Prof. Dr. Mehmet Fidan

Prof. Dr. Mehmet Fidan

GÖNÜL YORGUNLUĞU

Anadolu insanımız bugün depresyon denilen hastalığa gönül yorgunluğu diyerek ne güzel bir bakış açısı kazandırmıştır. Kronik yorgunluk sendromu olarak artık yılda birkaç kez değil haftalık depresyonlar oluşmaya başladı.

Kadınların erkeklere göre daha yoğun yaşadığı bu gönül yorgunluklarının temel nedeni içselleştirme sürecini çok daha güçlü yaşarlar. Eşler arasında tükenmişlik oranları her gün artmaktadır. Gönül yorgunluğu insanlara hiçbir şey yaptırmaz. Hep dinlenmek ve hafta sonunu beklemek veya akşam olsa da yatsak modunda ömrümüzü tüketir. Kişi içindeki durumdan çıkamaz ve boğulur. Yalnızlaşır ve etrafında kimsenin olmasını istemez. Karamsarlığa kapılır ve bu durumun hiç bitmeyeceğini düşünmeye başlar.

Gönül yorgunluğunda en büyük mücadele insanın kendisine olan inancını kaybetmemesi ve şartsız Allaha teslimiyettir. Sohbet ortamları ve dostların sayısını artırmak bu dönemlerde daha da önemli hale gelir. Güneş o kadar çok önemlidir ki tabi ki anlayana ve bu ülkenin kıymetini bilenler anlar.

Artık çocuklar bile depresyona girmektedir. Dersler ağır ve at yarışı gibi bir mücadele sokarak onların çocuk olduklarını unutuyoruz. Adını da hemen koymuşuz e hayat kolay değil her şey onlar için hocam. Merhamet ve vicdan her zaman lazım olan iki duygu olduğunu unutuyoruz.

Zihinsel ve bedensel sağlığa kavuşmak için yanlış bilinen bu işin kafada bittiğidir. İnsanların tüm duygularının beyinde olduğu düşünülür ama öyle değildir. Sevgi kalpteyken tüm olumsuz duygular karın bölgesinde toplanır. Bilim insanları artık ikinci beyin olarak nitelendirdikleri bağırsaklardır. Bağırsak askısı tüm sindirim ve süzme sistemini kontrol etmektedir.

Kalp, beyin, bağırsaklar, karaciğer ve böbrek beş majör organdır. Bunları iyi beslersen ve güçlendirirsen birçok problemle baş etme şansına sahip olabiliriz. Peygamber Efendimiz ’in karın bölgesine neden taş koyduğu ve özellikle mide konusunda bu kadar neden hassas olduğu bizlere iyi bir ders olmalıdır. Karın ağrısıyla yaşarken aslında bizim bu gönül yorgunluğunun girdabına girdiğimizin farkında bile olmamız daha da vahim bir durumdur. Böbrekler korku duygusunu, karaciğer öfke ve kıskançlık duygularını depoladıklarını ve bunun gibi birçok örnekler olduğunu bilsek herhalde artık bedenimizin anlamını daha iyi idrak ederdik.

Gönül yorgunluğundan çıkmak için de en çok stresi yok etmek gerekir. Bizim beynimiz güneşe odaklıdır. Güneş varsa uyan yoksa uyumaya devam etmeye odaklanmıştır. Kışın depresyon artması ve uyuşuk günlerimiz artması buna bağlıdır.

Gönül yorgunluğunun azaltabilmek için iç huzurun sağlanması için bilim insanları çalışmalar yaparken bizlerin farklı rehberler ve çözüme kaçmamız ne kadar garip bir süreçtir. Namaz ve Oruç’un dinin temellerinden derken bu gözle bakamamak herhalde kör olmamızın vesilesidir. Herkes inanç geniyle doğar. Bir şeye bağlanmak ve inanmak zorundasın. Yoksa beyinde proteinler azalır ve psikolojik hastalıklara yakalanırsın.

Zaman yaşlanıyor ama Kuran gençleşiyor ilkesinin acaba neresindeyiz. Bak-Ara Süresinde bu konular o kadar güzel mesajlarla bize iletilmiş ki anlamak istemiyoruz. Günümüz modern dünyanın amacı yanlış bilgilendirme değil artık, düşünme kabiliyetini yormak, hakikati ortadan kaldırmak ve göstermemek üzerinde kurgulanmaktadır. Başkası olma kendin ol böyle çok daha güzelsin. Kendini tanımak ve farkındalıklarını bilmek seni Yaradan’a yaklaştırır yoksa gönlün boş ve yorgun olur.

.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.