GÖNÜL DEFTERİ HİKAYESİ!

Uzun uzun zaman önce,  memleketin birinde, iyi huylu insanların yaşadığı güzel bir şehir vardı. Bu şehirde temiz, dürüst, namuslu düzgün mü düzgün, adam gibi adam bir esnaf yaşardı.

Herkesle iyi geçinir, herkesin yardımına koşar, düşenin elinden tutar, kimseden karşılık beklemezdi.

Bu insanın herkesin imrendiği birde dostu vardı.

Onlar dosttu, arkadaştı, kardeşti.

Birlikte büyümüşlerdi.

Birbirlerinin derdini, sıkıntısını, tasasını yüzünden, hal ve ahvalinden bilirlerdi.

O dost, her Allah’ın günü, kendi dükkanına uğramadan,

Arkadaşının halini hatırını sorar, sonra gider dükkanını açardı.

Her ne olduysa bu dürüst esnafa nazar mı isabet etti,

İşleri mi kesat gitti bilinmez, bir anda dibe vurdu.

Kurtulmak için çok çırpındı.

Çırpındıkça daha da battı!

Ne yaptıysa bu kötü gidişattan kurtulamadı.

O artık bitti diyorlardı, bir daha kendine gelemez, kendini kurtaramaz. Çevresi vah…vah..tüh..tüh… diyenlerle dolmuştu.

Alacaklılar, önce kapısına, sonra dükkana geldiler.

İyidir, hoştur, onda bizim paramız kalmaz dedik amma, fena batmış!

Sıfırı tüketmiş! Artık ne kurtarabilirsek dedik, vardık Kadı Efendiye,

O da, arkadaşı çağırdı, seni bu şehirde herkes sever, sana mühlet verelim dedi...

Kendini toparla, borcunu ondan sonra öde diye kolaylık sağladı. 

Dürüst ve temiz esnaf ise, imkanım yok Kadı Hazretleri dedi.

Evimde, dükkanımda ne malım var, takdir sizin.

Alacaklılar gelsin alsın,

Geri kalan borcum her neyse tespit olunsun,

Ölmez sağ olursam ödemeye çalışayım dedi.

Sevilen biri olunca, kimse daha fazla üstelemedi.

Herkes alacağını aldı. Evi, bağı-bahçesi satıldı.

Esnafın Kadı Efendi’den ve alacaklılardan bir ricası oldu. Dükkanım dedi, dört kuşaktır ailemizin. Büyüklerimden yadigardır.  Boş kalsın isterim.  Şayet,  öldüğümü duyarsanız satın-savın.   

Alacaklılar haklarını alabildikleri ölçüde aldılar, esnafın bomboş kalan dükkanına dokunmadılar.

Yuvası dağıldı. Hanımının ailesi, kadın ne kadar kocasının yanında kalmak istediyse de, rıza göstermedi. Aldılar kızlarını ve iki küçük oğlancağızını, ilk gelen kervanla, kendi şehirlerine götürdüler.

Bu arada, o yediği içtiği ayrı gitmeyen, can dostum dediği, can kardeşim, kan kardeşim dediği çocukluk arkadaşı esnaf, bu sıkıntılar başladığı ve duyulduğu andan itibaren adeta sırra kadem basmıştı.

O herkesin imrendiği, maşallah dediği dost, arkadaşının sabah kahvesini içmeden dükkanını açmadığı o insan, dostunun dükkanının önünden geçmemek için yolunu değiştirmişti.

Oysa şehrin en zengin ailelerinden birinden geliyordu. İstese, dostunun sıkıntısını onun haberi olmadan daha işin başındayken bir şekilde çözebilir, bu yangını söndürebilirdi.

Lakin yapmadı. Parmağını dahi kıpırdatmadı.

Batsın dibe vursun, başına her ne hal gelirse gelsin diye her şeyi seyretmiş, tek bir kelime söylememiş, neden yardım etmiyorsun, hani en kıymetli arkadaşındı dostundu sorularını cevapsız bırakmıştı.

Üstelik ne aramıştı, ne de sormuştu.

Dürüst ve temiz, esnafa hiçbir şey onun aramaması kadar koymamıştı.

Gönül umduğu yere küser derler ya…

Kendi kendine, şöyle düşündü… Yarabbi dedi, ben bu insana iyilikten başka ne yaptım?

Ondan yardım talep etmedim. Ondan hiçbir şekilde bir şey istemeyeceğimi, verse de kabul etmeyeceğimi de bilirdi üstelik!

Sadece geçmiş olsun dese yeterdi.

Benden neden kaçtı, anlayamadım diyordu.

Dibe vuracağım belli olduktan sonra, sanki yer yarıldı içine girdi!

Aynı şehirde, aynı mahallede, aynı sokakta görüşemez olduk.

Bu durum beni daha da perişan etti.

Dibe vurmak nedir bilirsiniz.  Ticari, yönden batmış ve bitmiştim.

Kimseden bir şey istemeden bir şeyleri satıp savıp işin içerisinden kurtulmayı başarabilirdim.

Olmadı, yapamadım...

Ne mi yaptı o esnaf?  Bir sabah namazı sonrası şehirden ilk hareket eden kervana katıldı, çekti gitti şehirden. Nereye gittiğini kimseler bilemedi.

O gittikten sonra, şehrin bedesteninde o esnafın geçmişte hallettiği, çözüm getirdiği bir olay olsa, herkes, keşke burada olsaydı da, bu müşkülü çözseydi diye az konuşmadılar.

Esnaların Ağası topladı esnafları, kardeşler dedi, biz çok büyük bir hata yaptık. İstesek arkadaşımızı dibe vurmaktan kurtarırdık. Birde esnafız, doğruyuz, dürüstüz diye orta yerde dolaşıyoruz, yazıklar olsun bize, yazıklar olsun hepimize!

Hani o birliğimiz, dirliğimiz, beraberliğimiz nerede kaldı?

Bu arkadaş, hemen her kavganın önüne geçmedi mi? Küsleri barıştırmadı mı?

Dibe vuranları sessiz sedasız kimsenin haberi olmadan kurtarmadı mı?

Peki biz ne yaptık?

Adam mıyız biz be!

Herkes eğdi başını sustu kaldı!

Esnafların Ağası, bu dostumuzun dükkanını kimse almayacak, satılmasına rıza göstermeyecek, alanı duyarsam, bu şehirde esnaflık yaptırmam diye gürledi.

Aslında, esnafın dükkanı, bedestenin tam ortasında oldukça geniş bir yerdi. Bazı esnafların aklından geçse de, kimse o saatten sonra almaya ve teklif etmeye cesaret dahi edemedi.

Aradan birkaç yıl geçti.

Bir gece vakti, Esnaf Ağasının kapısı çalındı. Gelen misafiri içeri buyur ettiler.

Ertesi gün, bedestenin o işlek sokağına uzak diyarların birinden bir kervan geldi. Kervancı başının adamları yıllardan beri bomboş olan dükkanı önce güzel bir temizlediler, ardından da yepyeni mallarla doldurdular.

Dükkanda gözü olanlar, hemen Esnaf Ağasının dükkanına vararak. Ağam dediler, dibe vuran esnafın dükkanı hiç görmediğimiz kumaşlarla,  mallarla doldu taştı, kim bu dükkanın yeni sahibi, kim aldı o dükkanı?  Hani kimseye vermiyordun ya?

Esnaf Ağası, ben sözümden dönmedim dedi, dükkanın sahibi geldi, dükkanını teslim ettim. Borçlarını son akçasına kadar ödedi, helalleşti,  mevzu budur.

Az sonra esnaf geldi, bedesten bir anda bayram yerine döndü.

Birkaç gün sonra, esnafın, geçmişte herkesin imrendiği o vefasız dostu çıktı geldi dükkana, daha dün ayrılmışlar gibi kucakladı arkadaşını, halini hatırını sordu, kahvesini içti, ardından dükkanını açmaya gitti.

Esnaf ne mi yaptı?

Hiçbir şey!

Sadece içinden, gelsen de hoş, gelmesen de dedi, ben seni gönül defterimden öyle bir sildim ki, keşke sende bunu anlayacak feraset olsaydı!

Şehir şehire, hikaye hikayeye, dost dosta, arkadaş arkadaşa, esnaf esnafa benzer demişler.

Bir kıssadır anlattığımız, her kıssadan bir hisse almak hoştur demiş büyüklerimiz, kimseler üzerine alınmaya, gönül koymaya…

Sürçü lisan eylediysek affola…

Bir başka zaman daha güzel bir hikaye anlatırız inşallah!

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.