı oğlunun hançer tutan elini hançerle birlikte kesip almış.

Sonra ne mi olmuş?

Şehir şehire, Bey Beye, Delikanlı delikanlıya, yaşlı adam yaşlı adama, Dayı Dayıya, Dayı oğlu dayı oğluna, şifahane şifahaneye, Hekim Hekime, Ana anaya, kız kardeş kız kardeşe, ahali ahaliye benzer…

Bir kıssadır anlatılan. Her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikâyede, anlatılanlarla bir benzerlik var ise, tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…

Sürçü lisan eylediysek affola…

Bir daha ki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Erol Sunat Arşivi
SON YAZILAR