Konya'da unutulan gazeteciler ve kaybolan vefa


Bir zamanlar gecesini gündüzüne katıp haber peşinde koşan emektar gazeteciler, meslekten uzaklaşınca sessizliğe terk ediliyor. Teknolojinin hızla değiştirdiği basın dünyasında asıl kaybolan şey ise gazetecilikten önce vefa oluyor.

Bir zamanlar aynı masada oturduğunuz, aynı yağmurun altında haber kovaladığınız, gecenizi gündüzünüze katıp omuz omuza çalıştığınız dostlarınız, arkadaşlarınız vardı.

Ve o günler o arkadaşlar gerçekten meslek hayatınızda yaşanan en güzel günler en güzel dostluklardı. Ve o günlerde herkes birbirine abi, dost, usta, meslektaş derdi.

Haber merkezlerinde daktilo sesleri, telsiz anonsları, son dakika telaşları arasında insanlar birbirine sadece meslektaş değil, yol arkadaşı olurdu. Bir habere birlikte gidilir, bir acı birlikte paylaşılır, bir başarı birlikte kutlanırdı.

Gazetecilik sadece ekmek kapısı değil, aynı zamanda bir hayat biçimiydi. Çünkü o yıllarda gazeteciler birbirinin omzuna yaslanmayı, zor gününde yanında durmayı bilirdi.

Bugün ise birçok emektar gazeteci sessizce unutulmuş durumda. İlk zamanlar birkaç telefon gelir… Abi nasılsın? Özledik seni denilir. Sonra aramalar seyrekleşir. Arayan olmaz, aradığın orda olmaz! Ve gün gelir telefon tamamen susar. Çünkü bazı insanlar için vefa, sadece kalabalık masalarda birkaç saatliğine sarfedilen güzel sözlerden, anlatılan anılardan ibarettir.

Tabi bu sitemde istisnalar hariç. Bu gün o kaybolan vefayı bırakmayan çok güzel isimler var. Onlara da haksızlık etmemiş olalım.

Oysa bizim yetiştiğimiz kuşak öyle değildi. Bizden öncekiler bize sadece gazeteciliği öğretmedi. Bir büyüğün kapısını çalmayı, hal hatır sormayı, ahde vefayı, dostluğu, insanlığı öğretti. Haberin peşinden koşarken bile insan kalabilmeyi öğretti.

Bir dönem şehirlerin nabzını tutan, kamuoyunu bilgilendiren, gecenin ayazında bir haber uğruna kilometrelerce yol giden insanlar, meslekten uzaklaşınca adeta görünmez hale geliyor.

Oysa gazetecilik, yalnızca aktifken alkışlanan bir meslek değildir. Gerçek vefa, mikrofon sustuğunda, basın kartı çekmeceye kaldırıldığında gösterilir.

Ne yazık ki günümüz basın dünyasında hız arttıkça insan ilişkileri yavaşlıyor, eksiliyor. Hazır haberlerin, sosyal medya paylaşımlarının, yapay zekâ destekli içeriklerin arasında eski gazeteciliğin emeği, sokak kültürü ve insan hikâyeleri giderek kayboluyor.

Oysa bizler haberin kokusunu sokakta alan bir kuşağın emektarlarıydık. Yağmurun altında not tuttuk, gece yarısı olay yerine koştuk, bazen bir fotoğraf için saatlerce bekledik, bir fotoğraf alabilmek için başımıza gelmeyen kalmadı.

Haber merkezine dönünce sadece haberi değil, bir hayatı bir hikayeyi taşıdık.

Kim ne derse desin, en zor gazeteciliği biz yaptık. Hazır haberlerin, yapay zekanın, kopyala-yapıştır düzeninin olmadığı zamanlarda, yağmurda, çamurda, gecenin bir yarısında haber peşinde koşarak yaptık bu mesleği.

Bir telefon hattından gelen metni haber diye servis etmedik. Sokağı bildik, insanı tanıdık, ayakkabı eskittik. Belki kıymetimiz gerektiği kadar bilinmedi. Belki arayan soran azaldı.

Ama yine de yılların emeğini taşıyan o basın kartını gururla cebimizde taşımaya devam ediyoruz. Çünkü gazetecilik bizim için sadece bir meslek değil, bir ömür meselesiydi.

Bugün genç gazetecilerin çoğu belki bu isimlerin birçoğunu tanımıyor. Ama Konya basınına yıllarını veren o insanlar, bu şehrin hafızasında derin izler bıraktı. Çünkü bazı insanlar gazetecilik yaptı, bazıları ise gerçekten gazeteci olarak yaşadı. (Bu isimlerde mutlaka eksiklerim vardır. Destek olan olursa da sevinirim.)

Aramızdan ayrılan meslek büyüklerimizi rahmetle anıyorum.Bir çoğu bizim ustamız dediğimiz isimler bir çoğu ustamızın ustaları kalanlarda bizim jenarasyon.

Adil Gücüyener, Ali Akgül, Ali Göğeri, Abdullah İleri, Abdullah Sur. Cahit Özdemir, Erol Tokay, Esat Duysak, Feyzi Halıcı, Galip Yenikaynak. Halil Uslu, Hanefi Aytekin, Hasan Hüseyin Tanrıverdi, Hasan Kayımkaya, Hikmet Akkuş, İbrahim Sur, İbrahim Yıldırım, İhsan Kayseri, İsmail Çelik.

Koray Ekener, Mehmet Gazel, Mehmet Vural, Mehdi Halıcı, Muhtar Bedir, Mustafa Ataman, Mustafa Ertaş (Anayurt), Mustafa Ertaş (Öğretmen), Mustafa Şenyurt Özbay, Nizamettin Yetişen. Orhan Berk, Orhan Samur, Ömer Altay, Ömer Karadeniz, Ömer Özkul, Rıdvan Bülbül, Rıza Poçan.

Sabri Altun, Selahattin Alpay, Selçuk Yelli, Servet Arıcıoğlu, Seyit Küçükbezirci, Soner Çimen, Suat Abanazır, Şenol Demirbaş, Tahir Bozkır, Ünal Gücüyener, Veyis Ersöz ve Yurdanur Alpay.

Allah hepsine rahmet eylesin. Mekânları cennet olsun.

Bir de çeşitli sebeplerle meslekten uzaklaşan, başka işlere yönelen, hayat mücadelesi içinde gazeteciliği geride bırakmak zorunda kalanlar var. Belki bugün farklı sektörlerde çalışıyorlar ama bir kez gazetecilik ruhunu taşıyan insanın içinde o heyecan hiçbir zaman tamamen sönmüyor.

Abdullah Soyer, Abdullah Yıldırım, Ahmet Atılgan, Ahmet Bozdam, Ahmet Kalender, Ahmet Yenikaynak, Ali Düz, Ali Özcan, Aşır Arıcı, Behzat Altunbaş, Cemal Mekan, Ebru Alagöz, Esat Ayar, Fehmi Mıngır, Faruk Memoğlu.

Hamit Serkan Çonkır, Hasan Altuntepe, Hasan Basri Kavak, Hasan Kaya, Hayri Solmaz, İrfan Gök, İrfan Şeker, Kerem Pulgat, Koray Efeoğlu, Mahmut Sami Uysal, Mehmet Aslan Karakuş, Mehmet Gülüm, Mehmet Emin Yılmaz, Mehmet Soycan.

Mukaddes Tanrıverdi, Mustafa Alagöz, Mustafa Alakır, Mustafa Ayaz, Mustafa Gül, Necati Çoban, Nuri Atabey, Osman Avanoğlu, Saim Elmas, Serap Taştekin, Serdar Gürel, Serkan Dokudur, Seyit Ali Gülcan, Süleyman Alagöz, Tahir Kalfazade, Tekin Gürel, Tevfik Sezen, Tijen Çalık, Uğur Altun, Ümit Ciddi, Yakup Yeni, Yadigar Güneş, Yasin Duysak, Yavuz Selim Tosun ve Züveyr Durmaz…

Belki bugün aynı haber merkezlerinde değiller ama her biri bu mesleğin bir dönemine tanıklık etmiş, bu şehrin basın tarihine bir satır bırakmıştır. (İsimler konusunda eksiğimi tamamlayan destek olan Mustafa Güden’e teşekkür ederim)

Çünkü gazetecilik sadece haber yazmak değildir. Bazen bir şehrin hafızası olmak, bazen bir annenin gözyaşını duyurmak, bazen bir haksızlığın karşısında dimdik durabilmektir. Ve en önemlisi, insan kalabilmektir.

Bugün hala eski bir basın kartına baktığında gözleri dolan insanlar varsa, bilin ki o kart sadece bir kimlik değil, bir ömrün, bir mücadelenin, bir adanmışlığın simgesidir.

Unutulan gazeteciler değil aslında. Asıl kaybolan, vefanın kendisi oluyor zamanla.

Evet…
Gidenler de burada, kalanlar da… Bu mesleğe emek verenler de burada, emeği unutulanlar da…
Bu mesleğe gönül verenler de burada, o gönlü kırılanlar da… Kalemiyle iz bırakanlar da burada, kalemi kırılanlar da… Unutulanların ardından bakanlar da burada… Yarın unutulacak olanlar ise çoktan sırada… Kalın sağlıcakla.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Ali Sait Öge Arşivi

Gelenekleri kurban etmeyelim

19 Mayıs 2026 Salı 13:01

Cenaze evine gitmenin adabı...

13 Nisan 2026 Pazartesi 19:43

Ben mesleğimi özledim…

10 Ocak 2026 Cumartesi 10:39

Eski dostları görmek güzeldi…

07 Ocak 2026 Çarşamba 12:14

İsimsiz kahramanlar…

18 Kasım 2025 Salı 14:17