Erol Sunat

Erol Sunat

SÖZÜNDE DURANLARDAN OLMAK!

SÖZÜNDE DURANLARDAN OLMAK!

Anadolu halk irfanı öyle özlü, öyle yerinde ve öyle etkileyici deyişlere sahiptir ki, o deyişler insanı kendine getirir, kendine döndürür, düşündürür, yanlış yapıyorsa yanlıştan döner, bir uçurumun kenarındaysa, aklı başına gelir, kurtulmaya çabalar.

Halkın irfanına dudak bükenler,  aldırmayanlar, kendini akıllı sayıp, halkı, cahil, yol bilmez, iz bilmez, söz bilmez zannedenler,

Yanıldıklarını her nedense anlamak istemezler!

Özlü sözlerimiz, atasözlerimiz, deyimlerimiz binlerce yılın getirdiği tecrübeden, sınanmadan süzülerek gelen altın değerinde, kulaklara küpe yapılacak, hatırlanacak, unutulmayacak, düstur edinilecek sözlerdir.

Bir zamanlar; “Sözümüz sözdü, sözümüz senetti, söz verdik mi, akan sular dururdu” o sözlerin sahiplerinin, verdikleri o sözler altından çok daha değerliydi.

Falanca söz verdiyse, hiç korkma, onun sözünden döndüğü bu güne kadar görülmedi denmesi hem meşhurdu, hem de söz verilen, aklına zerre kadar olumsuz bir düşünce getirmezdi.

Bilirdi ki, söz verenin sözü, öldükten sonra da geçerliydi. O insanların evlatları, babalarının verdiği sözü yerine getirmekte tereddüt etmezlerdi!

O söz verenler, verdikleri sözlerden hiçbir zaman dönmediler. Sözlerinin eri oldular.  Öyle anıldılar ve halen öyle yad ediliyorlar!

Ya şimdi?

Sözün bir saat bile geçerli olmadığı, iplere unlar serildiği, sündürüldüğü, tutulmadığı, mazeretlerin ardına sığınıldığı, yerine getirmemek için sürekli ötelendiği,

Söz vermiştin, bu nasıl söz vermek, nasıl dönersin sözünden denildiğinde ise,

Verdiysem verdim, şimdi de,  vazgeçtim diye, hiddetli, öfkeli ve küfürle karışık, karşılıkların alındığı,

Haksız olanların, haksızlık yapanların, sözünde durmayanların,

Üstüne üstlük taraftar ve yandaş bulduğu dönemleri yaşıyoruz!

 

YALANCININ MUMU YATSIYA DEĞİL, ÖLENE KADAR YANIYOR!

Doğru, bildik bileli her zaman doğruluğu ve dürüstlüğüyle anılmış olsa da, doğru söz söyleyenlere ve doğrulara tahammülümüz yok!  

Yalancılar, yalanları doğru gibi söylediğinde,

Adamın yalan söylediğini biliyorum,

Yalanları bile hoşuma gidiyor,

Ne güzel yalan söylüyor diye hoş gördüğümüzü gelin saklamayın!

Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovanlar,

Sahip çıkmayanlar, destek vermeyenler,

Allah hakkı için doğru insandı,

Dürüsttü, namusluydu demeyi,

Ölüm döşeklerine saklamanın gafletinden vazgeçemiyorlar.

Yalancıların mumu artık yatsıya kadar değil,

Ölene kadar yanmaya devam ederken,

Yalancıları savunanlar, önüne siper olanlar,

Onların yanında olmak, onların çevresinde yer almak için,

Adeta ölüp gidiyorlar!

 

KİM KİMİ ALDATDIĞINI DÜŞÜNÜYORSA, ALDANAN KENDİSİDİR!

İnsan insana güvenemeyecek mi? İnanamayacak mı? Dostluk gibi, arkadaşlık gibi erdemler nerelere kayboldular?

Kim kimi aldattığını, kandırdığını düşünüyorsa, aldananda, kananda kendisidir diyen büyüklerimizin sözlerini ne çabuk unuttuk!

Biz olumlu ve güzel işler yapma niyetinde olana, kendini bu konuda ispat edene, sözün gelişi hayranlık duyar, o hayran olunanın yıldızı parladığında, dolduruşların ve tahriklerin kurbanı olarak, bir anda düşman kesiliriz.

Kıskançlık gibi, çekememezlik gibi karışık duygular sarıverir benliğimizi!

Bütün ayrılıkları, gayrılıkları, pürüzleri, sen-ben ayrımcılıklarını sona erdirmeyi ister görünür, aradaki uçurumlar daha da açılsın diye yapıcı ve olumlu görünmenin ardına sığınıp, yolunda giden ne varsa içten içe yıkıp geçmenin hesapları yaparız! 

İşlerin düzgün gitmesi nedense bazılarımız rahatsız eder!

Verdiğimiz sözlerden döner, huzura açılan kapıları kapatır, yollara dikenler ve karaçalılar diker, engebeler, tümsekler, çukurlar açarız!

 

SÖZÜMÜZDE NEDEN DURAMAYIZ HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?

Nedendir bilinmez,  iyiden, doğrudan, güzelden ve mutlu olmaktan yana olan cümle yaklaşımlara isyan bayrakları açan bir görünüm içerisinde kendimizi buluveririz.

Dilimiz uyar gözükse de,  gönlümüz uymaz! Sözümüzde neden duramayız hiç düşündünüz mü?

Neden, niçin, nasıl soruları neden beynimizde fır döner? Kıskançlıktan olabilir mi?

Bizden bir adım önde olanı, bizden daha kabiliyetli ve nitelikli olanı neden kabullenemeyiz? 

Hele ki, birde yanımızda bu işleri kaşıyanlar, tahrik edenler, kışkırtanlar, senin neyin eksik diyenler varsa!

Allah vergisi yetenekleri görmezden gelmek,

O yetenekleri işlemez hale getirmek için yapmadığını bırakmamak,

O başarılı insanların sergileyeceği ve insanlara faydalı olacağı iş ve hizmetlerden toplumu mahrum bırakmak gibi çılgın düşüncelerin içinde buluruz kendimizi. Keşke hasetlik-fesatlık edeceğimize, imrenmiş olsaydık!

Çünkü, o engellediklerimiz, bizim hayal edemediklerimizi yapmışlar, yapmak isteyip de başaramadıklarımızı başarmışlardır.

 

“SÖZ OLA AĞULU AŞI,  YAĞ İLE BAL EDE BİR SÖZ” 

Zoraki gülenlere, gülüyormuş gibi yapanlara, her haliyle memnuniyetsizliği yüzüne vuranlara iyi dikkat edin!  Edin ki, kimsenin kimseye tahammülü olmadığını, hoşgörüsü, sevgisi ve saygısı bulunmadığını görün!  

Birbirine kol kanat germenin, düşeni yerden kaldırmanın,  neden olmadığını, neden kalmadığını daha iyi anlayın! 

Herkes mutlu, mesut olsun, huzur içinde yaşasın, hep birlikte hareket edelim, birlikte daha güzel işlere imza atalım diyenin kuyusunu kazıyoruz, kulplar takıyoruz, tepelerden bakmakla boyumuz bir karış büyüdü zannediyor, yere çakıldığımızda, kendimizden değil, başkasından bilme açıkgözlülüğüne sığınmayı marifet sayıyoruz!

Ortak akıl diye ahkam kesen kesene, ortak karar vermek, ortak karar almak, bir konu hakkında ortak bir düşünce geliştirmek, ortaklaşa bir şeyleri başarmak, ortak hareket etmek var mı?

Nerede o günler?

Oysa, şehrimizin kendine gelmesi için, el ele verilmesi, bir ve beraber olunması, olmazsa olmazların en başında geliyor, dahası başka bir çare de yok!

Yunus Emre, bundan yaklaşık sekiz asır öncesinde;  “Söz ola kese savaşı,  / Söz ola kestire başı, / Söz ola ağulu aşı, / Yağ ile bal ede bir söz”, demiş, demiş amma biz o sözleri, işimize gelmediği için her nedense unutuyor, aklımıza gelse de dikkate almıyoruz!

Üç günlük dünyada bölüşülemediğimiz ne? Paylaşamadığımız ne?

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Erol Sunat Arşivi
SON YAZILAR