BAŞKAN ALTAY; BU DÖNEM ÇİÇEKLE, BÖCEKLE, ASFALTLA UĞRAŞMAYACAĞIZ!

Biz kendi insanımızı çok fazla ihmal ettik, çok fazla unuttuk, kalplerini çok kırdık çok! Yine de bize küsmedilerse, gönül koymadılarsa, bu bizden değil, bizim insanımızın bizden umut kesmeyişinden.

Bu dönemde öyle denmeli ki,

Allah’a çok şükür ki,

Bizim talihimize,

Bizim bahtımıza sizler gibi hayır-hasenatı seven insanlar düşmüş.

İyi ki, biz sizin döneminizde bu şehirde sizlerle birlikte yaşama bahtına erişmişiz!

Eğer bu dönemde de,

Kendi insanımız unutulur giderse,

Elimiz onlara uzanmazsa,

Onlara ulaşılmazsa, vah bize, yazık bize!

Başkan Altay diyor ki, “bu dönem çiçekle, böcekle, asfaltla uğraşmayacağız!”

Bu cümle, şehrin duygularını iyi okuyan bir Başkan’ın oldukça anlamlı bir mesajı!

Konunun hassasiyetini gören,

Durumun nezaketini kavrayan tam yerinde bir davranış ve yaklaşım!

Olması gereken bu, yapılması gereken de…

Sayın Başkan, bu dönem bizim işimiz, vatandaşın derdiyle dertlenmek, hemhal olmak diyor.

“Allah’ın izniyle herkese yeteceğiz, el uzatmadığımız kimse kalmayacak” diyor.

 Ben gelmedim davi için / Benim işim sevi için / Gönüller dost evi için / Gönüller yapmaya geldim” diyen Yunus yaklaşımında bir tavır!

Bu dönem gönül alma dönemi,

Yaraları sarma dönemi,

Yanınızdayız, biz geldik kapınızın önündeyiz deme dönemi.

Bu dönem hassas dönem!

Bu dönem nazik dönem!

Bu dönem kırılgan dönem!

Bu dönem başka işlerle,

Başka meşguliyetlerle iştigal etme dönemi değil.

Bu dönem paylaşma, bölüşme dönemi.

Bu dönem; görülemeyeni görme,

Unutulanı hatırlama, el uzatılamayana el uzatma günü.

Bu dönem, devletimizin, kurumlarımızın, vatandaşımıza yanında olduğunu hissettirme dönemi.

Bu dönem, ihtiyaç sahiplerine ulaşma dönemi.

Bu dönem, aş kaynamayan ocaklarda aş kaynamasına vesile olma dönemi.

Bu dönem, yardımlaşma dönemi, tarumar gönüllerin, kapıda olan gözlerin gülümse günleri.

Bu dönem, herkese yetme, yetişme dönemi.

Büyükşehir Belediye Başkanımız Uğur İbrahim Altay’ın açıklamalarının ihtiyaç sahiplerinin gönüllerini serin bir pınar suyu gibi serinlettiğine eminim.

Böyle günler, yüzlerce yılda bir görülen günler.

Böyle günler, atlatılması zor günler.

Böyle günler, insanların ölümle yüzleştiği günler.

Böyle günler, yöneticilerin, zenginlerin, yardım kurumlarının sınandığı günler!

Böyle günler, hısım-akrabanın, komşunun sınandığı günler.

 

“AĞLAMAYAN ÇOCUĞA MEME VERMEZLER” SAFSATASINDAN VAZGEÇELİM ARTIK!

Oldukça kritik ve hassas günlerden geçiyoruz. Koronavirüs nedeniyle ekonominin durduğu, görevlilerin ve işe gitme durumunda olanlar haricinde,

İnsanların sokağa çıkamadığı,

Esnafın kepenklerini kapattığı,

Alışverişin yok denecek kadar azaldığı bir dönemin içerisindeyiz.

Sürecin ne kadar süreceği noktasında temenniler dışında bir açıklama yok.

Bu dönem;

Evine ekmek götüremeyen,

Ekmek götürmekte zorlanan,

Bir lokma ekmeğe muhtaç olanların daha fazla ortaya çıktığı bir dönem!

Bizim kültürümüze ait olduğuna zerrece inanmadığım,

“Ağlamayan çocuğa meme vermezler” diye özetlenen safsatadan vazgeçmemiz gereken bir dönem!

İhtiyaç sahibi olanların derdini anlatmaları, ağlayıp sızlamaları, mutlaka ilgili yerlere başvuruda bulunmaları şeklinde özetlenen bu yaklaşım,

Artık gönüllerimizi yaralamaya başladı.

Bu işlerle görevlendiren insanların neden yerlerinde oturdukları,

Neden gelecek listeleri bekledikleri,

Neden fakirleri arayıp bulmadıkları sorgulanmaya başladı.

 

BU DÖNEM, LİSTE FAKİRLERİNİN DÖNEMİ DEĞİL!

Bu dönem; Gözümüzün önünde olduğu halde görülmeyen,

Listede adı yok diye araştırılmayan,

Bulunmayan, gariplerin,

Kalenderlerin,

Fakir fukaranın bizzat tek-tek araştırılıp bulunması gereken bir dönem!

Bu dönem onun için, manevi kazancı tahminler ötesi olduğu gibi,  vebali de oldukça büyük olan bir dönem.

Bu dönemi, ihtiyaç sahibi olup da, ulaşılmayan hiçbir hane bırakılmayacak bir şekilde araştırılması gereken bir dönem.

Bu dönemi bu şekilde aşmak boynumuzun borcu!

Aşılamaması ise aşmayanların ağır bir veballe yüz yüze gelmesine neden olacak diye düşünüyorum.

Çünkü, bizim insanımız, başka milletlerin insanına benzemiyor.

Aç olarak ölür, yine ağlamaz! Bu güne kadar kendini hatırlamayanların kapısını çalmaz!

Büker boynunu, beni görsünler, duysunlar, hatırlasınlar diye bekler!

 

ESAS GÖNLÜNÜ KIRDIKLARIMIZ KENDİ İNSANIMIZ!

Geçmişte listelere bağlanmış kalmış olabilirsiniz. Bana gelen listede adı yoktu. Ne yapalım. Başvuruda bulunacaktı. Başvursaydı. Onu da mı ben yapacağım şeklinde yaklaşımlar yapılmış olabilir!

Bu dönemde, başvuruda bulunamayanların başvurusunu da,  araştırıp bulunmasını da yapmamız şart. Çünkü, bu dönem böyle bir dönem!

Elimizde ki listede adı varsa var, yoksa yok demek, kimseyi mazur göstermez!

Suriyeli sığınmacılardan sıra gelmeyen bu insanların kendi insanımız olduğunu bu sefer unutmayalım, bu sefer hatırlayalım!

Korona virüsün vurduğu ülkemizde ve şehrimizde işten çıkarılanlar var!

İşini kaybedenler var! Kapanan işyerleriyle birlikte kimyası bozulanlar var!  Yeise kapılanlar var!

Bir anda kendini çıkmaz sokaklarda bulanlar var!  Asgari ücretlerle işin içinde çıkamayanlar var!

Evlatlarına yetişmeleri yardımcı olmaları virüs yüzünden daha da zorlaşanlar var!

Geçmişte bu yaklaşımlara çok şahit olduk, çok eleştirilerde bulunduk!

Kendi vatandaşımızın unutulduğunu, hatırlanmadığını defalarca bu sütunlardan okurlarımızla paylaştık.

Listelerde adı olmayan, adı yok diye yardım edilmeyen kendi fakir-fukaramızı, garip- gurabamızı öncelikle araştıracağımız, bulacağımız, yok-yoksun bırakmayacağımız günler bu günler.

Esas gönüllerini kırdığımız, esas yalnız bıraktığımız insanlar bu insanlar!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum