Gülşen Çopur

Gülşen Çopur

Kızılay’da Neler Oluyor?

Yeni bir merhaba!

Yazılarıma bir yıldır ara vermiştim. Pusula Gazetesi’nde yoluma devam etmemle birlikte özellikle tekrar yazmaya başlamam gerektiği konusunda epeyce teşvik edici mesaj aldım. Bu konuda muhataplarına çok teşekkür ediyorum. Aslında biraz duygusal yapıda bir insan olduğum için tekrar yazmaya başlamak için bir şey olmasını bekliyordum.

O şey oldu galiba… Kızılay’a düştü yolum…

Gülnur Hanım’la tanışma fırsatını da böylelikle yakaladım. Kendisi Kızılay Mağazası’nın sorumlusu. Mağazayı aşağıda detaylıca anlatacağım zaten…

Bizim mesleğin en tatlı kısmı yaşadığımız bazı anılara imza atan insanlarla karşılaşıyor olmamız. İşte Gülnur Hanım’da benim için ‘Kızılay’ denilince bundan sonra aklıma gelecek ilk insan…

Kızılay’ın giyim mağazasını duymuştum ama nasıl bir işleyişi olduğunu merak ediyordum. Bu vesile ile Kızılay’ın kapısını çaldım. Gülnur Hanım bana öncelikle merkezin mağaza kısmını gezdirdi. Ciddi anlamda bir giyim mağazasında ne varsa hepsi düşünülmüş. Özellikle askılardaki kıyafetlerin gayet şık ve güncel olması dikkatimi çekti. Başvuru şartlarını yerine getiren bir ihtiyaç sahibi buradan mis gibi alışverişini yapıp ayrılıyor.

Zaten görevliler ürünleri adeta kendileri için alıyormuş gibi itinayla alıp askılara ekliyormuş. Gülnur Hanım beni içerde gezdirirken o kadar heyecanla anlattı ki size o gözlerindeki ışığı anlatamam.

Bence Kızılay gibi yerlerde görev alan insanların içinde sevgi ve merhamet fazlası ile olmalı. Çünkü bence bu tür işler sadece iş değil! Zaten merkezdeki diğer arkadaşlarda da bunu fazlasıyla gördüm diyebilirim.

Gelelim Gülnur Hanım’la sohbetime…

Sohbet ederken mağazaya gelen bir çocuktan bahsetti. 3-4 yaşlarındaki bu minik kıza annesi alışveriş yaparken ışıklı ayakkabıları göstermişler. Minik kız ışıklı ayakkabının heyecanı ile ayağındaki pembe terlikleri ve elindeki balonu öylece oraya fırlatıp koşturmaya başlamış. Bunu anlatırken Gülnur Hanım’ı görmenizi isterdim. Ofiste ortamında olmamız sebebiyle alt perdeden konuşmaya çalışıyor fakat bir taraftan da heyecanını asla gizleyemeyip bütün el hareketleri jest ve mimikleriyle o çocuğu mutlu ettiği için heyecandan yerinde duramıyordu. Ne yalan söyleyeyim. İmrendim… Bunu bir iş gibi anlatmadığı samimiyetinden ve anlatışından o kadar belliydi ki…

Bir yazar diyor ya, ‘Samimiyet ruhun özgürlüğüdür’ diye. O özgürlüğe çok insan da şahit oldum. O özgürlüğe yaşadığımız yüzyılda pranga vurulmaya çalışılsa da böyle arada sırada denk gelmek bana hala bir şeylerin yolunda gittiğini gösteriyor.

Sonra şunu söyledi. “Biliyor musunuz? Buraya gelen insanların çoğu kıyafet bedenlerini bizimle birlikte öğreniyor.”

Bu ne kadar derin bir cümle… Belli bir yaşa gelmişsin ama hiç kendi kıyafetini kendin almadığın için, hep başkalarından gelene kail olduğun için kendini tanıma fırsatına erişememişsin.

Bizim hayatımızın rutini olan bazı şeyler birileri için ne kadar lüks… Bence Kızılay kıyafet yardımını mağaza usulü ile yaparak aslında bunu amaçlamış. Bu cidden çok ince düşünülmüş ve harika bir karar! O yüzden yazımın ulaştığı tüm yardımseverleri bu mağaza için bir şeyler yapmaya davet ediyorum.

KAYBEDİYORUZ!

İlkokulda öğretmen Hayat Bilgisi dersinde en çok Türkiye’nin doğasından bahsederdi. “4 mevsimi yaşıyoruz, denizlerle çevriliyiz, her türlü meyve sebze yetiştirebiliyoruz ne tatlı bir ülkemiz var değil mi çocuklar” demesi hala kulağımda...

Gelgelelim o güneşli çocukluğumuz, yerini kendi ellerimizle inşa ettiğimiz bu günlere bıraktı.

Geçen sene ‘entübe’ kelimesi girmişti sözlüklerimize, bu sene de müsilajı öğreniyoruz. Sonuçta anlamına bakınca müsilajda denizlerin entübe olması gibi bir şey!

Çok tatsız günler… Gelecek için endişelendiğimiz günler. Biz zaten böyle her şey olup bittiğinde endişelenmeyi severiz. Güzelim Marmara’yı sanki biz o hale getirmemişiz, sanki doğanın kulağını çeke çeke eziyet etmemişiz gibi ‘vah vah’ deriz. Şimdi Ege’de de görülmeye başlayan müsilaj üç tarafı deniz olan, rahmetli öğretmenimin deyimiyle, ‘Tatlı ülkemiz’ kekremsi bir tada büründü.

Hoyratça el birliği ile çocuklarımıza yaşanacak bir yer kalmasın diye uğraşıyoruz. İşte Konya’da da kuraklık ve obruk haberleri gündemimizde… KOSKİ’den gelen haber üzerine herkes bir önlem alınsın diye feryat figan… İyi alınsın da neye alınsın kime alınsın? Herkes yakan top oynarmışçasına elindeki topu başkasına atıp kurtulmanın peşinde… Şu dakikadan sonra sen, ben kendimize çekidüzen verip, ‘Ben ne yapabilirim’in peşine düşmeliyiz!

Göllerde ve barajlarda korkunç küçülmeler, genelde Karapınar’da olduğunu bildiğimiz obrukların başka ilçelerde de oluşmaya başlaması, tarımın yapılamayışı, içme suyumuzun bile sıkıntıya girmesi…

Konya sancılı bir sürecin tam ortasında…

Geç kalınmışlıklar çok fazla…

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
5 Yorum