1. YAZARLAR

  2. Mustafa Balkan (Tarih Yazıları)

  3. SÛFÎSİN VE BUĞDAY FİLMİ ÜZERİNE…
Mustafa Balkan (Tarih Yazıları)

Mustafa Balkan (Tarih Yazıları)

Yazarın Tüm Yazıları >

SÛFÎSİN VE BUĞDAY FİLMİ ÜZERİNE…

A+A-

TARİHE YOLCULUK 278

 

Konya Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından ilk defa bu sene düzenlenen ve geleneksel hale getirilecek olan Sûfî Sinema Günleri (SÛFÎSİN) her yönüyle güzel düşünülmüş ve gayet güzel bir şekilde organize edilmiş bir proje.

Bu projede emeği geçen başta İl Kültür ve Turizm Müdürü Abdüssettar Yarar’a, KTO-Karatay Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bayram Sade’ye, NEÜ Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Şeker’e, Konya Büyükşehir Belediyesi’ne ve diğer kurum ve kuruluşlara teşekkür ediyorum.

Bilim kurgu ile drama filmlerini seven bir insan, gazeteci ve yazar olarak Sufi Sinema Günleri’nde gösterilen filmler arasında en hoşuma giden film BUĞDAY oldu. Yönetmenliğini Semih Kaplanoğlu’nun yaptığı ve ödüller de alan siyah beyaz sinema filmi olarak Buğday, Torku’nun sponsorluğunda bizi Konya’da bir gezintiye de çıkarıyor. Konya’nın en güzel yer ve bölgeler ile mekânlarında çekilen Buğday filmi, Konya’yı tanımak ve tanıtmak adına en başarılı bulduğum filmlerden biri olmuş. Semih Kaplanoğlu’na, böylesine güzel ve doğru bir tercih yaptığı için ne kadar teşekkür etsek az. Çünkü beyaz perde ve beyaz ekran, küresel propaganda aracı olarak meramınızı dünya insanlığına anlatma açısından hiç de yadsınamayacak kadar büyük bir güç demektir.

Böylesine büyük bir gücün farkına varan “Torku” markası de teşekkürü hakediyor. Sinemanın gücüne farkeden bir başka kurumumuz ise Diriliş Karatay’a imza atan KTO-Karatay Üniversitesi’dir. Dileğim odur ki, bu şehrin varlıklı insanları ile kurum ve kuruluşları da sinemanın gücü adına beyaz perde ve ekranlara, Konya’nın manevî şahsiyetlerinin hayat hikâyelerini aktaracak sinema filmi senaryoları ile en iyi yönetmenleri harekete geçirecek güzel projelerin altına imza koyarlar. Hayatı belgesel olarak filme aktarılacak o manevî şahsiyetler arasında Mevlâna Muhammed, Sadreddîn Konevî, Hacı Veyiszade Mustafa Kurucu, Lâdikli Ahmed Hüdaî, Horasan erenlerinden Seyid Harun Velî, Konya Fatihi Kutalmışoğlu Süleyman Şah, 1. Alâeddin Keykubâd, Sultan Melikşah ve benzerleri…

bugday-grain-filmloverss.jpg

HAY’DAN HÛ’YA GİDEN BİR SİYAH BEYAZ ÇİZGİ…

Çekimleri dünyanın en büyük kervansarayı olan Sultanhanı’nda, Beyşehir Gölü’nde, Maden Şehri’nde, Meke Gölü’nde ve daha başka yer ile mekânlarda yapılan Buğday filmi mistik bir film.

“Hay” dendiğinde elektrik ve dolayısıyla lambaya hayat veren bir kültür ve dini inanca sahip Müslümanlar olarak “Hû” dendiğinde lambanın söndüğü bir ortamdan “Hay’dan gelip tekrar Hû’ya” döneceğimizi bir başka anlatımla ifade eden bir film, şimdiye kadar hiç izlediniz mi?

Buğday filminde adı “Cemil” olan karakter oyuncu, bize, bunu gayet güzel anlatıyor. Bir yerde bu filmde Mevlevî kültürü ve değerlerine de işaret var. Mevlevî dervişleri de birbirlerine lambayı yak yerine “Lambayı uyandır”,  lambayı söndür yerine de “Lambayı dinlendir” diye hitabederler. Bu filmde lambayı uyandırmanın şifresi “Hay”, lambayı dinlendirmenin şifresi de “Hû” oluyor. Uzayı /fezayı fethetmenin şifresinin de; en güzel zikir olan “Lâ ilaheillâllah” kelâmında saklı olduğu gibi.

Gösterime girdiği 24 Kasım 2017 tarihinde Buğday filmi, çekildiği şehir olarak Konya sinemalarında ne yazık ki gösterilmedi. Bu sebeple 154 dakikadan oluşan Buğday filmini seyredememiş ve hakkında bir fikir sahibi olamamıştım. İlk defa sinemamızda ciddi bir emekle hazırlanmış distopya filmi izledim diyebilirim. Kökeni eski Yunancaya dayanan distopya “gelecekte olabilecek olumsuz toplumları tanımlamak” için kullanılan “kötü” ve “yer” anlamında bir kelime. Siyah-beyaz bir bilimkurgu izliyor olmak başlangıçta seyredenlere sıkıcı geliyor gibi bir izlenim veriyor olsa da, Buğday’ın ilerleyen dakikalarında sanki kendinizi filmin içinde gibi hissediyor ve özünüzü buluyorsunuz. Filmin özü şu: Belirsiz bir zamanda, belirsiz bir yerde insanlığın mahvettiği tabiat üzerinden yeni bir hayat kurma çabası içerisinde olan insanlar, yapay tohumlar aracılığıyla en iyi ürünü elde etmeye çalışıyorlar. Nüfusun büyük çoğunluğunun yaşadığı gelişmiş yapıdaki şehre, civar bölgelerin bütün imkânlarının seferber edilmesi ve hatta toprağının bile taşınması sonucu, şehirde yeni bir düzen kuruluyor. Asit yağmurları, bulaşıcı hastalıklar ve yeşermeyen tohumlarla insanlığın geldiği/gelebileceği noktanın korkunçluğunu gözler önüne seren Buğday, yaşanabilir bölge ve yasak bölge arasındaki ayrımı da izleyicisine  başarılı görüntü yönetimi eşliğinde sunuyor. Yasaklı bölgeye geçiş yapıldığında film aniden anlatı yapısını 180 derece değiştirerek “Sır Kapısı” hissiyatına bürünen tasavvufi bir anlatıyla sizi bir başka gelişime doğru götürüyor. Bu değişim öyle ani oluyor ki, seyirci birdenbire başka bir film izlemeye başladığını dahi düşünebiliyor.

Buğday filminde cihânşumül/evrensel kurtuluşu İslâm’da bulan Kaplanoğlu, Cemil aracılığı ile insanlığa şu soruyu soruyor; “Siz hâlâ kanıt mı arıyorsunuz?”

 

YARIN: “Aslan Mustafa’m”lı Bozkır’a hoş bulduk…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT