Komplo teorileri ve seküler mistisizm-2

Dün anlattığımız tarzdaki komplo teorilerinin hemen hepsinde olmasa bile büyük bir bölümünde benimsenen “sonuçlara dayalı açıklama modeli” bu tip teorilerin ilk göze çarpan kusurudur. Yaşadığımız olaylardaki “maijeur arcana”yı (sırr-ul ekberi) açığa vurmak üzere benimsenen rasyonellik tarzları ve “muhasebeci”lere özgü bir kâr-zarar çizelgesi eşliğinde olgu ve olayları yorumlayan bu tür teoriler gündelik hayatımızda aşina olduğumuz türden bir hesapçılıkla hareket eder: “Olayların böyle gelişmesinden kim kârlı çıkıyorsa bu olayların böyle gelişmesini tezgahlayan da odur.” Esasen bu bilgelikte de “kadir-i mutlak” birtakım özneler varsayılır, komplo teorisinin dile getirilişi boyunca varlığı bize duyurulan, analiz öncesinde de kimliğinin sarih olduğunu, ama analizin içerdiği retorik yapı gereği telaffuz edilmediğini düşündüğümüz bu “özneler”i ifşa etmek üzere geliştirilmiştir bu teoriler. Sonuca dayalı bu açıklama modeliyle siyasi ve sosyal gelişmelerdeki olumsallıkları hemence devre dışı bırakan bu komplo teorileri büyük ölçüde yaşadığımız olaylardan duyduğumuz dehşet duygusunun rehabilitasyonuna da yardımcı olurlar. Bu olayları bizim için normalleştirir, zaten varlıklarını bildiğimiz “olağan zanlıları” bizim için neredeyse “suçlulukları inkar edilemez” bir hale dönüştürürler. Arap Baharı esnasında Arap Baharı’nı oluşturan isyan dalgalarının arka planında ABD, AB vb. büyük devletleri gören komplo teorileri ya da 11 Eylül 2001’de İkiz Kuleler’e yapılan saldırıları bizzat ABD’nin tezgahladığını varsayan teoriler bu türün en güzel örnekleridir.

 Bu teorilerin sonuca dayalı açıklama modellerindeki aksaklık Yahudiler için üretilen komplo teorilerindeki “çaresizlik” duygusunu bize tekar yaşatır. Ne yapılırsa yapılsın, kişinin kendisinin değil “gizli, belirlenemez, düşman” bir figürün bütün bu yapılanları yönlendirdiği düşünülür. Eylemenin ve özne olmanın imkansızlaştırıldığı, anlamsızlaştırıldığı bir kertedir bu. Sonuçları sebeplere göre değil, sebepleri sonuçlara göre tespit eden bakış açılarıyla komplo teorilerinin bize sunduğu derin bir endişe, karamsarlık ve nihilizmdir eni sonu. Bu noktadan sonra komplo teorilerinde içerilen zihin yapılarının bir tür seküler mistisizmle yoğrulduğu bile düşünülebilir. Bu mistisizm içinde düşünme yetisinin uzlete çekildiği, komplo teorilerinin gerektirdiği meditasyondan ötesine asla geçilemeyen, sebep ve sonuç ilişkilerini kısa devreye uğratmadan zahmetlice de olsa çözümlemeyi öneren bakış açılarına kapıları büsbütün kapatan bir mistisizm. Peki bu seküler mistisizme karşı nasıl bir tavır almalı?

 “Kağıt olan yerde üçkağıt da vardır.” Teşhis İsmet Özel’e ait. Hayatın olağan akışı içinde rastlanabilecek, belki de sadece hayret duygumuzu harekete geçirmekle yetinsek yerinde bir tavır sergileyeceğimiz olumsuzlukları ve tuhaflıkları bile bizim için sıradışılaştıran, bu olumsuzlukların arkaplanına birtakım “ecinniler”i yerleştirerek düşünme gücümüzü dumura uğratan, bizi yaşadığımız hayatlara sahip çıkmaktan alakoyan komplo teorileri belki de en çok eyleme ve özne olmaya dair taşıdığımız korkudan beslenir. Kurulan tuzakları belirlemeye çalışmak başkadır, bütün bu tuzakları gayrışahsileştirip tuzak kuranları neredeyse kadir-i mutlak, olaylardaki tüm akışa hakim bir konuma getiren birer teori haline dönüştürmek başka. Çünkü biliyoruz ki eğer bir tuzak varsa kurulan tuzaklardan daha hayırlısı bizzat tuzakçılara kurulur. Çünkü “Allah tuzakların en hayırlısını kurar.”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.